Tapu Kanunu'nun 26. maddesine göre bu hak 5 yıl süreyle 3.kişilere bu kapsamda şerh sonrası haciz koyan alacaklılara karşı ileri sürülebilir. Somut olayda; borçlu ...'in noterlikçe yapılan satış vaadi sözleşmesi ile ...'ye, şikayet konusu taşınmaz hisselerinin satışını vadettiği ve bu satış vaadi sözleşmesinin tapu kaydına 23.09.2013 tarihinde şerh verildiği, şikayetçi tarafından 06.02.2014 tarihinde ve 5 yıllık süre içerisinde tapu maliki takip borçlusu tarafından şikayetçiye devredildiği, 21.10.2013 tarihinde haciz konulduğu görülmüştür. Bu durumda, satış vaadi şerhinden sonra konulan haciz lehine şerh konulan kişiye karşı ileri sürülemeyeceğinden ve şerh sonrası 5 yıllık süre içerisinde tapuda taşınmazı devreden şikayetçinin haczin kaldırılması yönündeki şikayetin mahkemece kabulü ile icra müdürlüğünce tapu kaydına konulan haciz şerhinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir....
Sosyal Güvenlik Kurumu vekili cevap dilekçesinde, ihtiyadi tedbir kararının taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleme amacını taşıdığını, ihtiyadi haciz şerhinin konulurken taşınmazların malikinin hala ... olduğunu belirterek davanın reddinin savunmuştur.Davalı ... ... vekili cevap dilekçesinde, taşınmazların üzerine ihtiyadi haciz şerhinin konulurken malikinin hala ... olduğunu, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/10 Esas, 2014/108 Karar sayılı kararında taşınmazların üzerindeki tüm takyidatlarla birlikte davacı adına tesciline karar verildiğini, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, yapılan garımenkul satış vaadi sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu, bedelin düşük gösterildiğini, ... 'un borçlarını ödememek için bu yola başvurduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı ... SGK vekili temyiz etmiştir....
Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür. Somut olaya gelince, davacının murisi İ...S...'nün dava konusu 1296 ada 22 parsel sayılı 1 no'lu bağımsız bölümü İzmir .. Noterliği'nin 20.08.1975 tarihli düzenlenen vasiyetname ile davacı İ.. Ö..'ye vasiyet ettiği, murisin 21.02.2009 tarihinde öldüğü, muris İhsan'ın mirasçısı dava dışı C.. Ö..'nün borcu nedeniyle 28.04.2009 tarihinde dava konusu taşınmaz üzerindeki miras payına haciz konulduğu görülmektedir. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/566 Esas 2011/237 Karar sayılı ilamı ile vasiyetnamenin tenfizi için davacı tarafından 16.12.2009 tarihinde açılan davanın 02.06.2011 tarihinde kesinleştiği ve 07.11.2012 tarihinde taşınmazın davacı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır....
İcra Müdürlüğü'nün 2016/72169 Esas sayılı icra dosyası ile icra takiplerine başlattığını, maliki olduğu Batman ili, Merkez ilçesi 177 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1/174 paya sahip 3 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydına 08/04/2016 tarih ve 3797 yevmiye numaralı ihtiyati haciz şerhinin konulduğunu, 13/06/2013 tarihinde adı geçen şirket aleyhine aile konutu iddiasına dayalı olarak Batman Aile Mahkemesinin 2015/4125 Esas sayılı davanın açıldığını, bu davanın kabul ile sonuçlandığını ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek 08/09/2016 tarihinde kesinleştiğini, aile konutu davası nedeniyle taşınmaz tapu kaydına 14/06/2013 tarihinde ihtiyati tedbir şerhinin işlendiğini, bu tedbir kararından sonra davalı şirketin haciz şerhlerinin tapuya tescil edildiğini, bu nedenle davalı tarafından konulan haciz şerhlerinin hukuka aykırı olduğunu belirterek 08/04/2016 tarih ve 3797 yevmiye numaralı haciz şerhinin terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II....
Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi, Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür. Eldeki dava konusu haciz şerhinin usulsüz konulup konulmadığının tespiti bakımından üzerinde durulması gereken sorun, davalı haciz lehtarının iyiniyetli olup olmadığının saptanmasıdır. Somut olayda; davalı tarafın dava dışı borçlu şirket aleyhine yaptığı takipte, borcun sebebi "15.07.2013 tarihli 150.000,00 TL" alacak olarak gösterilmiş olup, ne takipte ne de cevap dilekçesinde alacağın sebebine, varlığına ya da haklılığına dair bir savunma yapılmamıştır. Ayrıca alacağın tarihi 15.07.2013 olarak bildirilmiş iken, takip 07.03.2016 günü başlatılmıştır....
İstinaf Sebepleri Davalı alacaklı istinaf dilekçesinde; şikayetçi üçüncü kişi haciz alacaklısı tarafından dava açılırken maktu harç yatırmasının hatalı olduğunu, ipotek bedeli üzerinden yatırılması gereken nispi harcın tamamlanması için şikayetçiye kesin süre verilmesi, yatırılmaması halinde dava şartı yokluğundan şikayetin reddine karar verilmesi gerektiğini, rehin hakkının tapu sicilinin aleniliği ve tapuya güven ilkeleri gereğince herkese karşı ileri sürülebileceğini, taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği tarihte şikayetçinin haciz şerhinin bulunmadığını, ipotekli taşınmazın satışı sonrası elde edilen ihale bedelinin takip miktarını karşılamadığından sıra cetveli yapılmasına gerek olmadığını ileri sürerek mahkeme kararının kaldırılması ile şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. C....
Konuya ilişkin içtihatlar şunlardır: "Dava, önalım davasında tedbir konulduktan sonra davalı malikin borcu için sonradan konulan haczin kaldırılması istemine ilişkindir. Önalım davası sonunda dava konusu payın davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine, taşınmaz payı üzerindeki tüm takyidatlar ile birlikte davacı adına tescil! edilecektir. Haciz şerhi konuları icra dosyası bakımından davacılar üçüncü kişi konumunda olup icra dosyasının tarafı değildir. Haczin kaldırılmasına yönelik bir karar bulunmadığı sürece icra müdürlüğünün üçüncü şahısların talebi doğrultusunda haczi kaldırma yetkisi bulunmamaktadır. Davacıların mülkiyet hakkına dayalı olarak açmış olduğu haciz şerhinin terkini davasında karar verme görevi asliye hukuk mahkemesince ait olup işin esasına girilerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1010 ve devamı maddeleri çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir." (Yargıtay 14. HD....
nin tüm, davacıların diğer temyiz itirazlarının reddiyle, yüklenicinin edimini sözleşmeye uygun ifa etmeyerek temerrüde düştüğü ve avans niteliğinde verilen tapu payının da iptâliyle arsa sahibi davacılar adına tesciline karar verildiğine göre, pay üzerine davalı ... tarafından konulan haciz şerhinin de kaldırılması gerekirken bu husus gözden kaçırılarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshine, davalı ... adına kayıtlı arsa payının tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, bu arsa payı üzerine davalı ... tarafından konulan haciz şerhinin kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir....
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava 6183 Sayılı Kanuna göre konulan haciz şerhinin kaldırılması istemine ilişkin istihkak davasıdır. Anılan Kanunun 68. maddesinde "İstihkak davalarına bakmaya haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi salahiyetlidir..." denilmektedir. Maddede yetkili mahkemenin "haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi" olduğu belirtilerek yetki konusunda özel düzenlemeye yer verildiği halde, görev konusunda yalnızca "mahkeme" ibaresi kullanılmış, başka bir kanuna atıf da yapılmamıştır. Borçlunun veya üçüncü kişilerin haczedilen mal üzerinde hak iddia etmeleri mülkiyet hakkının korunmasına yönelik olduğundan davaya bakmanın adlî yargının görevine girdiğine kuşku yoktur.Maddede geçen "mahkeme" ibaresinden ise "genel mahkemelerin" anlaşılması gerekir. (Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2009 tarih ve 2009/119 Esas, 2009/1098 Karar sayılı ilamı) Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmelidir....
Dava, önalım davasında tedbir konulduktan sonra davalı malikin borcu için sonradan konulan haczin kaldırılması istemine ilişkindir. Önalım davası sonunda dava konusu payın davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine, taşınmaz payı üzerindeki tüm takyidatlar ile birlikte davacı adına tescil edilecektir. Haciz şerhi konulan icra dosyası bakımından davacılar üçüncü kişi konumunda olup icra dosyasının tarafı değildir. Haczin kaldırılmasına yönelik bir karar bulunmadığı sürece icra müdürlüğünün üçüncü şahısların talebi doğrultusunda haczi kaldırma yetkisi bulunmamaktadır. Davacıların mülkiyet hakkına dayalı olarak açmış olduğu haciz şerhinin terkini davasında karar verme görevi asliye hukuk mahkemesine ait olup işin esasına girilerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1010 ve devamı maddeleri çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir....


