Davalı borçlu vekili mahkemece verilen ilk karara binaen tahliyenin gerçekleştiğini, fakat icranın iadesi diye bir müessesenin söz konusu olduğunu,davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tahliye gerçekleştiğinden konusuz kalan tahliye hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İcranın iadesini düzenleyen İ.İ.K'nın 40/1 maddesi hükmüne göre bir ilamın Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması İcra muamelelerini olduğu yerde durdurur. İ.İ.K'nın 40/2 maddesindeki düzenleme uyarınca bir ilam hükmü icra edildikten sonra Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir yada Yargıtay'ca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilamla tahakkuk ederse ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur....
nun 40.maddesinin 2.fıkrasında yeralan düzenleme uyarınca, bozulan karar üzerine icra mahkemesinde verilen karar kesinleştikten sonra ödemenin yapıldığı dosya üzerinden icranın iadesi yolu ile alacağını talep etmesi gerekir. Bu nedenle davacının ayrı bir alacak davası açmasında hukuki bir yararı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması görüşü ile sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.21/09/2016...
Yerleşik Yargıtay İçtihatlarında da yer aldığı üzere, anılan yasa hükmünde icranın iadesi yolu ile iade borçlusundan geri alınıp, alacaklıya verilecek meblağın iade alacaklısının icra dairesine ve icra dairesinin de borçlusuna ödemiş olduğu paradan bahsedilmektedir. İş bu dava dosyasında gerek davacı ve gerekse de davalı yan dosya borcunun, alacaklı vekiline haricen ödendiğini kabul etmektedir. Bu itibarla yukarıda açıklanan hususlar gözetildiğinde somut olayda İİK.nun 40.maddesinin uygulama durumu söz konusu olmadığından, mahkemece işin esasına girilip, varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken, ilamda yazılı nedenlerle onandığı anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir....
Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Taşınmazların ilamsız icra yoluyla başlatılan takip sonrasında verilen tahliye kararı gereği tahliye edildiği, ancak tahliye infazından sonra Bölge Adliye Mahkemesince tahliye kararının kaldırılarak reddedilmesi sebebiyle İİK 40. maddesi uyarınca İİK 366/son göndermesiyle icranın iadesi mümkün ise de; temyiz aşamasında İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesi 11.12.2018 tarihli tahliye kararının kesinleştiği ve bu kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiği, İcra Hukuk Mahkemesi bağlayacağından İİK 40. maddesi gereğince icranın iadesi mümkün değildir....
Bu madde uyarınca icranın iadesi yoluyla alacaklıdan geri alınıp borçluya verilecek miktar borçlunun icra dairesine ödediği miktardır. Oysa, davacı, icra dosyasında fazladan para tahsili yapıldığını ve ayrıca faiz hesabının da yanlış olduğunu ileri sürerek fazladan tahsil edilen paranın yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş olup, fazladan ödendiği iddia olunan paranın faizinin İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca icra müdürü tarafından hesap edilemeyecek olması karşısında davacının talebini ayrı bir dava ile ileri sürmesinde hukuki yararının varlığının kabulü gerekmektedir. Olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme hakime ait olduğundan İİK'nın 40/2. maddesi hükmünün uyuşmazlığa uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu durumda, mahkemece, işin esasının incelenip sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir....
Bu düzenleme uyarınca icranın iadesi yoluyla alacaklıdan geri alınıp borçluya verilecek miktar borçlunun icra dairesine ödediği miktardır. Bu paranın icra dairesine ödendiği tarih ile icranın iadesi yoluyla geri ödendiği tarih arasındaki dönem içerisinde borçlunun ödediği parayı kullanılamamasından doğan zararı İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca alacaklıdan tahsil edilemez. Ancak borçlu, bu döneme ilişkin olarak ödediği parayı kullanamamasından kaynaklanan zararın tazmini için ayrı bir dava veya takip yapabilir. Olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir. Uyuşmazlık konusu olayda davacı tarafından başlatılan takibin itiraza konu edilen kısmı; ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/683 esas sayılı dosyasında verilen karara istinaden yapılan takip nedeniyle davalıya ödenen paranın kullanılmamasından kaynaklanan zarara ilişkin olup bu nedenle İİK'40/2. Maddesi hükmünün uyuşmazlığa uygulanma olanağı bulunmamaktadır....
Zira mahkemece verilen bu hüküm bozulmakla İİK'nın 40. maddesi gereğince icranın iadesi gerekeceğinden, davalı iş sahibinin davaya yönelik haklarını alabilmesi yeni bir kararın verilmesi ve kesinleşmesi gerektirir. Bu hususlar dikkate alındığında, verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın talep halinde temyiz edene iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.09.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi....
Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen hükmün icra dairesi tarafından yanlış anlaşılması üzerine icranın iadesi işlemi yapılarak 381.342 TL'nin icra dosyasına ödenmesinin talep edildiğini belirterek sözkonusu işlemin iptalini talep etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur....
Takip konusu alacaklar icra tehdidi altında ödendiğinden ve davanın redle sonuçlanması durumunda İİK'nın 40. maddesi uyarınca icranın iadesi mümkün bulunduğundan icra dosyasına yapılan ödemenin kesin ödeme olarak kabulü ve davanın ödeme nedeniyle konusuz kaldığı kabul edilemez. Başka bir deyişle; icra tehdidi altında yapılan ödeme, kabul mahiyetinde olmayıp uyuşmazlığı sona erdirmemektedir. Yapılan ödemeler icra dosyasında değerlendirilir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece esas hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davanın konusu kalmadığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01/06/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Senedin sahte olduğunun anlaşılması üzerine icranın iadesi sırasında satış işlemlerinin gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır. Tasarrufun iptâli davalarında öncelikle bedeller arasında fark bulunup bulunmadığı mahallinde yapılacak keşif ve bilirkişiden alınacak raporla saptanmalı, bedel farkının bulunduğunun anlaşılması halinde ... tarafından davalı ...’ye yapılan satış işlemlerinin iptâline karar verilmelidir. Diğer davalılar ... ve ...’ın durumlarına gelince, dosya kapsamından tüm tarafların aynı köyde ikamet ettikleri, taşınmazların halen borçlunun zilyetliğinde bulunduğu, şahitlerin ifadesine göre borçlu ile diğer davalıların arkadaş oldukları anlaşıldığından olayda mal kaçırma kastı ile hareket edildiğinin kabulü zorunludur. Mahkemece tüm bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile davanın reddi doğru olmadığından temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir....


