"İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından erkeğin kabul edilen boşanma davası ve fer'ileri, reddedilen kendi boşanma davası ve reddedilen eşya alacağı davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Hüküm sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir (HMK m. 297/2). Davacı-karşı davalı erkek evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma davası açmış, davalı-karşı davacı kadın ise, birleşen boşanma davası ile aynı davada birden çok hukuki sebebe dayalı olmak üzere, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) ve akıl hastalığı (TMK m. 165) sebebine dayalı boşanma talep etmiştir....
Sulh Hukuk Mahkemesinde akıl hastalığı nedeniyle vesayet davası açıldığını, tüm bu nedenlerle öncelikle akıl hastalığı sebebiyle, olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle tarafların boşanmalarına ve 50.000,00 TL manevî tazminata hükmolunmasını talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı-davacı kadın vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı-davacı kadın vekili; ... 1....
Davalı-kaşı davacı kadın akıl hastalığı sebebiyle kısıtlanmış olup, fiillerinden sorumlu tutulamaz ve bunun sonucu olarak davalı-davacı kadına kusur atfedilemez. Davacı-karşı davalı erkek tarafından Türk Medeni Kanununun 165. maddesine dayalı olarak açılmış bir dava bulunmamaktadır. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-karşı davalı erkeğin mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurlu olan davacı-davalı erkeğin davasının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ne var ki kadının kabul edilen boşanma davası temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olmakla erkeğin boşanma davasının konusu kalmamıştır....
nün Sandıklı Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.05.2007 tarih ve 2007/264 Esas- 460 Karar sayılı kararı ile akıl hastalığı nedeniyle kısıtlandığını, kızının kendisinin velâyeti altında bırakıldığını, kısıtlı olan kızının kendisinin rızası dışında kendisinden yaşça büyük olan davalı ile evlendiğini, nikahı yapan kurumun gerekli incelemeleri yapmadığını, kızının hastalığının öğrenen davalının kızını müşterek evden gönderdiğini, kızının davalı tarafından kandırıldığını beyanla tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, davacı kadın lehine aylık 500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 20.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II....
un fiil ehliyetine haiz olduğu , kişide mevcut akıl hastalığı veya zeka geriliğinin tespit edilemediği belirtilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında iki rapor arasında çelişki vardır. 2959 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 15 maddesinin (f) bendi "Adli Tıp İhtisas Kurulu ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının verdikleri rapor ve görüş arasında ortaya çıkan çelişkiler Adli Tıp Genel Kurulunca incelenir ve kesin karara bağlanır" hükmünü getirmiştir. O halde, mahkemece tüm dosya, raporlarla ve daha önceki tedavi evrakları ve Sulh Hukuk Mahkemesi dosyası ile birlikte Adli Tıp Kurumuna gönderilerek raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulunun görüşü alınmak suretiyle giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir....
Aynı Yasanın “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı” başlıklı 405. maddesinde; “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” düzenlemesi mevcuttur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Kanuni temsilci atanması sebebiyle yargılamanın ertelenmesi” başlıklı 56. maddesi ise; “Taraflardan birinin vesayet altına alınması veya kendisine yasal danışman atanması talebi mahkemece uygun bulunur ya da mahkemece gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılama ertelenebilir....
Dava tarihinden önce davacının, Türk Medeni Kanununun 405. maddesinde yer alan “akıl hastalığı ve akıl zayıflığı” sebebiyle kısıtlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı “tam ehliyetsizdir” (TMK md. 14) Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir (HMK m.51). Buna göre, fiil (medeni hakları kullanma) ehliyetine sahip olan, dava ehliyetine de sahiptir. Dava ehliyeti dava şartıdır (HMK md. 114/1-d). Dava şartı noksanlığı da mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir (HMK md. 115/1). Türk Medeni Kanununun 15. maddesine göre, “Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.” Eş deyişle, fiil ehliyeti bulunmayan şahsın tasarrufu hüküm ifade etmez. Bu hükümlere göre, dava ehliyeti bulunmayan (tam ehliyetsiz) kişinin açtığı dava, yasal temsilcinin izniyle hukuki varlık ve geçerlilik kazanmaz....
Türk Medeni Kanununun 409/2. maddesinde "Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı iddiası halinde bu durumun ancak resmi sağlık kurulu raporu" ile tespit edileceği belirtilmiştir. .../... Türk Medeni Kanununun 405. maddesindeki kısıtlama sebebinin bulunmadığı hususunda tek hekim tarafından verilen 27.6.2013 tarihli rapor yeterli değildir. Mahkemece bu husus bekletici mesele yapılarak davalı-karşı davacı kadının kısıtlanmasının gerektirecek bir durumun varlığının tespiti konusunda vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunması veya kendiliğinden bu konuda davalı-karşı davacı kadının yeniden sevk edilerek resmi sağlık kurulu heyetinden oluşacak şekilde yeterli bir rapor alınıp delillerin birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, yetersiz olan tek hekim raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır....
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.05.2021 tarihli ve 2020/658 Esas, 2021/1144 Karar sayılı kararıyla; davacı erkeğin boşanma davasında verilen boşanma hükmüne karşı istinaf başvurusunda bulunulmadığından boşanma hükmünün kesinleştiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğundan bahisle kadın yararına maddî tazminata hükmedilmişse de, davanın akıl hastalığı nedenine dayalı boşanma davası olduğu, davalı kadının evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı bir boşanma davasının bulunmadığı, yalnızca özel boşanma sebebine dayalı olarak açılan davada davacı aleyhine kusur izafesinin mümkün olmadığı, erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz olduğunun kabulünün gerektiğinden bahisle davacı erkek vekilinin kusur belirlemesine yönelik istinaf itirazının kabulüyle İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin belirtilen şekilde düzeltilmesine, davacı erkek tarafından sunulan dava dilekçesinin, davalı asıla 07.08.2017...
çıktığı, eşine saygı duymadığı,"sen askerlik yapmadın, sen ilaç kullanıyorsun, kendini erkek mi zannediyorsun, haddini bil, sen kendini bizimle bir mi tutuyorsun, sen sus konuşma, sen normal değilsin, sen bir şey bilmiyorsun" şeklinde eşini hor gördüğü, bu haliyle kadının az, erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile asıl ve kadının birleşen boşanma davasının kabulüne, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, kadının akıl hastalığı nedenine ve pek kötü ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma taleplerinin reddine, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile küçük arasında kişisel ilişki düzenlenmesine, küçüğe fiilen bakan ebeveyn tarafından diğer ebeveyne yönelik nafaka talebinde bulunabileceği anlaşılmakla tarafların ekonomik ve sosyal durumları, küçüğün yaşı ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek çocuk yararına aylık 750,00 TL iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 750,00 TL yoksulluk nafakasına, beklenen menfaatleri zedelenen ve kişilik...


