Dava konusu olayın bir terör olayı olduğu açık olmasına rağmen, bu terör olayında idarenin hizmet kusuru/ kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dairemizin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelere atfı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönündedir. Bu nedenle öncelikle idarenin / idarelerin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusuru / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir....
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, idarenin ağır hizmet kusuru halinde sorumluluğunun bulunduğu, dava konusu olayın idarenin hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk halini doğuracak bir olay olmayıp bir terör eylemi olduğu, bu nedenle 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, manevi tazminat ilgili Kanunda düzenlenmediğinden sorumluluklarının bulunmadığı, belirlenen manevi tazminatın düzenlenme amacına aykırı yüksek belirlendiği, manevi tazminatta temerrüt olmadığından faize hükmedilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir....
Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Yukarıda izah edilen gerekçeyle Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir....
aleyhine 08/11/2013 gününde verilen dilekçe ile hizmet kusuru nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21/03/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı vekili Avukat ... tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, hizmet kusuru nedeniyle uğranılan maddi zararların ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. Davacı, davalı köy tüzel kişiliğinin kanalizasyon borularının tadilatından sonra kiraz ağaçlarının bulunduğu bahçesine sızan su nedeni ile kiraz ağaçlarının bir kısmının kuruduğunu belirterek uğramış olduğu maddi zararın tazminini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur....
Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Bu dosyalarda maddi tazminat hesaplamasında; sosyal risk ilkesine uygun olarak tazminat ve sorumluluk dengesi sağlanması açısından hesabın % 50'sinin kabul edilmesinin hem davacı ve davalı yönünden adil, hem de hukuki gerekçeye uygun bir çözüm olduğu düşünülmektedir....
ve olay sonrası olarak değerlendirildiği, Dava konusu olayın, bir terör olayı olduğu açık olmasına rağmen, bu terör olayında idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği, Dairelerinin konuyla ilgili yerleşik içtihadının, terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelere atf-ı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönünde olduğu, Dava dosyası ve aynı olaya ilişkin olarak açılan diğer temyiz dosyalarının birlikte incelenmesinden, dava konusu olay öncesinde, olay esnasında ve olay sonrasında, davalı idare/idarelere atfedilebilecek hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk halinin bulunmadığının anlaşıldığı, Kararın, müteveffa...
Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. Ancak tazminatın hesaplanması noktasında; idare mahkemelerince sosyal riske dayanılması halinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve aktüerya hesabı ile idarenin tam kusurlu kabul edilerek maddi tazminatların hesaplandığı görülmüştür. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır....
Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Bu dosyalarda maddi tazminat hesaplamasında; sosyal risk ilkesine uygun olarak tazminat ve sorumluluk dengesi sağlanması açısından hesabın % 50'sinin kabul edilmesinin hem davacı ve davalı yönünden adil, hem de hukuki gerekçeye uygun bir çözüm olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerle Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminatın hukuki gerekçesi ve hesaplaması açısından; manevi tazminatın ise yüksek olması nedeniyle miktar yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir....
Davalı belediye başkanlığı vekili, müvekkili kurumun kusuru olmadığını, davalı ... kazaya karışmadığın, davalı Tedaş vekili belediyenin yol yapım çalışmasından müvekkili kurumu bilgilendirmediğini, kusurları bulunmadığını savunmuşlardır. Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davalı ...'in kusuru bulunmaması nedeniyle hakkında açılan davanın reddini, davalı Belediye Başkanlığı ve Tedaş'ın hizmet kusuru nedeniyle idari yargının görev alanına gireceğinden bu davalılar hakkında açılan dava yönünden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hüküm davalı Orduzu Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hükmü temyiz eden davalı Belediye Başkanlığı hakkındaki dava yargı yolu sebebine dayalı olarak reddedilmiştir. Her ne kadar diğer davalı Tedaş hakkındaki davanın adli yargıda görülmesi gerekmekte ise de davalı Tedaş ve davacı ...'in hükmü temyiz etmemesi karşısında bu konu bozma nedeni yapılamamıştır....
Bu durumda, okula ait halının davacılardan ...’a yıkatıldığının anlaşılması karşısında, olayın oluşumunda müterafik kusur bulunduğunun, adı geçen davacının kusuru yanında, okulda gerekli düzenin kurulamaması, görevlilerin kayıtsızlıkları nedeniyle idarelerin de hizmet kusuru olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, davacılardan ... ile davalı idarelerin kusur oranlarının belirlenerek, bu oran dâhilinde olayda hizmet kusuru olan davalı idarelerin hukuki sorumluluğuna gidilmesi ve tazminat isteminin karara bağlanması gerekirken, olayın bütünüyle adı geçen davacının kusurundan kaynaklandığının kabulü suretiyle davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, karar düzeltme talebinin kabulüne, … İdare Mahkemesinin … tarihli E:… K:… sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan mahkemeye gönderilmesine, 20/01/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi....


