İş bu dava ise 10.05.2012 tarihinde açılmıştır.Yapılan sosyo-ekonomik durum araştırmasından davacı kadının ev hanımı olup çalışmadığı, ailesiyle birlikte yaşadığı, kira vermediği; davalının ise sağlık memuru olarak görev yaptığı döner sermayeyle birlikte 2060 TL maaşının olduğu, yeniden evlendiği biri 5 yaşında diğeri 9 yaşında iki kız çocuğunun, aylık 300 TL kira ödediği anlaşılmaktadır.Buna göre; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle ekonomik göstergelerdeki değişim ile TÜİK'in yayınladığı ÜFE artış oranı nazara alındığında takdir edilen miktar çok olup, TMK 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamıştır. Mahkemece, endekse göre uygun bir miktarda nafaka artışına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir....
Boşanma kararının kesinleştiği tarih ile artırım davasının açıldığı tarih arasında birkaç ay bulunduğu, bu süreçte paranın satınalma gücü azalmadığı gibi tarafların ekonomik sosyal durumlarında yasanın aradığı anlamda bir değişikliğin bulunmadığı, nafakanın artırılmasına karar verilmesinin taraflar arasında oluşan dengeyi bozacağı, hakkaniyete aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece TMK 176/4.maddesinde yeralan şartlar bulunmadığı halde talebin kabulüne karar verilmesi TMK 4.maddesinde yeralan hakkaniyet ilkesine de aykırı bulunduğundan reddi gereken davanın kabulüne dair verilen kararın bozulması gerekmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi....
Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, davacı kadın için hükmedilen en son yoksulluk nafakası miktarına, nafakanın niteliği, ekonomik göstergelerdeki olumsuz değişiklikler ve ÜFE artış oranları dikkate alındığında davacı kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının fazla olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece; önceki nafaka takdirinde taraflar arasında oluşan dengeyi koruyucu, ÜFE artış oranı da dikkate alınarak hakkaniyete uygun oranda artırım kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde hükme bağlanan hakkaniyet ilkesine uygun görülmemiş, bu husus bozmayı gerekmiştir....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması/azaltılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; tarafların boşandıklarını, boşanma kararı ile davalı lehine 275,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, daha sonra açılan nafaka artırım talepli dava sonucunda yoksulluk nafakası artırım talebinin reddine karar verildiğini, söz konusu bu kararda davalı kadının bir işyerinde işveren gibi çalıştığının tespit edildiğini, bu hususun kadının asgari ücret seviyesinin üzerinde gelire sahip olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu belirterek, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, mahkeme aksi kanaatte olduğu takdirde nafakanın indirilmesine karar verilmesini talep ve dava...
Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocukların yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, nafakanın hükmedildiği tarih ile artırım davasının açıldığı tarih arasında geçen süre ve nafaka borcunun gönderiliş şekli,davalının yaşam tarzı nazara alındığında, takdir olunan iştirak nafakası miktarı az olup, TMK.4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir nafaka takdir edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı görülmüş , bu husus bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi....
.-260 Esas-Karar sayılı ilamının incelenmesinden; nafaka artırım davasının kısmen kabulü ile ........2007 tarihinden itibaren 200 TL tedbir nafakasının aylık 300 TL’ye yükseltilerek, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleştiği tarihten itibaren aylık 300 TL yoksulluk nafakası olarak devamına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine ... .......
Bu durumda birleşen nafakanın artırımı davasında bozma sebebi sadece gelecek yıllarda artış talebi hakkında bir karar verilmemesi yönünden olup, nafaka miktarı yönünden karar kesinleşmiştir. Kesinleşen yönlere ilişkin yeniden hüküm kurulamaz. Mahkemece bozmadan sonra verilen hükümle kadının birleşen nafakanın artımı davasında, nafaka miktarının artırılması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 4-Davacı-davalı taraf boşanma davasında kendisini vekil ile temsil ettirmiştir. Mahkemece, davacı-davalı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verildiğine göre, kendisini vekil ile temsil ettiren davacı-davalı taraf lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücreti takdiri gerekirken, bu yönün nazara alınmaması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir....
Nafaka artırım davasının açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir. Önceki dava tarihi ile bu davanın açıldığı tarih arasında 14 yıldan fazla süre geçmiştir. Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocukların yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır. Tarafların gerçekleşen sosyo-ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve müşterek çocukların yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçları gözetildiğinde; yerel mahkemece takdir edilen iştirak nafakası miktarı az olup, hakkaniyete uygun bulunmamıştır. O halde, mahkemece yapılacak iş; müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumu gözetilerek, TMK'nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun bir nafakaya hükmetmek olmalıdır....
Bu doğrultuda yerleşen dairemiz uygulamasına göre; nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır. Somut olayda; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında boşanma davasından sonra olağanüstü bir değişiklik olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. O halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yüksek nafaka takdiri doğru görülmemiştir....
Aile Mahkemesinin 2013/401 Esas, 2013/1007 Karar sayılı ilamı ile müşterek çocuk Uraz lehine hükmedilen iştirak nafakasının 1.350 TL'den aylık 2.500 TL'ye çıkarıldığını, nafaka artırım kararında müvekkilinin aylık 21.166 TL gelirinin olduğunun nazara alındığını, ancak müvekkilinin 04.10.2013 tarihinde Vakıfbank Yönetim Kurulu kararı ile resen emekli edildiğini, maaşının 2.871 TL'ye düştüğünü belirterek nafakanın 450 TL'ye indirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, tarafların müşterek çocuğu Uraz için takdir edilen 2.500 TL iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren aylık 1.000 TL'ye indirilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, iştirak nafakasının indirilmesi talebine ilişkindir....


