Mahkemenin bozma kararına uyarak davanın tamamen veya kısmen reddine karar vermesi ve bu ret kararının kesinleşmesi üzerine borçlu, icra dairesinden (daha önce yapılmış olan ilamlı icra takibi dosyası üzerinden) icranın tamamen veya kısmen eski hâline iade edilmesini isteyebilir. İcranın eski hâline iade edilebilmesi için borçlunun bir ilamlı icra takibi yapmasına ve alacaklıya icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Ancak, icranın iadesi yolu ile alacaklıdan geri alınıp borçluya verilecek meblağ, borçlunun icra dairesine ve icra dairesinin de alacaklıya ödemiş olduğu paradır. Bu paranın, (borçlu tarafından) icra dairesine (ve alacaklıya) ödendiği tarih ile borçluya (icranın iadesi yolu ile) geri ödendiği tarih arasındaki dönem içinde, borçlunun bu parayı kullanamamasından doğan zararı, İİK'nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre, icra dairesi tarafından alacaklıdan tahsil edilerek borçluya ödenemez....
İcra Müdürlüğü’nün 2007/8344 takip sayılı dosyasından yapılan icra takibine dayanak yapıldığını, yapılan takip nedeniyle icra baskısı altında alacağın tamamının takip dosyasına 01/10/2007, 15/10/2007 ve 06/11/2007 tarihlerinde toplam 7.700,00 TL olarak ödendiğini, alacaklı vekilinin icra dosyasına geçmiş olan 16/11/2007 tarihli talebi ile kiralanan yerin 20/10/2007 tarihinde tahliye olduğunu beyan ederek, alacak yönünden de dosyanın işlemden kaldırılmasını istediğini, takibe dayanak ilamın ortadan kalkması nedeniyle icranın iadesi taleplerinin Ankara 32....
İdare Mahkemesi’nde görülen davada red kararı verilerek kesinleştiği belirgindir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun “İcranın iadesi” başlığını taşıyan 40. maddesinde, bir ilamın bozulmasının icra işlemlerini olduğu yerde durduracağı, bir ilam hükmü yerine getirildikten sonra bozulup da aleyhinde icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilamla tahakkuk ederse ayrıca hükme gerek kalmaksızın icranın tamamen veya kısmen eski haline getirileceği yönünde düzenleme yapılmış olup anılan hüküm inceleme konusu davada kıyasen uygulandığında, davacı işverenin gecikme zammı veya faiz adı altında herhangi bir tutardan sorumlu tutulamayacağına ilişkin mahkeme yaklaşımı ve buna dayanılarak davacı tarafından ödenen gecikme zammının hüküm altına alınması yerindedir. Bununla birlikte, oluşturulan hüküm fıkrasında faiz başlangıç tarihinin maddi hata içermesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir....
İcranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp alacaklıya verilecek meblağ, iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de iade borçlusuna ödemiş olduğu paradır. Somut olayda şikayetçinin, takip dosyasında fuzulen yaptığı ödemeyi, İİK’nun 40. maddesi gereğince, ödemenin yapıldığı dosya üzerinden talep etmesi yerine; genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi yaparak ayrı bir takipte talep etmesi doğru değildir. O halde mahkemece yukarıda yazılı yasal düzenlemeler nazara alınarak, itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine, yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ :Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Dava İİK'nun 40.maddesi gereğince icranın iadesi nedeniyle borçlunun (davacının) icra dosyasına parayı yatırdığı tarih ile yatırılan paranın borçlusuna iade edildiği tarih arasındaki faiz kaybı nedeniyle oluştuğu iddia edilen munzam zarar istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davalının ilamlı takip gereğince kendisine ödenen parayı iadesi için kendisine tebliğ olunan muhtırada öngörülen sürede icra dosyasına ödediği çekişmesizdir. BK.nun 105 maddesinde alacaklının davacılar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu suretle borçlu kendisine hiçbir kusur isbat edilemeyeceği ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir....
Mahkemece, icranın iadesi talebine ilişkin olarak icra memuru tarafından muhtıra tebliği ile verilen sürenin sona ermesinden itibaren temerrüt doğacağından, bu tarihten sonra faiz istenebileceği; bu yöndeki memur işleminde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm, borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre borçlu vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Borçlu vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; HMK'nun 297/2. maddesi, "Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir " hükmünü içermektedir....
Bunun için, hükmü veren mahkemenin Yargıtay'ın bozma ilamına uyarak davanın tamamen veya kısmen reddine karar vermesi ve bu ret kararının kesinleşmiş olması gerekir.Mahkemenin bozma kararına uyarak davanın tamamen veya kısmen reddine karar vermesi ve bu ret kararının kesinleşmesi üzerine borçlu, icra dairesinden (daha önce yapılmış olan ilamlı icra takibi dosyası üzerinden) icranın tamamen veya kısmen eski haline iade edilmesini isteyebilir.( m 40,II) İcranın eski haline iade edilebilmesi için borçlunun bir ilamlı icra takibi yapmasına ve alacaklıya icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Bu nedenle borçlunun, bu halde icra dairesinden icranın iadesini isteyeceği yerde ayrı bir dava açmasında hukuki yararı yoktur. İcra dairesinin, icranın iadesi talebinin kabulüne veya reddine ilişkin kararına karşı şikayet yoluna başvurulabilir....
O halde meselenin icranın tamamen eski hale iadesi kapsamında irdelenmesi gerekmekledir. Zira icraya konu olan borç tamamen icra edildikten sonra ilk kararın bozulduğu anlaşılmakladır.Yukarıda temyiz yoluna müracaat edilmesinin kararın icrasına engel olamayacağına, ancak bunun icranın ertelenmesi yoluyla söz konusu olabileceğine değinmiştik. Ancak bazen icranın ertelenmesi talebinde bulunulmaması halen de icranın ertelenmesi talebinde bulunulup da bu talebin reddedilmesi sebebiyle temyiz yoluna müracaat edilmesi ihtimalinde borçlunun ilamlı takibe karşı (Temyiz incelemesi sırasında) korumasız kaldığı durumlar karşımıza çıkabilir. Bu halde, temyiz incelemesi Yargıtay tarafından yerine getirilirken, karar lehine olan taraf da bu kararın icrasını gerçekleştirmekledir....
İcranın eski hale iadesi için, borçlu lehine kesinleşen bir hükmün varlığı gereklidir.Bu maddenin hükmü, haksız yere para ödemiş olanların geri alma haklarını kolayca kullanabilmelerini sağlamak üzere konulmuştur. Bu maddenin verdiği hakkın sebepsiz zenginleşme hükümler gereğince mahkemeye başvurularak kullanılması da mümkündür....
İcra Müdürlüğü'nün 2014/2897 Esas sayılı dosyası ile ödenen paraların iadesi için müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını, İİK'nun 40. maddesi gereğince icranın iadesi için öncelikle kararın kesinleşmesi gerektiğini bu nedenle takibin iptalini talep etmiştir. Mahkeme'ce, bozmadan sonra kesinleşmiş karar bulunmadan icranın iadesinin istenemeyeceği gerekçesi ile takibin iptaline karar verilmiş; hüküm, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Kural olarak, İİK'nun 40. maddesi gereğince bir ilamın nakzı icra muamelelerini olduğu yerde durdurur. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise, bir ilam hükmü icra edildikten sonra nakzedilip de, aleyhinde icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kat'i bir ilamla tahakkuk ederse ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur. Bu haliyle, borçlunun icranın iadesini isteyebilmesi için İİK'nun 40/2. maddesi gereğince bozmadan sonra verilecek hükmün kesinleşmesi zorunludur....


