Davalı vekili davanın zamanaşımına uğradığını olay tarihinde yol yapım işini üstlenen yüklenici firmanın sorumlu olduğunu kusuru, hasarı kabul etmediğini, dava tarihinden faiz istenebileceğini idarenin hizmet kusuru nedeniyle açılan davalarda idari yargının görevli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece dosya kapsamına göre idarenin hizmet kusuruna dayanılarak açılan davaya idari yargıda bakılması gerektiğinden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, ve aşağıda dökümü yazılı 14.00.-YTL peşin harcın onama harcına mahsubuna 7.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Dava konusu olayın bir terör olayı olduğu açık olmasına rağmen, bu terör olayında idarenin hizmet kusuru/ kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dairemizin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelere atfı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönündedir. Bu nedenle öncelikle idarenin / idarelerin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusuru / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir....
Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. İdare Mahkemesi kararında maddi tazminata ilişkin hesaplamanın 5233 sayılı Kanun kapsamında yapıldığı ifade edilse de bilirkişi raporunda idarenin kusurlu olduğundan hareketle davacının maddi tazminat talebi hakkında hesaplama yapılmıştır. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır....
olayın gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığından olay nedeniyle zarar gören mağdurun yaşı, tedavi sürecinin uzunluğu, zararın niteliği, olay nedeniyle davacının okuluna gidemediği, aradan uzunca bir zaman geçmesine ayakta durmakta bile zorluk yaşaması, travma sonrası stres bozukluğu geliştiğinin gözlemlendiği ve bacağındaki kırıklar nedeniyle sosyal çevresinden ayrı kaldığı göz önüne alındığında, söz konusu olay nedeniyle davacının duymuş olduğu elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek olan ve davacı tarafından talep edilen 155.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 17/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak manevi tazminat bakımından davanın kabulüne karar verilmiştir....
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, idarenin ağır hizmet kusuru halinde sorumluluğunun bulunduğu, dava konusu olayın miting alanı dışında, miting saatinden önce meydana gelen bir terör olayı olduğu, bu nedenle 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, idarelerin sosyal risk ilkesi gereği sorumluluklarının bulunmadığı, tazminat tutarının hatalı ve fahiş hesaplandığı, davacıların gerçek zararlarının tespit edilmediği, davacılara olay nedeniyle yapılan ödemeler ve bağlanan aylıklar mahsup edilmeksizin yapılan tazminat hesaplamasının sebepsiz zenginleşmeye yol açtığı ileri sürülmektedir....
Davalı ..., hizmet kusuru nedeniyle açılan davada görevli mahkemenin İdare Mahkemesi olduğunu bildirerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece hizmet kusuru nedeniyle açılan davalarda görevli mahkemenin İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, iş makinesinin davacıya ait kabloya zarar vermesi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davalı ... ile dava dışı Mak-Yol arasındaki sözleşme nedeniyle yapılan çalışma sırasında olayın meydana geldiği anlaşılmaktadır. Davalı ... bu sözleşme gereğince dava edilmiştir. Dava dışı Mak-Yol ve taşeronlarının belediye adına yaptıkları çalışmalarda meydana gelen zarar, hizmet kusuruna değil, haksız fiil ve sözleşmeye dayanılarak istenilmiştir. Bu nitelikteki bir davanın ise adli yargı yerinde incelenip sonuçlanması gerekmektedir....
Gerek yargı kararlarında gerekse doktrinde tazminat hukukunda idarenin sorumluluğu iki şekilde doğmakta olup; tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Burada; idarenin tazmin sorumluluğunun tespitine yönelik olarak; hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeri dışında kalan ve 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi kapsamında idarelerce tesis edilen işlemler nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıklarda oluşan hukuki durum ve sorumluluğun tespiti gerekmektedir....
Zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından, idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemiyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Olayda zararın güvenlik kuvvetlerince mevzi güvenliği amacıyla döşenen mayına basılması sonucu davacıların çocuğunun sakat kalması nedeniyle meydana geldiği, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında oluştuğu, zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğu açık olduğundan, açılan tam yargı davasında sosyal risk ilkesine dayanılarak hüküm kurulmasına olanak bulunmamaktadır. Dosya incelendiğinde, idarenin hizmet kusuru saptanamamakla birlikte, yürütülen güvenlik hizmeti sırasında kusuru bulunmayan davacıların uğradığı özel ve olağandışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmini gerekmektedir....
Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. Ancak maddi tazminatın hesaplanması noktasında; idare mahkemelerince genel hükümler sosyal riske dayanılması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve aktüerya hesabı ile idarenin tam kusurlu kabul edilerek maddi tazminatların hesaplandığı görülmüştür. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır....
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır....


