Davalı, gayrimenkul satış vaadi içeren sözleşmenin geçersiz olduğunu, cezai şart talebinin doğmadığını, konusu 10.000 TL Olan ödünç sözleşmesi için değeri çok yüksek olan taşınmazın devrinin karalaştırılmasının gabin nedeni ile geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 46 parsel sayılı taşınmazın 1500 m2'lik kısmının değerinin 135.000 TL olarak tespiti ile taraflar arasındaki sözleşme uyarınca ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı ile imzalanan 4.4.2007 tarihli sözleşmeye göre, kendi edimlerini yerine getirdiğini ancak davalının edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek sözleşme ile kararlaştırılan 100.000 TL cezai şartın ya da mümkün olmazsa taşınmazın bedelinin ödetilmesi isteği ile eldeki davayı açmıştır....
Bu nedenle de müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalı müvekkilinin dondurucunun maliki ya da üreticisi olmadığı, salt ariyet sözleşmesi uyarınca ödünç veren konumunda olduğu, ödünç verenin TBK. yargıtay içtihatları ve ariyet sözleşmesi uyarınca sorumluluğunun bulunmadığı, sözü edilen olayda müvekkil şirketinin kusurunun olmadığı açık olduğundan davacı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine girişildiği ve akabinde işbu davanın ikame edildiği, beyan etmekle davanın reddini talep etmiştir. Davalı ...........
Mahkemenin nitelendirmesine göre, uyuşmazlık; taraflar arasındaki ödünç sözleşmesine dayalı olarak ödünç verilen paranın tahsili istemine ilişkin olup, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili bir çekişme bulunmadığından hükmün temyiz incelemesi Dairemizin görevi dışındadır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın, temyiz incelemesini yapmakla görevli Yüksek 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 14.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi....
sözleşmesi olduğu kabul edilse dahi bu sözleşmenin döviz üzerinden yapıldığı hususuna ve talep edilen faize ve faiz oranına itiraz ettiklerini, sözleşmesel ilişkinin varlığı kabul edilmesi halinde davada görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine, davacı taraf aleyhine dava değerinin %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir....
MUHALEFET ŞERHİ; Dava, ödünç sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olaydaki davada davacı ve davalının ikametgahı .... olduğu gibi alacağın konusu ödünç sözleşmesi olup, bu alacak için konulan takibe konu ipotek de ... de konulduğu gibi 6098 Sayılı TBK 89. Maddesi kapsamında alacaklının ikametgahı da .... ilçesidir....
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 17/03/2022 tarih ve 2019/527 Esas - 2022/263 Karar sayılı kararında; "Dava; davalı şirketin ortağı olan davacı tarafından, davalı şirkete ödünç (borç) olarak verildiği ileri sürülen 13.264.764,00 USD'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir.İddianın ileri sürülüş biçimine göre davacı tarafın istemi 6098 sayılı TBK'nın 386.vd. maddelerinde düzenlenen Tüketim Ödüncü Sözleşmesi hukuksal nedenine dayanmakta olup; Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK md. 386'da tanımlanmıştır. Buna göre, "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı veya tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanında aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." Tüketim ödüncü sözleşmesinin tarafları, ödünç veren ve ödünç alandır.Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK md.386-392 arasında düzenlenmiştir.Tüketim ödüncü sözleşmesi de aslında bir şeyin kullanılmasının devri borcunu içeren bir sözleşmedir....
isterse karz sözleşmesi uyarınca verilmiş olsun, alacağın 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğu, söz konusu sürenin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağı, verilen borcun kısmen ifa edilmiş olması nedeniyle Türk Borçlar Kanunu'nun 154 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca zamanaşımının kesildiği, öte taraftan davacının ödünç olarak verdiği ana paranın faizini talep edemeyeceği, nitekim ana parayı tahsil ederken faiz alacağını saklı tutmadığı, İlk Derece Mahkemesinin kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir....
Davacı, alacak iddiasını ödünç sözleşmesine dayandırmış olup uyuşmazlıkta ödünç verilen paraların verilme tarihleri esas alındığında mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun uygulanması gerekmektedir.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda “karz” olarak adlandırılan bu sözleşmeler 306. maddede “Karz, bir akittir ki onunla ödünç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve vasıfta müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur.” şeklinde tanımlanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ise “tüketim ödüncü” olarak adlandırdığı bu sözleşmeyi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşme olarak ifade etmiştir (m.386). Bir şeyin ödünç olarak verildiğini iddia eden taraf bu iddiasını ispatla yükümlüdür....
ın oğlu .... tarafından ödenmesi nedeniyle bu miktar içinde menfi tespit davası açılması zorunluluğu doğduğundan bahisle davacıların bu miktar nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemişlerdir. 2014/8892-2015/426 Davalı, hem esas hem de birleşen davada; yasal olarak ikrazatçılık işi yapmakta olduğunu, davacıya verdiği para nedeni ile kredi sözleşmesine dayanarak teminat amacı ile verilen kredinin 3 katı ipotek alınması gerektiğini, davacının en son 11.01.2008 tarihli ödünç sözleşmesi ile 117.000,00 TL kredi kullandığını, davacının almış olduğu krediyi geri ödeme tarihi olan 11.02.2008 tarihinde faiziyle birlikte ödemediğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, asıl davada, davanın kısmen kabulü ile .... Müdürlüğünün 2008/1833 esas sayılı dosyasında yapılan takip konusu borcun 106.000,00 TL’lik kısmı için davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, birleşen davada ise, davanın kısmen kabulü ile, ........
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Tefecilik HÜKÜM : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Sanığın faiz karşılığı ödünç para verdiği sabit kabul edilerek tefecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmişse de; ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararı verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak biçimde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Anayasa m. 38/4, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6/2, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 11, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m. 14/2), sanığın aşamalarda değişmeyen savunmaları, mağdur ...'...


