WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 17 Haziran 2026

Dava konusu ihtilafa ilişkin olan TTK 553/1 maddesinde " Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…) (2) hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. " TTK 560/1 maddesinde; " Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." şeklinde düzenleme getirilmiştir....

Dava konusu ödeme emirlerinden … tarih ve … sayılı ödeme emri yönünden yapılan incelemede; ödeme emri içeriği 2010/Temmuz dönemine ait katma değer vergisi ve gecikme faizine ilişkin düzenlenen … sayılı ihbarnamenin davacının bilinen adresinde bulunmaması nedeniyle Tebligat Kanunun 21.maddesi uyarınca kapıya yapıştırılmak suretiyle tebliğ edildiği ve ihtilafa esas borçların ödenmemesi nedeniyle dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği görülmekteyse de, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden tüm tebliğlerin "tebligat konusunda" genel kanun olan 7201 sayılı Kanun hükümleri uyarınca değil, özel kanun olan 213 sayılı Kanun'un tebliğe ilişkin hükümleri uyarınca yapılması gerektiği açık olduğundan, 213 sayılı Kanun'un 102. maddesinde öngörülen tebliğ usullerine uyulması gerekirken, bu yöndeki emredici düzenlemelere uyulmadan 7201 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan tebliğin usulsüz olduğu sonucuna varılmış olup, dolayısıyla davacı yönünden usulune uygun kesinleşmiş bir kamu alacağından...

Davacı bankanın, dava dışı şirkete usulsüz kredi kullandırılmak suretiyle banka zararına sebebiyet verdiklerinden bahisle, şube yetkilisi, kredi tahsis yetkilisi ve yönetim kurulu üyelerinden oluşan davalılardan zararın tahsilini istediği, davalıların ise açılan davanın zamanaşımına uğradığı, yapılan işlemlerin bankacılık mevzuatına ve usule uygun yapıldığı, kredi işlemlerinde her zaman risk faktörünün bulunduğu, banka zararının oluşmadığı, bir kısım davalılar ise yönetim kurulu üyesi olmadıklarından kendilerine husumet yöneltilemeyeceği savunmaları ile davanın reddini istedikleri görülmüştür....

Hukuk Dairesi'nin 2018/3109 Esas -2019/554 Karar sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararında da hüküm altına alındığı üzere "ŞİKAYETİN KABULÜ İLE USULSÜZ OLARAK YAPILAN TEBLİGATIN İPTALİNE, TEBLİĞ TARİHİNİN 23/02/2018 OLARAK TESPİTİNE" fakat yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ve vekalet ücreti ile ilgili olarak davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiş olduğu tespit edilmiştir. Tüm dosya kapsamından usulsüz tebligata ilişkin ... 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nde ...Esas sayılı dosyasında davalının takip borçlusunun açmış olduğu davada, yerel mahkemece şikayetin kabulü ile usulsüz olarak yapılan tebligatın iptaline, tebliğ tarihinin 23/02/2018 olarak tespitine karar verilmiş olmakla, İstanbul BAM 22....

, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır." şeklindeki düzenleme uyarınca ceza zamanaşımı süresinin kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır' şeklindeki düzenleme uyarınca ceza zamanaşımı süresinin kalan ceza miktarı esas alınarak hesaplanması gerektiği, somut olayda hükümlünün infaz etmesi gereken kalan cezası 5 yıldan az olduğundan 10 yıllık ceza zamanaşımına tabi olacağı ve hükümlü hakkında yakalama emri çıkarıldığı 14.08.2001 tarihinden itibaren herhangi bir kesilme nedeni de bulunmadığından 10 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 14.08.2011 tarihinde dolmuş olduğu cihetle itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 02.11.2016 tarih ve 94660652-105-21-5512-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay...

Türk Ceza Kanununun ceza zamanaşımını düzenlenen 68/5. maddesinde yer alan "Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır." şeklindeki düzenleme uyarınca ceza zamanaşımı süresinin kalan ceza miktarı esas alınarak hesaplanması gerektiği, somut olayda hükümlünün infaz etmesi gereken kalan cezası 5 yıldan az olduğundan 10 yıllık ceza zamanaşımına tabi olacağı ve hükümlü hakkında yakalama emrinin çıkarıldığı 14/08/2001 tarihinden itibaren her hangi bir kesilme nedeni de bulunmadığından, 10 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 14/08/2011 tarihinde dolmuş olduğu cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 02/11/2016 gün ve 94660652-105-21-5512-2016...

Bu durumda; davacıya (borçluya) önceden hiçbir tebligat çıkarılmadan doğrudan doğruya Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi ikinci fıkrası uyarınca yapılan tebligatın usulsüz ve hukuka aykırı olduğu, usulsüz tebligat gereği tebliğ tarihinin Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereği muhatabın beyan ettiği tarih olan 07/06/2016 olarak kabulü ile 08/06/2016 tarihi itibariyle süresinde açılan davanın esasına girilerek bir değerlendirme yapıldıktan sonra karar verilmesi gerektiğinden, süre aşımı nedeniyle davayı reddeden İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ......

SAVUNMA: Davalı vekili süresinden sonra sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı ----- sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe bazı alacakların zamanaşımına uğradığı, temerrüt faizi olarak fahiş oranda faiz talep edildiği, ve yine yüksek oranda kanunun aradığından daha fazla faiz oranı talep edildiği için itiraz ettiklerini, tebligatın icra dosyasında adı geçen vekile yapılması gerektiğinden dolayı dava dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmesi gerektiğini, arabuluculuk toplantılarında vekil olarak davalıyı temsil ettiklerini, tebligatların davalı asile yapıldığını, müvekkili tarafından vekile de tebligat yapıldığı sanıldığından dolayı gelen tebligatların vekile bildirilmediğini, bu nedenle davaya cevap verme süresinin geçtiğini, müvekkiline ---- katılması yönünde hiçbir belge gönderilmediğini, alınan kararlar hakkında bilgi verilmediğini, hem harici olarak yazı ile hem de noter aracılığı ile üyeliğin düşürülmesi için yazı gönderildiğini, üyeliğin düşürülmesi...

Borçlu; borcun mevcut olmadığı, itfa edildiği, imhal edildiği, borcun zamanaşımına uğradığı veya takas, faiz oranı veya yetki hususlarında itirazda bulunabilir.Somut olayda davacı taraf aleyhine yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibin usulsüz tebligat sonucu kesinleştiği akabinde davacı tarafça icra hukuk mahkemesine şikayet yoluna başvurularak ;----- tarihli kararı ile söz konusu takibin durdurulduğunu, ancak davacı tarafın haciz baskısı altında oldukları için ihtirazi kayıt ile ödeme yapıldığı ve söz konusu ödemenin davalı taraftan istirdatının talep edildiği anlaşılmakla ;yukarıda izah edilen kanun hükmü uyarınca borçlu tarafından yapılabilecek itirazlarının sınırlı olarak sayıldığı ve somut olayda davacı tarafın bu itirazlardan birini veya bir kaçını ileri sürmediği gerek dosya kapsamında gerekse alınan bilirkişi raporundan tespit edilmiştir....

İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, icra dosyası ve tüm dosya kapsamına göre icra satışına ilişkin ihalenin 07/01/2015 tarihinde gerçekleştiği, ihaleye ilişkin gazete ilanının 18/11/2014 tarihinde yapıldığı, davacının icra dosyasının fotokopisini 02/07/2015 tarihinde aldığı, davacı tarafından açılan Düzce İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/337 Esas-2015/415 Karar sayılı ilamı ile ihalenin feshine karar verildiği, buna ilişkin hükmün 29/03/2016 tarihinde kesinleştiği, dava konusu itibariyle ceza zamanaşımının uygulanmayacağı, bu bağlamda eldeki davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra 24/04/2018 tarihinde açılmış olduğunun anlaşıldığı ve icra müdürünün ancak İİK'nın 133. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmemesi halinde ihaleyi kaldırabileceği, bunun dışında icra müdürünün borçluya tebligat yapılıp yapılmadığı, yapılan tebligatın usulsüz olup olmadığını inceleme ve karar verme yetkisinin olmadığı, ayrıca icra müdürünün ihaleyi resen iptal yetkisinin de bulunmadığı dikkate alındığında...

UYAP Entegrasyonu