Mahkemece; taşınmaz hisse devrinin boşanma davasının açılmasından sonra yapıldığı, enişte ve kayınbirader olan davalıların asıl amacının boşanma davası sonucunda hükmedilebilecek tazminat ve nafakayı ödemeyip mal kaçırmak olduğu, davalılar arasında gerçekleşen muvazaalı satış işleminin geçersiz bulunduğu gerekçesiyle birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, birleşen davanın kabulü nedeniyle davaya konu taşınmazda ...’ın hissedar olduğu, boşanma davasının temyiz incelemesinde olması nedeniyle ... ve ...’ın halen evli olarak el atmanın önlenmesi istemine konu evi kullanıp ikamet ettikleri, ...’ın davaya konu evi fiili taksim olarak ... ve ...’ın kullanımına terk ettiği gerekçesiyle, asıl davanın reddine karar verilmiştir. 1) Birleşen dava davalıları ... ve ...’ın birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Birleşen dava, mülga 818 sayılı BK’nun 18. (6098 sayılı TBK’nun 19.) maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir....
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ---- uyarınca salt çoğunlukla alınabilecek kararlar olduğunu, hissedarlardan---- tarihinde şirketin ortağı olduğunu bu nedenle her türlü kararır alınmasına katılabileceğini, ortaklardan --- mal ayrılığından dolayı aldığı hisselerin davasının görüldüğü ----- sayılı dosyada verilen karar ile davacıların muvazaa nedeni ile açtıkları iptal davasının reddedildiğini, davacıların --- yıllında açtıkları muvazaa davasının müvekkil aleyhine sonuçlanması üzerine kararı temyiz ettiklerini ------ ortada geçerli bir sözleşme olduğundan bahisle kararın bozulduğunu, bunun üzerine davacıların karar düzeltme talep ettiğini ancak bu talebin reddedildiğini, ---- geçerli olduğunun ortaya çıktığını, ---- iptali için açılan davanın --- geçerek kesinleştiğini, hisse devrinin ---- evli olduğunu, aralarında mal ortaklığı rejimi bulunduğunu dolayısı ile bu tarihte alınan ---hissenin kesinleşmiş mahkeme kararı karşısında ---- olduğunu, ---- sermaye artışının şirketin kaynaklarından...
a devrinin tescili talebinin reddine karar verildiğini,genel kurulda alınan kararların iptali içinAnadolu 6.ATMnin 2020/302 esas sayılı davanın reddine karar verilmiş ise de istinafda olması nedeniyle kesinleşmediğini, bu davada genel kurul kararlarının iptali kararı verilirse ... lehine yapılan hisse devri hükmen tescille sonuçlanacağından toplam payı 333.000- TL'ye yükselecek olup ...'ın yaptığı işlemler takas mahsup hakkı dışında da hukuka uygun olacağını,bilirkişinin taşınmazların değerlerini çok fahiş belirlediğini,davalı şirketin iktisap tarihlerinde ......
Nitekim davamızın konusu uyuşmazlıkla benzer bir uyuşmazlıkta (evlilik birliği içindeki muvazaalı şirket hisse devrinin iptali konulu) verilen İstanbul BAM 8.HD 2019/2986 E 2019/3520 K sayılı içtihadında asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu vurgulanmış, aynı dosyaya ilişkin asliye hukuk mahkemesinin yaptığı yargılama sonucu verilen kararla ilgili esas değerlendirmesi ise yine 8 HD'nin 2021/1049 E 2021/1215 K sayılı içtihadı ile yapılmıştır. Bilindiği gibi muvazaalı hukuki işlemlerin iptaliyle ilgili olarak en çok karşılaşılan uyuşmazlık durumu muris muvazaası olup, bu davalar da muvazaa hukuki sebebine dayandığından, yapılan işlem şirket hisse devri olsa bile mutlak ticari dava olmayacağı, genel hükümlere göre asliye hukuk mahkemelerinin yargılamada görevli olduğuna dair Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/17-2389 E 2016/129 K. sayılı, Yargıtay 17. HD'nin 2016/16364 E 2017/178 K. sayılı, Yargıtay 11....
e karşı inançlı işleminin kabul edilmemesi karşısında 2013 tarihli davalı ... ile davalı ... arasındaki hisse devrinin muvazaalı olduğunun kabulü de mümkün değildir. İsmail ve ...'ın eşlerine yapılan pay devirlerinde kendi hisselerine düşen pay devirlerinden mahsubu şeklinde kurulan mahkeme hükmüne itiraz etmeyerek bu hisse devir işlemlerinden haberdar olan ve onay veren davacıların taraf olduğu işleme karşı muvazaa iddiası da dinlemeyeceğinden Mahkemece, davalı ...'ın davalı ...'ya hisse devrinde yapılan inançlı işlemin tanıkla da ispatlanamaması nedeniyle davalı ... ...'in davalı ...'a 2013 tarihindeki hisse devri ile ...'nın eşi davalı ... ile davacı ...'ın eşi ...'...
e yapılan hisse devirleri dava konusu olduğundan ...'e yapılan hisse devrinin tarafı da sadece davalı şirket ile ... olup, davacı ...'in bu işlemin tarafı olduğu kabul edilerek kişinin kendi muvazaasına dayanamayacağından bahisle dava konusu iki taşınmaz yönünden davanın reddedilmesi doğru olmamıştır....
nun vefatından yaklaşık 1.5 ay önce gerçekleştirildiğini,87 yaşındaki bir kişinin, bu denli önemli bir işlemi yapabilmesi için hukuki ehliyetinin varlığından söz etmek mümkün olmadığını, ehliyetsizlik ve muvazaa nedeniyle geçersiz olan hisse devrinin iptali ve yasal miras payı oranında müvekkili adına tescilinin gerektiğini, terditli olarak talep ettikleri tazminat ve tenkis taleplerinin belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunu, müvekkilinin herhangi bir hak kaybına uğramaması açısından; Üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla dava konusu ... Mah. ... Sk. ..., ... Sitesi No: 7b ... / İstanbul adresine kayıtlı ......
reddinin gerektiğini, murisin taşınmaz olarak dahi onlarca taşınmazının bulunduğunu, böyle bir malvarlığı içerisinde hisse devrinin davacının 1/8’lik saklı payına müdahalenin sınırında olmadığının açık olduğunu savunarak öncelikle görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine, müvekkili şirketin yoklukla butlanı tespiti talep edilen 17/06/2015 tarihli genel kurul kararı bulunulmadığından konusu bulunmayan talebin reddine, davacının ilgili talepte bulunmaya hakkı olan kişiler arasında bulunmaması ve talepte bulunmak için gerekli olan hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle talebin usulden reddine, davacının davada taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle davanın reddine, davacının muris muvazaası talebi ile ilgili müvekkili şirketin taraf sıfatı bulunmadığından talebin usulden reddine, hisse devir işleminin mal kaçırmak olmadığından davanın esastan reddine, davacıya aktarılan mal varlıkları dikkate alınarak davanın reddine, tenkise tabi tüm tasarrufların tespiti ve davacının saklı payına...
Bu durumda, hisse devrinin muris muvazaasına dayalı olarak iptali istemine yönelik bu davanın, 6102 sayılı kanunun 4. maddesinde yazılmış mutlak ticari davalardan olmadığı gibi aynı kanunun 5. maddesinde yazılı olduğu gibi nispi ticari davalardan da olmadığı, bu itibarla ticari dava mahiyetinde olmayan iş bu davaya bakma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu anlaşılmakla, mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine, ..." karar verilmiştir....
Diğer taraftan, davacı, hisse değerinin hastane ruhsatlarının kısıtlanması nedeniyle arttığını ileri sürmekte ve artan yeni değer üzerinden talepte bulunmaktadır. Hisse devir sözleşmesinin ifa edilmediği ve aynı hisselerin başkasına devredildiği sabit olmakla birlikte, devrin gerçekleşmemesinde davalının kusurlu olduğuna dair bir kanıt da sunulmamıştır. Esasen davacı tazminat talep etmemekte, hisse bedeli talep etmektedir. Davacının tarafı olduğu devir sözleşmesinde altı sol sonra bu hisselerin üçüncü kişiye 1015 yılında devredildiği, davacıya yapılan hisse devrinin şirket kayıtlarına işlenmemesinde davalının kusurunun bulunduğunun kanıtlanmadığı dikkate alındığında, davacının ödediği hisse bedelinden daha fazla bir hisse değeri talep hakkının bulunmadığı kanaatine varılmış, bu nedenler davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir....


