ile davalı ...’in kaldıkları, çekişme konusu 1781 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 461/561 pay mirasbırakan adına kayıtlı iken 16.05.2005 tarihinde çıplak mülkiyetini davalı ...’e, satış suretiyle temlik ettiği, 100/561 pay dava dışı ... Belediyesi adına kayıtlı iken 15.07.2011 tarihinde ... ’in belediyeden satın aldığı, davalı ... ile dava dışı ... İnşaat Taahhüt Turizm Sanayi ve Dış Ticaret Ltd Şti arasında ... 10. Noterliği'nin 12.8.2010 tarihli satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiği, taşınmaz üzerinde 12.08.2011 tarihinde kat irtifakı tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir....
Davalı vekili,muvazaa iddiasının doğru olmadığını, parselin komşu 6 nolu parsel ile birlikte değerlendirildiğinde bölünebilir nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının taşınmazın 1 m2' nin davalı tarafından 300.- TL' ye alındığını ispatlayamaması karşısında tanık ve keşifte belirlenen değer dikkate alınarak, dava konusu edilen payların m2 'sinin 625.- TL değerinde olduğu kabul edilerek, mahkeme veznesine ödenen toplam 89.251,25.- TL üzerinden önalım bedeli karşılığında davanın kabulüne karar verilmiştir Önalım bedeli, her bir pay satışı nedeniyle ödenen satış bedeli ile bu satış sebebi ile davalı tarafça yapılan tapu harç ve gideri toplamından ibarettir. Davacı bedelde muvazaa iddiasında bulunduğuna göre, bu iddiasını kanıtlaması gerekir. Davacı satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bu iddianın tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür....
Somut olayda; murise ait minibüs ile taşıyıcılar kooperatifindeki hattın davalıya devir işleminde 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı, TBK 19. maddesi (BK. 18) kapsamında değerlendirme yapılabileceği açıktır. Ne var ki; muris ...’in ... prim borçlarının davalının babası tarafından ödendiğinin banka kayıtları ve tanık beyanlarıyla saptanması karşısında minibüs ve hattına yönelik isteğin reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine. Davacının çekişme konusu taşınmazla ilgili temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir....
Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02/03/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece 1122, 1507, 1945 ve 1828 parsel sayılı taşınmazlar hakkında açılan davanın feragat nedeniyle reddine, 1840 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki davanın taraflar ile ilgisi olmaması nedeniyle reddine, 1077,1660 ve 1510 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp, düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir....
Davacı söz konusu satış işlemlerinin nam-ı müstear ile gizlenmiş muvazaaya dayalı olduğunu, davalı ...’ın, diğer davalı ...’in emir ve talimatıyla hareket ettiğini iddia etmektedir. Mahkemece işin esasına girilerek, söz konusu satış işlemlerinin nam-ı müstear ile gizlenmiş muvazaa kapsamında olup olmadığı, davalı ... ile diğer davalı ... arasındaki ilişki araştırılarak, davalıların sanık olarak yargılandığı ceza davası dosyası da incelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Şu durumda; ilk derece mahkemesince davanın TBK'nin 19.maddesi gereğince değerlendirilmesi, davacının iddialarının araştırılması ve nam-ı müstear ile gizlenmiş muvazaalı işlem durumunun olup olmadığı hususunun somut olaya göre değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir....
Dava BK. 18. maddesine göre açılmış muvazaa nedenine dayalı iptal davasıdır. Bir davada taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir. HMK'nin 33.maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, nitelemeyi yapıp hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Dava dilekçesindeki açık bir şekilde muvazaa şeklindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla TBK 19.maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır....
Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 19. maddesi hükmünde genel muvazaa düzenlenmiş olup, “…tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmü getirilmiştir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde TBK'nin 19. maddesinin uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir....
Eğer bu konuda yanlar arasında bir danışıklık varsa, gerçekte bağış yapıldığı halde görünürde geçerli olarak yazılı devir sözleşmesi ile satış gibi gösterilmişse ve gerçek iradeleri yazılı olarak düzenlenen senette birleşmemiş olması nedeniyle hisse senedine ilişkin mülkiyet de devralan alıcıya geçmeyecektir. Yanların gerçek iradeleri ile senede yansıyan görünürdeki iradeleri birleşmediğinden, geçerli hukuki bir sonuç ortaya çıkmış sayılmayacak ve delillerin imkân vermesi koşulu ile 818 sayılı BK 18. maddesi anlamında danışıklı bir işlemin varlığının kabul edilmesi gündeme gelecektir. Bu sonuçta işlemin iptaline neden olacaktır....
Muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır(B.K. l8. md., TBK 19. md.). Şayet bakım alacaklısının bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise) bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 günlü ve l/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur....


