nun 20. maddesi yollamasıyla 5411 S.K'nun 134 maddesi uyarınca geçersizliğine karar verildiği, temlik alacaklısının Türk Hukukuna göre 5411 S.K'nun 134 maddesi gereğince ancak "Bu sözleşmelerin geçersizliğinden dolayı karşı tarafça açılacak tazminat davalarında sözleşmede muvazaa bulunmadığını ve sözleşmeyle ödenen bedelin muvazaalı olmayan rayiç bedel olduğunu ispat yükü davacıya aittir." düzenlemesi kapsamında dava açması gerektiği anlaşılmakla 12.11.2020 tarihli celsenin 1. ara kararı gereğince verilen Davacı tarafa ...'e karşı 01.06.2016 tarihli devir ve temlik sözleşmenin muvazaa nedeniyle iptali için dava açmak için süre verilmesi ara kararından vazgeçilmiştir. Taraflar arasında borca ve miktarına ilişkin bir ihtilaf bulunmayıp, bu borcun alacağın temliki sözleşmesi dikkate alındığında kime ödenmesi gerektiği ihtilaf konusudur. ...'nin 05.02.2021 tarihli kararı ile bu temlik sözleşmesinin 6758 S.K.'...
Üyeliği devreden üyelik hisse devir sözleşmesinden dönmemiş veya sözleşmenin herhangi bir nedenle devrin tarafları arasında bağlayıcı olmadığı savunularak sözleşmenin iptali de sağlanmamış ise, devredenin artık dava konusu hisse üzerinde herhangi bir hakkı kalmamıştır. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/1245 Esas;2015/2438 Karar) Üyelik devri ile ilgili tüm ilkeler bu şekilde olmakla birlikte, somut olayda dava dışı ... tarafından keşide edilen Ankara ... Noterliği'nin 25/03/2022 günlü ... yevmiye sayılı ihtarnamesinde, Kooperatif ortaklığını 14/01/2022 tarihinde ortaklığı davacı ...'e devrettiği, Kadıköy ... Noterliği aracılığıyla gönderdiğiniz ... nolu birinci ihtarname gereği talep edilen tutarın ödendiği, Devir belgelerinin yeniden gönderilebileceği, açıklanmıştır. Hisse devri yapan dava dışı ... ortaklığı devam ederken 14/01/2022 günlü “... Kooperatifi Ortaklığı İçin Devir Sözleşmesi" ile kooperatifin kendisine ait ... Ada ... Parsel ... Mahallesi ... Etap projesi kapsamındaki ......
Birleştirilen 2007/371 Esas sayılı davada davacı ...; mirasbırakanın malvarlığını davalı ... ile ondan olma davalı çocukları ..., ... ve ...’ya verdiğini ileri sürerek, mirasbırakanın terekesinin tespiti ile bankalardaki paralar ile şirket hisselerinin devri nedeniyle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.500.000 TL’nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline, mümkün olmazsa tenkisine, dava konusu 2019 ada 7 parsel yönünden davalılar adına olan tapu kaydının muvazaa nedeniyle iptaline, bu talebi yerinde görülmez ise saklı payının tenkisine karar verilmesini istemiştir. (2415 ada 22 sayılı parsel yönünden talep sonucunda bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür.)...
Yine ... 01.03.2017 tarihinde yönetici olarak atanmış olmasına dayalı olarak yaptığı işlemlerin iptali istenmiş olmakla birlikte bu genel kurulun geçersiz olması nedeniyle bu kişinin yönetici olarak atanması da söz konusu olmamıştır. Sonuç olarak davacının 01.03.2017 tarihli genel kurul iptali davasının şartları gerçekleştiği çağrısız genel kurul şartlarının bulunmadığı belirlendiğinden 01.03.2017 tarihli genel kurulun yoklukla sakat olduğunun tespitine karar verilmiştir. Diğer talep olan şirkete ait taşınmazın satışını usulüne uygun olmadığı iddiasının da TTK m. 408/2 gereğince genel kurul kararı alınmadan yapıldığından bu işleme ait bir karar olmaksızın yapıldığından iptal edilecek bir karar bulunmadığı tespit edilmiştir. İşlemin iptali için ise satın alan üçüncü kişi ye husumet yöneltilerek bir tapu iptali davası yoktur. Bu halde işlemin muvazaa sebebi ile iptali için 3. kişi davalı gösterilmelidir....
devri yönünden tasarrufun iptali davası açıldığını ve tüm cebri icra devirlerinin muvazaa nedeniyle iptali için dava açıldığını, iptal davalarının henüz sonuçlanmadığını savunarak, davanın reddi ile bahsi geçen davaların sonucunun bekletici mesele yapılmasını gerektiğini savunmuştur....
devri yönünden tasarrufun iptali davası açıldığını ve tüm cebri icra devirlerinin muvazaa nedeniyle iptali için dava açıldığını, iptal davalarının henüz sonuçlanmadığını savunarak, davanın reddi ile bahsi geçen davaların sonucunun bekletici mesele yapılmasını gerektiğini savunmuştur....
Gelinen bu noktada, önalım hakkına konu edilen pay satışının, geçersiz de olsa arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayanıyor olması nedeniyle gerçek ya da muvazaalı satış olup olmadığı ve bu durumun davacının hukukunu etkileyip etkilemeyeceği üzerinde durulması gerekir. Bilindiği üzere, herhangi bir sözleşmede muvazaa, o sözleşmenin taraflar için söz konusu edilebilir. Yani ancak, taraflar bir sözleşmede muvazaa yapabilirler. Sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişinin muvazaasından söz edilemez ve taraf muvazaasından sorumlu tutulamaz. Davacı önalım hakkına konu pay satışında taraf değildir. Esasen önalım davalarında satışın tarafı olmayan davacı yönünden muvazaa savunması dinlenemez. Tersine bazı durumlarda davacı muvazaa iddiasını ileri sürebilir. Örneğin tapuda bağış olarak yapılan işlemin gerçekte satış olduğu iddia edilerek muvazaa iddiasında bulunulabilir, ispat halinde de önalım hakkını kullanabilir....
ın bilgisi ve rızası dışında herhangi bir delil ve satış belgesi olmaksızın gerçekleştirildiği, hisse devrinin hukuksal dayanaktan yoksun olduğu, usulsüz devredilen bu hisse devrinden dolayı katılan ...'a herhangi bir ödeme yapılmadığı ve sanık ... tarafından iddiaların aksini ispat edecek yönde bir ödeme belgesinin de sunulmadığı, katılan ...'a ait hisselerin ne şekilde el değiştirdiğinin tespiti amacıyla hisse devir işlemine ilişkin belgelerin şirket yetkililerinden ve ....Holding A.Ş. avukatlarından yazılı olarak defalarca istenmesine rağmen herhangi bir sonuç elde edilemediği, bu nedenle söz konusu pay devri işleminin nasıl gerçekleştirildiği ve hisse devirlerinin pay defterine işlenip işlenmediğinin tespit edilemediği, bu duruma göre katılan ...'a ait olması gereken 6.213.853 adet payın, 2.221.533 adedinin katılan ...'a, 1.996.160 adedinin katılan ...'a, 1.996.166 adedinin ise sanık ...'e intikal ettiği, katılan ...'...
nin iptali talep edilen 30/06/2014 tarihli genel kurulu bakımından da öncelikle bu şirkette dava dışı ...'ın hissesine hiç rastlanmamış olup davalı ...'ın ancak şirketteki hakim konumu dikkate alındığında ve genel kurulda alınan kararlar incelendiğinde TTK'nun toplantı ve karar nisabına aykırılık teşkil eden bir hususa rastlanmamış olup genel kurul kararlarının iptali veva butlanı koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup davacıların her iki şirket aleyhine açtıkları davanın yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Denilerek esasen 1996 ile 2003 yılları arasında yapılan genel kurul hazirun cetvellerinde baba (muris) ...’ın hisselerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu yıllarda, davalı/...’ın %99,5 hisseye sahip olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır....
HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL İlk Derece Mahkemesince verilen tapu iptali ve tescil davasının reddi ile terditli tenkis taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin kararın, davacılar vekili vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 bendi uyarınca mahkeme kararının kaldırılmasına, tapu iptal ve tescil ile tenkis taleplerinin reddi ile vekalet ücreti yönünden yeniden hüküm kurulmasına dair verilen karar süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I....


