Davacı vekili; davacının halı, kilim ve battaniye gibi malzemelerin satıldığı mağazasının olduğunu, yoğun yağış neticesinde kanalizasyon ana şebekesinde meydana gelen tıkanma nedeni ile tuvaletten taşan pis suların davacının işyerini basması sonucunda malların zarar gördüğünü, kanalizasyondaki arızanın giderilmesi için davalı tarafından herhangi bir çalışmanın yapılmadığını, oluşan zararın tespiti için davacı tarafından ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2013/117 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını belirterek uğranılan maddi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; dava konusu hasarın kanalizasyon ana şebekesinin tıkanması ile değil, davacının önleyici tedbirleri almaması nedeniyle oluştuğunu, davalının herhangi bir ihmalinin olmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece, keşif sonucunda alınan bilirkişi raporu benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiştir....
Ancak burada söz konusu olan, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli olmayan sınırlama şeklindeki idarenin işlem ve eyleminden doğan zararın tazmini olup mülkiyetin bedele çevrilmesi ise idari yargıda açılan tazminat davasının değil, adli yargıda açılacak bedel tespiti ve tescil davasının konusuna girer. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davaları, taşınmaz mülkiyetinin bedeli karşılığında kamuya aktarılması yoluyla mülkiyete yapılan fiili müdahaleyi sonlandırmayı hedeflemesiyle, sadece idarenin işlem ve eylemlerinden doğan zararın tazminini sağlayan, mülkiyete ilişkin herhangi bir sonuç doğurmayan idari yargıda açılan tam yargı davalarından farklılaşmaktadır. Mülkiyetin bedele çevrilmesi ise, idari eylem ve işlem nedeniyle doğan bir zarar niteliğinde olmadığından idari yargıda görülen tazminat davasının konusuna girmez....
Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Haksız tutuklamalarda gerçek maddi zararın tazminat olarak verileceği, şirket müdürü olduğunu iddia eden davacının, Atasoy İnşaat Taahhüt şirketindeki konumu ile gelirinin belirlenmesine esas olmak üzere, anılan şirketin ticaret sicil kaydı ile 2008 yılına ait defter ve belgeler ile noterden imza sirkülerinin getirtilmesi, davacının aldığı maaş ile davacının tutuklu bulunduğu dönemde şirket faaliyetlerinin devam edip etmediğinin tespitiyle şirket faaliyetlerinin devam ettiğinin belirlenmesi halinde defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak gelirin tespiti, şirket faaliyetlerinin devam etmiyor olması halinde ise net asgari ücret üzerinden maddi zararın tespit edilmesi gerekirken, eksik soruşturmaya dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz...
Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır....
Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Komşuluk hukukundan kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle davacının uğramış olduğu zararın miktarının bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi, tazminatın bu zarara göre tayin ve takdir edilmesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamaz. Ancak, davacının zararın artmasında kusuru varsa, tazminat miktarı 6098 sayılı Borçlar Kanununun 52. maddesine göre indirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. TMK’nun 737 ve 730. maddelerinden doğan sorumluluk kusura bağlı bir sorumluluk olmadığından, davalının kusursuz olması tazminat miktarının düşürülmesinde etkili olamaz. Somut olayda, davalının DSİ kanalını tıkaması sonucu kanalın taşmasıyla meydana gelen zararın tazmini istenilmektedir....
Mahkemece gerçek zararın tespiti açısından inceleme yapılmamış olup davacının ödediği miktara hükmedilmiştir. 1086 Sayılı HUMK'nun 275. maddesine (6100 Sayılı HMK'nun 266. maddesine) göre, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, mahkemece uzman bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulması zorunludur. Buna göre, yukarıda izah edildiği üzere, öncelikle ödenmesi gereken gerçek zararın tespiti, daha sonra da davalı sigortalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi için, konusunda uzman bir bilirkişinin görüşüne başvurulması zorunludur. Davacı ..., dava konusu kaza dolayısıyla karşı aracın sigorta şirketinin aldırmış olduğu ekspertiz raporuna göre aracın perte ayrılmasının belirlenmiş olması nedeniyle poliçe limiti olan 8.000,00 TL'yi 25.01.2008 tarihinde ödemiştir....
Yerel Mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı sigorta şirketi vekili tarafından, davalı sigorta şirketince davacıya yapılan ödemenin ödeme tarihindeki verilere göre yeterli olduğu, zararın tespiti için davacı tarafından yapılan kazanımların belirlenmesi ve bu miktarın tazminat miktarından indirilmesinin gerektiği, maluliyet raporunun kabul edilebilir olmadığı, tazminat hesabının uzmanlık gerektirdiği, aktüer bilirkişi tarafından yapılması gerektiği, verilen kararın hatalı olduğu gerekçesi istinaf edilmiştir....
Davacı vekili, müvekkilinin 173 ada 8, 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarına mavi selvi fidanları diktiğini, davalıların ise müvekkilinin taşınmazlarının bitişiğinde bulunan tarlalarına çeltik ekimi yaptıklarını, zehirli çeltik sularının sızma tabir edilen kanallardan müvekkiline ait taşınmazlara akması sonucu mavi selvi fidanlarının zarar gördüğünü, zararın tespiti amacıyla...Sulh Hukuk Mahkemesince keşif yapıldığını, bilirkişi raporunda zararın toplam 2.950,00 TL olduğunun tespit edildiğini ileri sürerek 2.950,00 TL'nin tespit tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalı ..., davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiştir....
Asliye Hukuk Mahkemesinden delil tespiti talebinde bulunduğu, ......
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08/12/1965 günlü ve esas 4/219 ve karar 448 sayılı ilamında da belirtildiği gibi meyveli ağaçların kesilmesinden veya bunların hayatiyetine son verilmesinden doğan zararın ne şekilde hesap edileceği konusunda Borçlar Kanununda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda hayatın olağan akışı içerisinde oluşan hukuk kurallarının olaya uygulanması suretiyle adalete uygun bir sonuca ulaşmak gerekir. Meyveli ağaçların yaşamına son verilmesinden doğan zararın, bunların kaim değerinin tespiti suretiyle takdiri gerektiği kökleşen Yargıtay içtihatlarıyla belli olmuştur. Bir ağacın kaim değerini bulmak için uygulanması gereken yöntem ise ağaçların bulunduğu yerin ağaçlı değeri ile ağaçsız değeri arasındaki farkın tespiti ile bu farkın o yerde bulunan ağaç sayısına bölünmesi suretiyle gerçeğe en yakın zararın belirlenmesidir....


