nın başkan olmak istediğini ancak, Yönetim Kurulu tarafından başkanlığa seçilmeyince bu defa Kulüp hakkında bağış olarak ödediği bedelleri, makbuzlara tek taraflı olarak yazdığı borç ibaresi ile 03.12.2020 tarihinde önce ihtarname keşide ettiğini ardından da 17.12.2020 tarihinde icra takibine başladığını, bu durumun açıkça kötü niyetli ve yasal dayanaktan da yoksun olduğunu, davacı şirket ortağı ... kendi şirketinden Başkan Yardımcısı olduğu davalı Dernek hakkında bu işlemleri başlattıktan sonra 17.01.2021 tarihinde de Yönetim Kurulundan istifa ettiğini, tüketim ödüncü sözleşmesi çerçevesinde ödünç verenin, bir miktar para veya bir misli şeyin mülkiyetini belirli bir süre için ödünç alana geçirmeyi, ödünç alanın da aynı miktar ve nitelikte şeyi iade etmeyi taahhüt ettiğini, davalı derneğin davacı ortağı ve aynı zamanda davalı dernek başkanının banka hesaplarına yaptığı ödemenin taraflarca kararlaştırıldığı üzere; aslında bağış olması gerekirken davacı şirket ile aralarında sanki bir ödünç...
Davacı her ne kadar dava dilekçesinde ödenen bedelin ödünç sözleşmesi kapsamında verildiğini beyan etmiş ise de; davacı vekilinin 31/12/2022 tarihli beyan dilekçesi ekinde bulunan 30/01/2018 tarihli yazıda ödenen bedelin davalıya yapılacak iş karşılığı avans ödemesi olarak verildiği anlaşılmıştır. Konya . İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesi neticesinde açılan mezkûr itirazın iptali davasının süresinde olduğu anlaşılmıştır....
sözleşmesi"nden kaynaklandığının ifade edildiğini, ödünç sözleşmesinin, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup bundan doğan sonuçların borçlu tarafa yükletilebilmesi için kanunun aradığı şartların gerçekleşmesi gerektiğini, somut olayda taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılmış bir vade bulunmadığını, karşı tarafın parayı yollarken belirttiği yahut taraflar arasında belirlenmiş bir vadenin bulunmaması durumunda mezkur açıklamalarda belirtilen ilgili kanun maddesinin, uyuşmazlığa uyarlanmak durumunda olduğunu, bu durumda vadenin belli olmamasının, karşı tarafın müvekkili borçlu sıfatıyla temerrüde düşürebilmesi açısından "ihtar" şartına işaret ettiğini, müvekkili tarafa, var olduğu karşı tarafça ikrar ve iddia edilen ödünç sözleşmesinden doğan alacak kapsamında ödüncün geri verilmesi konulu bir ihtarın karşı davacı tarafından ulaşmadığını, TBK madde 392 kapsamında keşide edilmesi gereken ve keşide edildikten sonra borçluyu temerrüde düşürecek olan ihtarın, müvekkili tarafa hiçbir...
Mahkemece, kredi sözleşmelerindeki davalı şirket adına atılan imzaların şirket yetkilisine ait olmadığı, bu durumda taraflar arasındaki ilişkide kredi sözleşmesi hükümlerinin uygulanmayacağı, davacıların Euro cinsinde davalı şirkete banka havalesi yoluyla para gönderdiklerinin sabit olduğu, talimat belgelerinde davacılar adına atılan imzaların davacıların eli ürünü olmadığı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sözlü ödünç sözleşmesi olduğu, danışmanlık sözleşmesinin Halloran LLC ile Atilla Karaoğlu arasında imzalandığı, özleşmenin taraflarının farklı olduğu, kredi temini konusunu kapsamadığı, kaldı ki davacıların dayandığı kredi sözleşmelerindeki imzaların davalı şirket yetkilisine ait olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin danışmanlık sözleşmesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, dava dışı...'...
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE ; Dava, ödünç sözleşmesi alacağına dayanan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali davasıdır. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda, dava dilekçesi, bilirkişi raporu, dekont ve tüm belgeler birlikte incelendiğinde; davacı şirket tarafından davalıya 28.400,00 TL tutarında EFT havalesi gönderildiği, havale dekontuna “borç gönderme" şeklinde şerh düşüldüğü, davalı taraf ise herhangi bir itirazı kayıt ileri sürmeden hesabına gelen bu parayı kullandığı, buna göre, davacının davalıdan 28.400,00 TL kadar alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafından borç miktarı ödenmediği gibi, ödendiğine dair bir iddiasının da bulunmadığı görülmüştür. Yine davacının göndermiş olduğu ihtarnameyi tebellüğ etmesine rağmen itirazda bulunmadığı da anlaşılmıştır....
YARGILAMA VE GEREKÇE : Dava, taraflar arasında var olduğu iddia edilen ödünç sözleşmesi ve buna bağlı olarak düzenlenen bir kısım bonodan kaynaklı alacağın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizce yapılan araştırma sonucuna göre davacının tacir kaydının bulunmasına rağmen davalıların tacir olmadığı tespit edilmiştir. 6102 sayılı TTK m. 5/1. fıkra hükmünde yapılan düzenleme uyarınca, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir....
Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/659 E. sayılı dosyası bekletici mesele yapılmaksızın bu dosya içeriği ile uyuşmayan şekilde karar verildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin ceza dosyasında alınan bilirkişi raporu ile çelişkili olduğu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli araştırma ve incelemeyi içermediği, birleşen davanın reddi kararının yerinde olmadığı, İstinaf eden-asıl davada davacı birleşen davada davalı şirket vekili tarafından; Mahkemece asıl davanın reddi kararının yerinde olmadığı müvekkili tarafından fazla ödeme yapıldığı, asıl davanın davalısı şirketin resmi ikrazatçı olmadığını, taraflar arasında yazılı bir ödünç sözleşmesi bulunmadığı, mahkemece faize yönünden yapılan değerlendirmelerin bu kapsamda hatalı olduğu bildirilerek başvurulmuştur....
Yine somut dava içeriğine benzer nitelikteki ödünç sözleşmesi kapsamında düzenlenen kambiyo senedinden kaynaklanan bir ihtilafın tahlilinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 2022/835 Esas, 2022/1179 Karar sayılı ilamında "... Davacı ödünç ilişkisine dayalı olarak uyuşmazlığa konu senedi verdiğini ve tarafların tacir olmadığını iddia etmiş olup tarafların tacir olduğu, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu hususunda dosyada herhangi bir belgenin bulunmadığı, davalının da bu hususta herhangi bir savunmasının olmadığı ve taraflar arasındaki temel ilişkiye göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiği ( Y.19. HD. 14,2,2017 T, 2012/2348-2017/1116 sy.k) gözetildiğinde davaya bakmanın ticaret mahkemesinin görevi dahilinde olmadığı anlaşılmaktadır..." şeklinde tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğu görülmüştür....
Dava konusu sözleşme incelendiğinde, davacı ile asıl borçlu arasındaki ödünç sözleşmesi gereği ödenmesi gereken miktarın ödenmediği, bu miktarın 7.441,86 gr altın olarak belirlendiği, bu bedelden davalı ve dava dışı asıl borçlunun birlikte sorumlu olduğu hususları yer almaktadır. O halde davacı, davalı ve dava dışı... imzalanan 20.12.2022 tarihli sözleşmenin borca katılma sözleşmesi olduğu, bu sözleşme ile davalının borca katıldığı ve diğer borçlu ile birlikte müteselsil borçlu haline geldiği, böylece dava dışı borçlu ...'ın dava konusu ödünç sözleşmesinden kaynaklanan borcundan kurtulmasının söz konusu olmadığı ve sorumluluğunun devam ettiği kabul edilmelidir....
Aynı kimseye birden fazla ve kısa aralıklarla kazanç sağlamak amacıyla borç para verilirse zincirleme suç, farklı kişilere ödünç para verilmesi durumunda ise gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir. Söz konusu suç, ivaz karşılığında ödünç paranın borç alana verilmesiyle tamamlanmış olmaktadır. Diğer ifade ile suçun tamamlandığı an, ödünç sözleşmesinin yapıldığı zaman değildir. Ödünç sözleşmesi, ödünç veren bakımından akdin konusunu oluşturan misli eşyanın mülkiyetini ödünç alana geçirme borcunu doğurur. Zilyetliğin devri ile mülkiyet de ödünç alana geçmektedir. Bu nedenle tefecilik suçu, ivaz karşılığı ödünç verilen paranın mülkiyetinin borç alana geçtiği anda tamamlanmış olur. Suçun tamamlanması için ivazın, paranın vadesinde geri ödenmemesinin veya icra takibine konu olmasının bir önemi yoktur. Tarafların ödünç para verme hususunda imzaladıkları sözleşme tarihinin de suç tarihi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Suçun tamamlanma anı zamanaşımı açısından önem arz eder....


