Bununla birlikte Mahkeme kararı gereği yerine getirilirken; kadastrosu tamamlanan yerlerde mülkiyet durumunun esas alınması, bu bakımdan zilyetlik iddiasında bulunulan yerlerin ya da daha önce yapılmış olan keşiflerde başvurucu lehine tespit edilmiş olan taşınmazların, tapu kayıtlarının gerek davacıdan (başvurucudan) istenilmesi, gerekse davalı idarece araştırılması, zilyetlik iddiası ile kadastro tespiti arasında var olabilecek farklı durumların nedeninin davacıdan (başvurucudan) (belge, sözleşme, dava vs. ile) ispatlanmasının istenmesi, bu ispatın gerçekleştirilemediği ve tapusu bulunmayan taşınmazlar hakkındaki zilyetlik iddialarının ise dinlenmeyeceği; bu anlamda 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması gereken bir zararın oluşup oluşmadığına ve mükerrer ödemelerde bulunulmamasına dikkat edileceği açıktır. Açıklanan nedenlerle, kararın düzeltilmesi isteminin yukarıda belirtilen açıklama ile reddine, 28/09/2021 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi....
Bununla birlikte, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında, davacının zilyetliğinde bulundurduğu taşınmazları üzerinden yapılan keşif neticesinde bilirkişiler tarafından hesaplanan tazminat miktarının ödenmesinin, geçerli bir sebebe dayanmaksızın davacıya teklif edilmemesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesine de yer verilmiş ise de; Mahkeme kararı gereği yerine getirilirken kadastrosu tamamlanan yerlerde mülkiyet durumunun esas alınması, bu bakımdan zilyetlik iddiasında bulunulan yerlerin ya da daha önce yapılmış olan keşiflerde başvurucu lehine tespit edilmiş olan taşınmazların, tapu kayıtlarının gerek davacıdan (başvurucudan) istenilmesi, gerekse davalı idarece araştırılması, zilyetlik iddiası ile kadastro tespiti arasında var olabilecek farklı durumların nedeninin davacıdan (başvurucudan) (belge, sözleşme, dava vs. ile) ispatlanmasının istenilmesi gerekmekte olup; bu ispatın gerçekleştirilemediği tapusu bulunmayan taşınmazlar hakkındaki zilyetlik iddialarının ise dinlenmeyeceği, bu anlamda...
Bununla birlikte, her ne kadar İdare Mahkemesi kararında, davacının zilyetliğinde bulundurduğu taşınmazları üzerinden yapılan keşif neticesinde bilirkişiler tarafından hesaplanan tazminat miktarının ödenmesinin, geçerli bir sebebe dayanmaksızın davacıya teklif edilmemesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesine de yer verilmiş ise de; Mahkeme kararı gereği yerine getirilirken kadastrosu tamamlanan yerlerde mülkiyet durumunun esas alınması, bu bakımdan zilyetlik iddiasında bulunulan yerlerin ya da daha önce yapılmış olan keşiflerde başvurucu lehine tespit edilmiş olan taşınmazların, tapu kayıtlarının gerek davacıdan (başvurucudan) istenilmesi, gerekse davalı idarece araştırılması, zilyetlik iddiası ile kadastro tespiti arasında var olabilecek farklı durumların nedeninin davacıdan (başvurucudan) (belge, sözleşme, dava vs. ile) ispatlanmasının istenilmesi gerekmekte olup; bu ispatın gerçekleştirilemediği tapusu bulunmayan taşınmazlar hakkındaki zilyetlik iddialarının ise dinlenmeyeceği, bu anlamda...
Hazine temsilcisi davanın reddini savunmuş, mahkemece kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Bilindiği üzere ve kural olarak kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan bir yer için tespit öncesi zilyetlik hukuksal nedenine dayanılması halinde tespit dışı bırakılma tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar makul sürenin geçirilmemesi gerekir. Tespit sonrası imar-ihya ve zilyetlik nedenlerine dayalı tescil isteklerinde ise, tespit dışı bırakıldığı tarihten davanın açıldığı tarihe kadar, öncelikle imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren 20 yıllık sürenin aralıksız çekişmesiz davacı yararına gerçekleşmesi zorunludur....
Dava, 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinde öngörülen yasal sürede açıldığına göre, mahkemece tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp, davacının yasada belirtilen şekilde bir kullanımının olup olmadığının tespiti ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kullanım kadastrosuna ilişkin davalarda tespit maliki Hazine yanında lehine zilyetlik şerhi verilen kişilere de husumetin yöneltilmesi zorunludur. Somut olayda lehine zilyetlik şerhi verilen B.. P..'ya husumet yöneltildiği halde; adı geçen davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi de isabetsiz olup, davacı S.. B.. vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17.09.2015 gününde oybirliği ile karar verildi....
Zilyetlik şerhine yönelik temyiz itirazlarına gelince: çekişmeli taşınmazın 5831 sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Ek-4. maddesi kapsamında 2/B alanlarında yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu çalışma yapılmadan 2/B alanlarında zilyetlik şerhi verilmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca: zilyetlik şerhi verilmesine yönelik istemin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 06.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Bilindiği üzere ve kural olarak kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan bir yer için tespit öncesi zilyetlik hukuksal nedenine dayanılması halinde tespit dışı bırakılma tarihinden, davanın açıldığı tarihe kadar makul sürenin kaçırılmaması gerekir. Tespit sonrası imar-ihya ve zilyetlik nedenlerine dayalı tescil isteklerinde ise, tespit dışı bırakıldığı tarihten davanın açıldığı tarihe kadar, öncelikle imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren yirmi yıllık sürenin aralıksız-çekişmesiz davacı yararına gerçekleşmesi zorunludur. Davanın nizasız komşu 197 ada 35 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti 15.01.2009 tarihinde yapılmıştır. Eldeki dava 05.04.2012 tarihinde açılmıştır. Bu durumda, Dairenin kararlılık kazanmış içtihatlarına göre tespit öncesi neden için makul süre geçmiştir. Dairenin kararlılık kazınmış içtihatlarına göre tespit öncesi neden için makul süre geçmiştir. Tespit sonrası neden için ise yirmi yıllık süre dolmamıştır....
D A N I Ş T A Y DOKUZUNCU DAİRE Esas No : 2000/4133 Karar No: 2002/5249 Temyiz İsteminde Bulunan : … Vekilleri : … Karşı Taraf : Bodrum Vergi Dairesi Müdürlüğü - Bodrum/MUĞLA İstemin Özeti : Yükümlünün gayrimenkul zilyetlik devir satış sözleşmesi ile satın aldığı taşınmaza ilişkin olarak adına 1996 yılı için ikmalen tarh olunan kusur cezalı tapu harcının terkini istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, yükümlünün zilyetlik devir sözleşmesi ile satın aldığı gayrimenkul için süresi içinde tapu harcı ödemediğinin tespiti üzerine cezalı tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, 492 sayılı Harçlar Kanununun 57. maddesi ile ekli 4 sayılı Tarifenin 20. maddesinin (a) bendinin 2. fıkrası uyarınca tapuda kaydı bulunmayan gayrimenkullerin zilyetlik devir sözleşmesi ile devri halinde tapu harcına tabi olduğu belirtildiğinden ve tapu harcının süresinde beyan edilip ödenmediği sabit olduğundan tarh edilen kusur cezalı tapu harcında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle...
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin 5831 sayılı Yasa ile 3402 sayılı Yasaya eklenen ek 4. maddesi gereğince yapılan kadastro tespiti sırasında tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmeyen zilyetlik şerhinin yazılması istemine ilişkindir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu İmamoğlu Köyünde dava tarihinden önce 1744 sayılı Yasaya göre 03.04.1979 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2. madde uygulaması bulunmaktadır. İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Yasasının değişik 13/j maddesi gereğince harç alınmasına yer olmadığına 28/04/2011 gününde oybirliği ile karar verildi....
Davacı ..., Kadastro Müdürlüğü ve ... aleyhine, miras yoluyla gelen hak ve paylaşım sonucu kendisine isabet ettiğini ileri sürerek, taşınmazın beyanlar hanesindeki davalı adına verilen zilyetlik şerhinin iptali ve tamamının kendi adına zilyetlik şerhi verilmesi istemi ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkartıldığının tespiti ile Hazine adına tesciline, fen bilirkişinin rapor ve krokisinde (A) harfiyle gösterilen 3355,71 m2 lik bölümün tarla niteliğinde eşit hisselerle ... ve ...'ün kullanımında, (B) harfiyle gösterilen 1249,06 m2'lik bölümün ise çalılık niteliğinde olduğu, bu bölüme ilişkin kullanım şerhinin ve tarla niteliğinin iptaline, davacı ...'ün çekişmeli taşınmazın tamamını kullanması nedeniyle adına zilyetlik şerhi verilmesine ilişkin talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir....


