Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: KA R A R Davacılar, paydaşı oldukları 26 ada 4 parsel sayılı taşınmazın dava dışı önceki paydaşlarının paylarını 02.04.2014 günü satış yoluyla davalıya devrettiğini, satış bedelinin önalım hakkının kullanılmasını engellemek için muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini payların önalım nedeniyle adına tescilini istemişlerdir. Davalı, bedelde muvazaa bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, keşif ile belirlenen taşınmazlar değeri depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hale gelir....
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur....
İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili; dava konusu peşinat cezai şart olup mahkemece bağlanma parası olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu,proforma faturada tahmini teslim tarihi mayıs olarak belirtilmişse de açıkça grev, lokavt, afetler ithalat güçlükleri ve resmi formalitelerden ötürü meydana gelecek gecikmelerden fabrikanın sorumlu tutulamayacağının yazılı olduğunu,fiyatın 30.08.2020 tarihinde yürürlüğe giren ÖTV zammı nedeniyle arttığını, müvekkilince yapılan kesintinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığını, ödenen peşinatın bağlanma parası olduğunun kabulü halinde de davacının TBK 236 maddesi kapsamında müvekkilinin satış iptali nedeniyle uğradığı zarara katlanması gerektiğini,mahkemece müvekkilinin zararının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, davacının satıştan dönmesi nedeniyle müvekkilinin 44.397-TL zarara uğradığını, sipariş iptalinin davacının culpa in contrahendo sorumluluğunu da doğurduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddini talep...
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında yapılan harici araç satış sözleşmesinin geçersiz olduğu, tarafların aldıklarını ödemekle yükümlü oldukları, davacının 04.12.2007 tarihli sözleşmeyle aracı davalıya teslim ettiği, aracın 31.07.2008 tarihinde trafikten men edilmesi üzerine aracın otoparkta kalmasına kendisinin sebebiyet verdiği, bu nedenle otopark ücreti ve diğer cezaları davalıdan talep edemeyeceği ancak aracın davalının zilyetliğinde olduğu süreçte davacının yoksun kaldığı kârını davalının ödemesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı ile davalı arasında 04.12.2007 tarihli araç satış sözleşmesi düzenlenmiştir. Ancak yapılan sözleşme resmi şekilde olmadığından geçersizdir. Geçersiz olan satış sözleşmelerinde taraflar birbirlerinden aldıklarını iade ile yükümlü olup, satıcı araç için semere alıcı da ödediği para için faiz talep edemez....
ın da ...... olması sebebiyle muvazaalı işlemden haberdar olduklarını ileri sürerek, ......nun 45/48 hissesinin iptali ile ......... adına veya mirasçıların veraset belgesindeki miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir. Davalılardan ......; kesin hüküm nedeniyle davanın reddini savunmuştur. Davalılardan ......... ile ......; .........in gerçek amacının ......'a bağış yapmak olduğunu, ancak ......da satış gösterdiklerini, devir karşığında para verilmediğini ,bu nedenle davaya bir diyeceklerinin olmadığını bildirmişlerdir. Mahkemece, muvazaanın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "......... muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve ......lu taşınmazını devretmek istemektedir....
ye sattığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı satışların iptali ile dava konusu taşınmazlar ile aracın davalı ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Esas ve birleştirilen davanın davalılar vekili, davalı ...'in 22.11.2010 tarihli olay nedeniyle tutuklandığını, tutuklu olması nedeniyle geliri olmadığından dava konusu taşınmazlar ile aracını sattığını, araç satış bedelinin borçlunun vekili olarak ... adına bankaya yatırıldığını, yine taşınmaz satış bedelinin de kısmen ödendiğini, bakiyesinin de ...'in davalı ...'a olan borcuna mahsup edildiğini, davalı ...'in ise iyiniyetli 4.kişi olduğunu belirterek davanın tüm davalılar yönünden reddini istemiştir....
nın 19. maddesine göre açılmış muvazaa nedenine dayalı iptal davasıdır. Bir davada taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir. HMK'nın 33.maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, nitelemeyi yapıp hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Dava dilekçesindeki açık bir şekilde muvazaa şeklindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla BK'nın 18. (19. maddesi) maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır....
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile , hükmün (6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi....
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237....
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk 6.2.1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK m. 19)....


