Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. Ancak tazminatın hesaplanması noktasında; idare mahkemelerince sosyal riske dayanılması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve aktüerya hesabı ile idarenin tam kusurlu kabul edilerek maddi tazminatların hesaplandığı görülmüştür. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır....
hizmet kusuru işlediği, davacı tarafından kazaya yol açan yabancı uyruklu şahıs nezdinde adli takibe geçme olanağı bulunmaması, her ne kadar ortaya çıkan zarar ile hizmet kusuru arasındaki illiyet bağını izafi hale getirmekte ise de, adı geçenin, karşı tarafın mali sorumluluk sigortası olması halinde 2918 sayılı Yasanın 99.maddesi uyarınca tespit tutanağının sigorta kuruluşuna ibrazı ile çok kısa bir süre içerisinde zararını tazmin olanağı bulunması, idarelerin hizmet kusuru ile zararın karşı tarafça tazmin edilmemesi nedeniyle davacı mamelekindeki meydana gelen azalma arasında, dolaylı bir illiyet bağı bulunduğunu ortaya koyduğu, bu durum karşısında davalı idarelerin, davacının başka bir yolla telafisi imkanı kalmayan ve karşı tarafın kusur oranı ile sınırlı olan maddi zararını Anayasanın 125.maddesi hükmü gereği ve müşterek olarak tazmin yükümlülüğü bulunduğu sonucuna varılmış olup, anılan kazadaki kusur oranlarının kaza tespit...
Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davada, meydana geldiği iddia olunan hasarla ilgili olarak müvekkili idareye kusur izafe edilmek suretiyle uğranılan zararın tazmini talep edilmekte olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği gibi meydana gelen hasarda müvekkili idarenin kusuru söz konusu ise bu ancak bir hizmet kusuru olabileceğini, uyuşmazlık mahkemesinin örnek kararı sunulmuş olup, işbu kararı nedeniyle huzurdaki davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, müvekkili idare ......
İdare Mahkemesince; dosyadaki bilgi, belge ve raporlar birlikte ele alındığında, meydana gelen olayın davalı kurumun tıbbi cihazlarının bakım-onarım, kalibrasyon ve tamir iş ve işlemlerinden sorumlu birimlerinin kusurundan kaynaklandığı, bu durumda, hizmetin sunumunda kullanılan araç ve gereçleri hizmete uygun olarak hazır bulundurmadığı görülen idarenin, davacıların maddi ve manevi zararlarından hizmet kusuru nedeniyle hukuksal sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerektiği, davacı Beyhan yönünden, kişisel tercihi sonucu gelir elde ettiği işini bırakması nedeniyle davalı idarenin hizmet kusuru ile gelir azalışı arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunmadığı, davalı idarenin bu nedenle uğranılan gelir kayıpları karşılığı maddi zarardan hukuksal olarak sorumlu tutulamayacağı, yine olayın oluşu, baba ...'...
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir....
Mahkemenin 2008/19-74 sayılı birleştirilen dosyasında; davacı ... vekili, davalı ... aleyhine açtığı davada; davalı tarafın kusuru nedeniyle meydana gelen kazada müvekkilinin aracının hasarlandığını, davalı tarafın 6/8 oranında kusurluğu olduğunu, tespit raporuna göre 4.140 TL hasar, 1.500 Tl değer kaybı olmak üzere 6.640 TL zarar olduğunu belirterek tespit masraflarıyla birlikte 6.958 TL'nın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsilini talep etmiş; asıl dosyaya davalılar ... ve ... vekili, verdiği cevap dilekçesinde kusuru, tazminat miktarını kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili, kusuru, hasarı kabul etmediğini, müvekkili aleyhinde hizmet kusuruna dayanılarak adli yargıda dava açılamayacağını savunmuştur. Davalı ... Sigorta A.Ş vekili, sigortalının kusuru oranında gerçek zarardan poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluklarının bulunduğunu savunmuştur. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile 862,50 TL tazminatın davalılar ..., ..., ......
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar....
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının olayın niteliği ve yaşanılan üzüntüye kıyasla yetersiz olduğu, gerçekleşen patlamada idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu, aynı olayda manevi zarar gören farklı kişiler için daha yüksek miktarda hükmedilen manevi tazminat tutarının daha önceden Danıştay tarafından onandığı, manevi tazminat miktarının olayın oluş şekli, tarafların kusur durumu, paranın satın alma gücü, meydana gelen zararın büyüklüğü ile tarafların iktisadi ve toplumsal durumunun dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği ileri sürülerek İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine yönelik bölümünün bozulması istenilmektedir....
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur....
Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. Ancak tazminatın hesaplanması noktasında; idare mahkemelerince sosyal riske dayanılması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve aktüerya hesabı ile idarenin tam kusurlu kabul edilerek maddi tazminatların hesaplandığı görülmüştür. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır....


