DAVA 1.Davacı karşı davalı asıl dava dilekçesinde özetle; davalı ile 1971 yılından beri evli olduklarını, 4 yıldır fiilen ayrı yaşadıklarını, ... 2.Aile Mahekmesinin 2013/1350 Esas ve 2015/508 Karar sayılı dosyasından açılan davasının reddedildiğini, 3 yıllık fiili ayrılık süresinin tamamlandığını, kadının asabi yapısı ve sinirli tavırları ile evliliklerinin sürdürülebilir yanı kalmadığını beyan ederek tarafların fiili ayrılık nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davacı karşı davalı karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; ilk açılan boşanma davasından sonra kadının kendisine hakaretlerinin olduğunu, ceza dosyasına konu şiddet vakıasından sonra uzunca süre birlikte yaşamaya devam ettiklerini, kadının tazminat ve nafaka talep edemeyeceği belirtmiştir. II....
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, fiili ayrılık nedenine dayalı olarak boşanma davası açılabilmesi şartı olan 3 yıllık ayrılık süresinin dosya kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediği, birleşen davanın kabulü ve asıl davanın reddine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı ile kadın yararına tazminat verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşti ise miktarların hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2....
Aile Mahkemesinin 2012/453 esas sayılı dosyası ile birlikte tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince de kabul edildiği üzere, kadın tarafından 05.01.2009 tarihinde açılan boşanma davasından sonra, fiili ayrılık döneminde davacı- karşı davalı erkeğin müşterek çocuklarıyla ilgilenmeyerek birlik görevlerini yerine getirmediği, davalı- karşı davacı kadının da, ret ile sonuçlanan davayı açıp fiili ayrılık sebebi yarattığı, İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı dava yönünden verilen boşanma kararının ve evlilik birliğinin sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduklarına ilişkin belirlemenin isabetli olduğu, İlk Derece Mahkemesince yapılan kolluk araştırmasına göre davalı karşı davacı kadının ev hanımı olduğu, gelirinin...
Bu fıkrayla eşlerin sürekli ve fiili olarak ayrı yaşama biçimini benimsemeleri halinin, birlikte yaşama istek ve inancının kalmaması değerlendirmesiyle evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilerek eylemli ayrılık ilkesi benimsenmiştir. 3. Türk Medeni Kanunu’nun 166 ncı maddesinde yazılı eylemli ayrılık sebebine dayanan boşanma davalarında, boşanma kararı verilebilmesi için eşlerin kusur durumunun bir önemi bulunmamaktadır. Burada; 4721 sayılı Kanun'un boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamamış olması boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir. Eylemli ayrılık sebebine dayalı boşanma davalarında kusur belirlemesi boşanmanın eki niteliğindeki istekler yönünden önem taşımaktadır. 4....
Dosya içindeki belgeler incelendiğinde kadın tarafından evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan Rize Aile Mahkemesinin 2011/325 E. sayılı boşanma dava dosyası ile (erkek) tarafından 15.11.2011 tarihinde açılan ve TMK'nın 166/4. maddesinde düzenlenen "fiili ayrılık sebebine" dayalı eldeki dava dosyasının davacı-davalı sıfatları farklı olmakla birlikte davalardan biri hakkında karar verilir ve kesinleşirse diğer davanın konusuz kalacağı açıktır. Bu haliyle iki dava arasında aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu anlaşılmakla, tarafların kusurlarının belirlenmesi ve bunun sonucu olarak boşanmanın ferilerinin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi amacıyla birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir....
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı erkek tarafından fiili ayrılık nedenine dayalı olarak açılan boşanma davasında fiili ayrılık şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, kadının tazminat talepleri hakkında karar verilmemiş olmasının isabetli olup olmadığı, tarafların kusurlarının bulunup bulunmadığı, günün ekonomik şartlarına göre kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının hakkaniyete uygun olup olmadığı ile erkeğin kabul edilen boşanma davası neticesinde kadın aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2....
Fiili ayrılığa sebep olan 20.05.2017 tarihli son olayda taraflar arasında çıkan tartışma esnasında erkeğin kadına el kaldırdığı davacı-karşı davalı kadın tarafından iddia edilmiş ancak bu husus da dosyadaki delilerle ispat edilememiştir. Yaşanan son tartışma sonucu davalı kadının evi terk ettiği kendisinin kabulünde ise de; fiili ayrılık tek başına boşanma sebebi olarak kabul edilemeyeceği gibi ortada davalı-karşı davacı erkek tarafından açılan terk (TMK. md. 164) hukuksal nedenine dayalı bir dava da bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, her iki tarafın da boşanmaya sebebiyet verecek bir kusurunun varlığı dosya kapsamından ispatlanamamıştır....
Davacı-karşı davalı erkek tarafından fiili ayrılık sebebine dayalı (TMK m. 166/4) olarak, davalı- karşı davacı kadın tarafından ise, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı (TMK m. 166/1) olarak karşılıklı boşanma davası açılmıştır. Mahkemece her iki davanın kabulüne karar verilmiştir....
2015 doğumlu bir çocuğunun olduğu, kadının çocuğu dava tarihinden önce öğrendiği iddiasının erkek tarafından ispat edilemediği gibi, zina eylemi devam ettiğine göre hak düşürücü sürenin geçmiş sayılamayacağı, bu hali ile fiili ayrılık döneminde erkeğin zina eyleminde bulunduğu sabit olduğu, kadının zina sebebiyle açılan boşanma davasının reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı, erkek tarafından açılan ve fiili ayrılığa esas alınan boşanma davasının reddedilmiş olmasının, o dava tarihine kadar yaşanan olaylarda davalıya atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı konusunda kesin hüküm oluşturduğu, sözü edilen davadan sonra tarafların bir araya gelmediklerine ve davalının fiili ayrılık döneminde bir kusuru iddia ve ispat edilmediğine göre, boşanmaya sebep olan olaylarda kadına kusur yüklenemeyeceği, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin son maddesine dayanak teşkil eden ve red ile sonuçlanan ilk davayı açan, böylelikle fiili...
Aile Mahkemesi'nin 2013/864 esas sayılı boşanma davasının reddedildiği ve 15.07.2016 tarihinde kesinleştiği, davacı davalı kadın tarafından 12.11.2019 tarihinde açılan 4721 sayılı Kanun'un 166 ıncı maddesinin dördüncü fıkrası kapsamındaki boşanma davasına kadar evlilik birliğinin yeniden kurulamadığı ve 3 yıllık sürenin dolduğu, tarafların fiili ayrılık döneminde de ispat edilen kusurlu bir davranışlarının olmadığı sabittir. Buna göre, retle sonuçlanan boşanma davasını açarak boşanma sebebi yaratıp fiili ayrılığa sebebiyet veren kadın, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurludur. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 3.4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği öngörülmüştür....


