TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Bölge idare mahkemesi idare dava daireleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Her ne kadar İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde davacının terör örgütü üyeliğinden hapis cezası ile cezalandırıldığı belirtilerek hüküm kurulmuş ise de, davacının anılan suçtan mahkumiyet kararı kesinleşmemiş olduğundan, yargılama süreci devam eden ceza davasının davacı aleyhine bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. Bununla birlikte dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki tespitler değerlendirildiğinde ise davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varılmıştır. … Bölge İdare Mahkemesi ......
de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren ... 08.10.2015 gün, 2014/140-2015/85 Esas ve Karar sayılı kararı ile TCK'nın 53/1-b maddesinde yazılı, "seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan" ibaresinin iptal edilmiş olması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından TCK'nın 53. maddenin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkarılarak yerine, "Sanığın, kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak, TCK'nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden, (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddesinin (a, c...
Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 17/03/2015 NUMARASI : 2015/16-2015/94 Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk ve İstanbul Anadolu 20. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, kooperatif üyeliği nedeni ile ödenen aidat ve masrafların davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Asliye Ticaret Mahkemesince, davanın niteliği itibari ile ticari dava olmayıp, davacının da sözkonusu daireyi ticari amaçla satın almadığı, uyuşmazlığın Borçlar Kanunu hükümlerine göre açılmış tazminat davası olduğunu belirtilerek görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise, uyuşmazlığın 1163 sayılı Kanunun 99. maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir....
Arabuluculuğa başvurmanın zorunlu olduğu buna rağmen davacı tarafça belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmeden davanın açılmış olduğu anlaşılmakla açılan davanın alacak talebi yönünden dava şartı yokluğundan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı tarafça açılan davanın arabulucuk dava şartının yokluğu nedeni ile HMK.'nın 114/2. ve 7155 Sayılı Kanunun 20. ve 23....
Dava, 16.10.2004 tarihli genel kurul kararı uyarınca aidat borcunun tahsili için girişilen takip nedeni ile menfi tespit, istirdat ve Yargıtay bozma ilamından sonra birleştirilmesine karar verilen alacak talebine ilişkindir. Taraflar arasında 30.03.2004 tarihli ibraname imzalandığı ve davacı ...'ın 30.03.2004 tarihli dilekçesi ile davalı kooperatif üyeliğinden istifa ettiği ve istifasının yönetim kurulunun aynı tarihli kararı ile kabul edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, hem asıl davadaki hem de birleştirilmesine karar verilen davadaki borcun temelini oluşturan 16.10.2004 tarihli genel kurul kararı ile diğer genel kurul kararlarının iptaline ilişkin olarak görülen davanın henüz kesinleşmediği anlaşıldığından bu davanın sonucu beklenmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir....
- K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, kooperatife üye olma tarihinden itibaren tüm aidatlarını düzenli olarak 2003 tarihine kadar yatırdığını, Haziran 2013 tarihinden sonra davacının kooperatif üyeliğinden ayrıldığını, kooperatifler yasası gereğince davacı ödediği primlerin kendisine iade edilmediğini, kooperatif yönetiminin defterlerin düzensiz tutulması nedeni ile üstünkörü bir hesaplama yaparak 14.020,00 TL tutarlı borç ikrarını havi belgeyi davacıya verdiğini, kooperatif yasasına göre ödeme için genel kurulda bir karar da alınmadığını ileri sürerek, 14.020,00 TL nin denkleştirici adalet kuralına göre fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 09.06.2003 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir....
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre, davacının davalıdan aidat ve gecikme zammı nedeni ile alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın 242,75 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı asil temyiz talebinde bulunmuş, mahkemece 27.04.2010 gün 2009/539 Esas 2010/234 Karar sayılı ek kararla davalının temyiz talebinin; HUMK'nun 427/2. maddesi uyarınca davanın değer itibari ile hükmün kesin olduğu gerekçesiyle, reddine karar verilmiş, bu karar davalı tarafından yeniden temyiz edilmiştir. 5219 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu HUMK'nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 5236 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle HUMK'a eklenen Ek-4. maddede öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2010 yılı için 1.430,00 TL'dir. Temyize konu edilen miktar 242,75 TL olması nedeni ile 02.03.2011 tarihli karar kesin niteliktedir....
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin feshini gerektirecek TTK 636/3. maddesi gereğince haklı bir sebebin bulunmadığı, bu ön koşul gerçekleşmediğinden devamındaki hükümlerin uygulanmasına gerek olmayacağı, ancak davacı-karşı davalı ortağın çizelgelerdeki imza noksanlığı nedeni ile şirketin alacağını gecikmeli olarak almasına sebep olduğu, görevini mazeretsiz olarak terk ettiği ve izinsiz olarak belge ve dosyaları aldığı, şirket müdürü olduğu dönemde değişik tarihlerde paralar çektiği, dolayısıyla TTK 640/3. maddesi kapsamında ortaklıktan çıkarılması için haklı sebeplerin oluştuğu, davacı-karşı davalının ayrılma akçesinin 101.702,00 TL belirlendiği, bu miktardan şirketten çektiği avansların düşülmesi ile ayrılma akçesinin bakiye 76.082,00 TL olduğu, davalı-karşı davacının alacak ile ilgili diğer iddialarının ispat edilemediği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın ise kısmen kabulü ile davacı-karşı davalı ...'...
Her ne kadar iş sözleşmesi imzalansa da Doktor, Doçent ve Profesör kadrolarına 2547 sayılı kanunun 24 ve 26. maddeleri uyarınca atama tasarrufu ile getirilmektedirler. Özellikle 22.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7100 sayılı kanun ile 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda değişiklikler yapılmış, yardımcı doçentlik, okutmanlarla ilgili 32. madde kaldırılmıştır. 31. madde de kadrosu bulunan ancak öğretim üyesi (profesör, doçent) atanamayan öğretim elemanları yerine öğretim görevlisi atanabilecekleri ve bu öğretim görevlileri ile süreli sözleşme yapılacağı belirtilmiştir. Atama tasarrufu olması nedeni ile sözleşme kurulması veya sözleşmenin feshinin akademik yön kabul edilmesi daha isabetli olacaktır. Keza Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23/2 maddesi uyarınca; Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir....
İşçi işinden ayrıldığında kesilen para faiz ve diğer gelirleri ile işçiye iade olunur". Anılan düzenleme karşısında, işçinin ücretinden kesilecek zarar karşılığı kesinti, İşçi işverene zarar vermediği sürece, milli bir bankada açılacak vadeli bir hesaba yatırılacak, işçi işten ayrıldığında da işçiye faiz ve diğer gelirleri ile ödenecektir. Kısaca ayrılma tarihinde oluşan faizi ve diğer geliri ile birlikte muaccel (istenebilir) bir alacak olacaktır. İşveren vadeli hesaba yatırmış ve banka işçi ayrılana kadar bu kesintiye faiz ve diğer gelir getiren işlemleri uygulamış ise, ayrılma tarihinde iade edilecek alacak bankada oluşan alacaktır. İşçi bu alacağın daha fazla olduğunu ileri süremez. Elbette işveren ayrılma anında bu alacağın ödenmesini, yasaya göre iadesini sağlamalıdır. Bunun yanında işveren bankaya hiç veya vadeli hesaba yatırmamış ise işçi meydana gelen zararını isteyebilecektir. İşçinin zararının söz konusu olduğu durumda bilirkişi incelemesine başvurulmalıdır....


