Ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumluluğunun düzenleyen TBK'nın 474. maddesi uyarınca açık ayıplar yönünden iş sahibi imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde, gizli ayıplar yönünden ise, 477/son maddesi uyarınca da, ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunluluğu bulunmaktadır. Ayıbın bildirilmemesi halinde eser kabul edilmiş sayılır. Ayıp halinde iş sahibinin seçimlik hakları aynı kanunun 475. maddesinde; Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hallerde işsahibi, eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme ve genel hükümlere göre tazminat isteme olarak belirtilmiştir....
KARAR Davacı, davalıların yaptığı “...” adlı projeden 534 ada 1 nolu parselde kayıtlı taşınmazdan efes sitesi C2-2 Blok 49 numaralı bağımsız bölümü 14.1.2008 tarihli sözleşme ile satın aldığını, konutun 23.12.2008 tarihinde de teslim edildiğini, reklam, ilan ve internet sitesinde projenin 2009 yılı sonunda tamamlanacağı 10 adada konut ve 3 adada alışveriş ve eğlence merkezi olacağı 5280 konut ve 800 adet işyeri ile olimpik yüzme havuzu tenis kortu, sağlık eğitim vs. sosyal tesislerin yapılacağının taahhüt edildiğini ancak taahhüdün yerine getirilmediği gibi, teslimden sonra gerek kendi konutu gerekse blok ve site ortak yerleri ile ilgili ayıp ve eksiklikler bulunduğununun ortaya çıktığını ve bu hususta davalılara ihbarlarda bulunulduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları ile hukuki ve diğer tüm yasal şikayet hakları saklı kalmak kaydıyla ayıplı ürün nedeniyle ödemiş oldukları bedelden indirim taleplerine istinaden bu aşamada şimdilik 500,00 TL ile ayıplı ürün nedeni ile uğranılan...
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, ayıp nedeniyle zararın tazmini istemine ilişkindir. Mal alım satım sözleşmesi kapsamında ayıplı mal teslimi sabit olup sözleşmede belirlenen emtia bedelinin KDV dahil fiyat olarak mı yoksa KDV hariç fiyat olarak belirlendiği, davacının ödemeye ilişkin edimini yerine getirip getirmediği, ayıp nedeniyle davacının satış bedelinden indirim talep edip edemeyeceği noktasında uyuşmazlık olduğu tespit edildi. Ayıbın niteliği, niteliğe göre süresinde ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı, belirlenecek ayıbın niteliği dikkate alınarak TBK'nın 227. Maddesindeki hangi seçimlik hakların kullanılabileceğine ilişkin değerlendirme yapmak üzere tanıklar dinlenmiş ve bilirkişi incelemesi tapılmasına karar verilmiştir. Televizyonun ayıplı olup olmadığı, ayıplıysa TBK'nun 227....
Mahallinde keşif yapılmak sureti ile İnşaat Mühendisi bilirkişiden rapor alınmış, anılan raporda, dosyaya sunulu bilgi ve belgeler, yapılan keşif doğrultusunda yapılan değerlendirmeler sonucunda, eksik imalat bedelinin 15.700,00 TL olduğu, ayıplı imalatların ayıp giderim bedelinin 9.600,00 TL olduğu, keşide edilen ihtarname için 345,11 TL ödendiği, sunulu banka dekontlarına göre sözleşme bedeline nazaran 1.000,00 TL eksik ödeme yapıldığı, eksik ve ayıplı ifa sonucu müşteri kaybı nedeniyle yoksun kalınan kazanç/kar talebinin uzmanlık alanına olmadığı, ayrıca dosya içeriği itibariyle böyle bir hesap yapılması imkanının da bulunmadığı hususlar görüş olarak açıklanmıştır....
Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar: a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir. b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır. Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz. c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır. Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir....
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; asıl dava yönüden; Davacı tarafça yapılmış herhangi bir ayıp ihbarı bulunmadığını, Birleşen davada; davacı Egederm firmasının ayıp ihbarında bulunmamış olması nedeniyle, mahkemenin ret gerekçesi yerinde olduğu nitekim davacı taraf ayıp ihbarında bulunduğuna dair bir delil sunamamış ve ayıp ihbarının yapıldığını ispatlayamadığını, iddia edildiği gibi, müvekkilin ayıp iddiasını kabul etmesi söz konusu olmadığı, delil tespit dosyasından alınan raporda gizli ayıp tespit edilmediğini, bilirkişi raporundaki davacı lehine tespitleri kabul etmediklerini, manevi tazminat yönünden; davacıların maddi tazminat taleplerinde haklı oldukları varsayılsa bile, manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmesi gerekmektedir ancak bu yönde bir delil sunulmadığı gibi, iddialar ispat edilemediğini, davacılar vekili, manevi tazminat taleplerine gerekçe olarak, iddianın genişletilmesi yasağına aykırı şekilde; müvekkil...
ise de; bu eksiklikler yönünden aynı site ile ilgili olarak ‘--4077 sayılı TKHK’nın “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır” şeklindeki 30. maddesi hükmü gereği ihbar koşuluna bağlı olmaksızın BK’nın 125'inci maddesinde düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi eksik ifa iddiası olarak değerlendirilmesi gerekir.--’ şeklinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.07.2020 tarihli ve 2019/13-366E., 2020/538K. sayılı kararının bulunduğu, söz konusu sosyal tesislerin yapılmamış olmasının, alıcının satın alma kararını etkileyen, taşınmazın değerini azaltan bir husus olduğu, edimin ifasındaki bu yöne ilişkin eksiklik nedeniyle satıcının alıcıya karşı sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, dava konusu olayda 4077 sayılı yasada düzenlenen “ayıplı ifa” değil “eksik ifa”nın söz konusu olduğu, eksik ifa nedeniyle ihbar şartı aranmaksızın davacının 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde satıcıların sorumluluğuna gidebileceğinin kabul edilmesinin gerektiği, hal böyle olunca...
/karşı davacının "karşı dava dilekçesinde verilen projede oluşan aksamalar nedeniyle ticari hayatının tehlikeye girdiği" iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunamayacağını, ayrıca ------ manevi tazminat isteminin fahiş olduğunu, bu nedenlerle karşı davacının hukuki mesnetten yoksun haksız ve yersiz maddi, manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir....
Mahkemece, sosyal tesislerin Toki’ye ait taşınmaz üzerine yapılmış ve kamuya açık hale getirilmiş olması, “gizli ayıp” olarak nitelendirilmiş ise de, dava konusu olayda 4077 sayılı yasada düzenlenen “ayıplı ifa” değil “eksik ifa” söz konusu olup, 4077 sayılı Yasanın 30. maddesine göre, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, sözleşmeden kaynaklanan edimin ifasındaki dava konusu eksiklikler nedeniyle davacının 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde satıcının sorumluluğuna gidebileceği kabul edilmelidir....
halen mevcut durumda olduğunu, Tapu devri öncesi süreçte ve tapu devri sonrasında satış konusu edilmiş olan taşınmazların ayıplı olduğunu ve sonradan giderilmeyecek (kendisine ayıplı şekilde ifa edileceğini fark ettiği) nitelikte olduğunu fark eden müvekkil şirket yetkilisinin zilyetliğin devrini beklemeden işbu davada ayıplı ifa nedeniyle de tazminat talebinde bulunduğunu, Taşınmaz satışlarının tapuda yapılması gerektiği ve tapudaki satış işlemiyle birlikte dava konusu taşınmazlarda müvekkilin malik olduğu, söz konusu taşınmazlarda yaptığı kontrolde hatalı işlemlerin mevcut olduğunu fark ettiği, zilyetliğin teslimi beklense dahi bahsi geçen ayıpların giderilemeyecek nitelikte olduğu ve zaten giderilemediği de gözetildiğinde sadece mülkiyetin devrine rağmen zilyetliğin gerçekleşmemiş olması nedeni ile taleplerinin reddine karar verilmiş olmasında hiçbir hukuki yarar mevcut olmadığını, İlk derece mahkemesinin söz konusu kararının açıkça HMK m.30'da düzenleme altına alınmış olan "Usul Ekonomisi...


