İcra Müdürlüğü'nün 2023/... Esas sayılı dosyası ile 29.173,73 TL asıl alacak ve 1.910,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 31.084,59 TL tutarında bir icra takibi başlatmış olduğunu, söz konusu icra takibinin kapak hesabının 37.715,49 TL tutarında olduğunu, icra takip borçlularının "... San Tic. Ltd.Şti." ve "..." olarak gözüktüğünü, söz konusu icra takibine ilişkin ödeme emrinin ise borçlulardan ... Pazl Elektrik Mak. İmal San Tic .Ltd.Şti.'ne benzer ünvanı olan müvekkil ... San. Tic. A.Ş'nin şirket adresine tebliğ edilmiş olduğunu, davacının açmış olduğu icra takibinde belirtilen şirket unvanı ve vergi numarasının açıkça hatalı olduğunu, davacının takip talebinde belirtilmiş olan unvanın müvekkili şirkete ait eski unvanla bile aynı olmadığını, dolayısıyla müvekkil ... San. Tic....
takibinin şikayete bağlı bulunduğu, TCK 73. maddesinde de şikayet süresinin “fiil ve failin öğrenildiği günden itibaren 6 ay” olduğu ve şikayetin süresi içerisinde yapılıp yapılmadığının yargılama şartı olarak kabul edildiği, bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, suça konu senet ilgili olarak sanık tarafından icra takibi başlatıldığı ve ödeme emrinin de katılana 11/05/2011 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısıyla katılanın en geç bu tarihte söz konusu senedin aleyhine olarak icra takibine konulduğunu öğrenmiş sayılacağı, bu şekilde yapılan icra takibinden haberdar olan katılanın, altı aylık şikayet süresi geçtikten sonra 08/11/2012 tarihinde sanık hakkında şikayetçi olduğu anlaşıldığından, süresinde yapılmış bir şikâyetin bulunmaması nedeniyle verilen düşme hükümlerinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir....
Mahkemece, davacının davalı şirket aleyhine başlattığı ilamlı icra takibinde, icra takip borçlusuna icra emrinin tebliğ edilmediği ve takibin kesinleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 27.03.2013 tarih ve 931 E., 1505 K. sayılı ilamı ile; Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28.01.2010 tarihli yetkisizlik kararının, davacı vekiline 20.04.2010 tarihinde tebliğ edildiği ve karar temyiz edilmeden 01.05.2010 tarihinde kesinleştiği halde, davacı vekilinin HUMK'nın 193/3. maddesinde yer alan 10 günlük süreden çok sonra 11.06.2010 tarihinde gönderme dilekçesi verdiği anlaşıldığından, mahkemece dosyanın yetkili mahkeme olarak kendisine intikal ettiği tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 193/3. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde uyuşmazlığın esası incelenerek hüküm tesis edilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, diğer temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmuş...
KARAR Davacı, davalılardan .....nin vekili olarak cari hesap alacağı ve faizleri nedeniyle diğer davalı aleyhine 90.145,59TL üzerinden icra takibi başlattıklarını, ödeme emrinin diğer tarafa tebliğinden sonra, davalıların aralarında 03/03/2012 tarihli sözleşmeyi imzalayarak 87.447,58TL üzerinden haricen sulh olduklarını ancak kendisinin vekalet ücreti alacağını alamadığını ve davalıların birlikte sorumlu olduklarını ileri sürerek, yasal vekalet ücreti ile icra vekalet ücreti alacağının davalılardan müteselsilen tahsilini istemiştir. Davalılardan ....Şti usulüne uygun tebliğe rağmen cevap vermemiş, diğer davalı ......Şti davanın reddini dilemiştir....
Hukuk Dairesinin 16.09.2014 tarihli ve 2014/15015 Esas 2014/11879 Karar sayılı bozma ilamı gerekçesinin aksine üçüncü kişi şirketin ortağı ya da yetkilisi olmayan bu kişinin istihkak iddiasında bulunmasının bilahare bu iddiasından vazgeçmesinin sonuç doğurmayacağı, ne var ki ...’ün 12.02.2008 tarihli haciz esnasında aynı zamanda üçüncü kişi şirket yetkilisi olduğunu beyan ederek şirket adına kefalet beyanında bulunması üzerine, İcra Müdürlüğünce dava konusu hacze ilişkin tarih ve takip numarası yazılarak düzenlenen icra emrinin üçüncü kişi şirkete haciz adresinde 16.02.2008 tarihinde tebliğ edildiği, bunun üzerine üçüncü kişi şirket vekilinin 21.02.2008 tarihinde ...’ün şirket yetkilisi olmadığı, bu nedenle kefalet beyanında bulunamayacağı iddiası ile icra emrinin iptali için icra mahkemesine başvuruda bulunduğu, buna göre haczin en geç, 21.02.2008 tarihinde öğrenilmesine rağmen, 04.03.2008 tarihli muhafaza işlemine kadar yasal 7 günlük süre içerisinde istihkak iddiasında bulunulmadığı...
İcra Müdürlüğü’nce 09.06.2011 günlü kararla, itirazın süresinde yapıldığından bahisle takibin durdurulmasına karar verilmiş ise de, dosya içerisinde mevcut icra dosyasının incelenmesinde ödeme emrinin 13.05.2011 tarihinde tebliğ edildiği, itirazın ise süresinden sonra 23.05.2011 havale tarihli dilekçeyle yapıldığı görülmüştür. Mahkemenin borca itirazın süresinde yapılmadığına dair kabulü doğrudur. Bir hususun varlığı veya yokluğu, mahkemenin davayı esastan inceleyip karara bağlamasına engel oluyorsa ve hakim o hususu kendiliğinden gözetmekle yükümlü ise bu husus bir dava şartıdır. HMK’nın 114. maddesinin h) bendi dava açmakta hukuki yararın bulunmasını dava şartı olarak düzenlemiştir. İcra müdürlüğünün hatalı şekilde icra takibinin durdurulmasına dair kararına karşı alacaklının icra hukuk mahkemesinde şikayet yoluyla talepte bulunması gerekirken itirazın iptâli davası açmakta hukuki yararı yoktur....
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Alacaklı banka tarafından borçlu ve ipotek borçluları aleyhine tüketici kredisi sözleşmesi nedeniyle düzenlenen gayrimenkul ipoteğinin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip başlatılmış ve örnek 6 numaralı icra emri tebliğ edilmiştir. İpotek borçluları vekili, icra mahkemesine başvurusunda; borç miktarının tartışmalı olduğu,eş anlatımla belirli olmadığı için borç tutarının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden, takibin iptalini istemiştir. Mahkemece...... 2012/11897 Esas sayılı dosyasındaki icra emrinin iptaline karar verilmiştir....
İstinaf Sebepleri Davacı/borçlu vekili; dava dilekçesinde belirtilen hususlar tekrar edilerek, ödeme emrinin iptaline ilişkin kısım değerlendirmeye alınmadan sadece ödeme emrinin tebliğ tarihinin düzeltilmesi ile yetinilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; borçlunun öğrenme tarihine göre tebliğ tarihinin düzeltilmesine, yeniden belirlenen tebliğ tarihine göre icra takibinin kesinleşmesinden önce konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiş olup, ayrıca ödeme emri tebligatının iptali yönünde hüküm kurulması mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı/borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B....
Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin şikayet, İİK'nun 16/1. maddesi uyarınca usulsüz tebliğ işleminin öğrenildiği tarihten itibaren yedi günlük sürede icra mahkemesine yapılmalıdır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince ise, tebligatın usulsüz olması halinde muhatabı tebliğinden haberdar olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, aksine yazılı bir delil olmadıkça, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Somut olayda, ödeme emrinin borçlunun iki farklı adresine tebliğe çıkartıldığı, “... Tatil Sitesi Karşısı ... .../...” adresine gönderilen tebligatın, 05.3.2015 tarihinde, muhatabın “adresten taşındığı” şerhi ile, “... . 4005 Sk. No: 3 Kapı No: 1 .../...” adresine gönderilen tebligatın ise, 21.7.2015 tarihinde, “adres terk” şerhi ile bila tebliğ iade edildiği, takip dosyasında yapılmış bir mernis adresi araştırmasına rastlanmadığı, alacaklının borçlunun mernis adresine tebligat çıkarılması talebi üzerine müdürlükçe borçlunun “... . 4005 Sk....
Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, takip talebinde ve icra emrinde vergi dairesi ve vergi numarasının yazılması kanuni bir yükümlülük olup, alacaklının vergi numarasının yazılmadığını, takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konulamayacağını, ilamın temyiz edildiğini, takip talebinin ve icra emrinin ilama aykırı düzenlendiğini, faiz hesabının ilama aykırı yapıldığını, faizin nasıl hesaplandığının, hangi faiz oranlarının hangi tarihlerde hesaplamaya alındığının belirtilmediğini, işlemiş faize ve faiz oranlarına itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin ve icra emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5....


