İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman bilirkişi raporuna ve taşınmazın zilyetlik yoluyla kazanılacak yerlerden olmayıp zilyetlik koşullarının da oluşmadığı saptandığına göre, mahkemece davacı gerçek kişilerin davasının reddi; Hazinenin davasının kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; Orman Yönetimi ve Belediye Başkanlığı davada kanunî hasım durumunda bulunduğundan aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hüküm fıkrasında yer alan 5. bendin hükümden çıkartılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.'nun 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 23/01/2014 günü oy birliğiyle karar verildi....
Ondan sonra taraflara delillerini sunmak üzere süre ve imkan tanınması, niza konusu taşınmazın bulunduğu yerde keşif icrasıyla yerel bilirkişi ve tanıklardan dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle niteliği, davacıya ne şekilde ve ne zaman intikal ettiği, ne surette tasarrufta bulunulduğu, imar ve ihyaya muhtaç yerlerden ise imar ve ihya işlemlerinin ne zaman başlayıp bittiği hususlarının sorulması ve taşınmazın niteliğinin sorulup belirlenmesi bakımından ziraatçı bilirkişiden denetime elverişli ve gerekçeli rapor alınması, davalı taşınmaz bölümünü, çevresini ve keşfi izlemeye elverişli krokinin teknik bilirkişiye hazırlatılması gerekir. Öte yandan, TMK.'nun 713/1. maddesine göre, tescil davaları, tapusuz taşınmazların tescili amacıyla açılır. Dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığının Tapu Müdürlüğünden sorulması ve tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre hüküm kurulması” gereğine değinilmiştir....
Belediyesi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... köyü, ... mevkiinde bulunan tahmini 5 dönüm miktarındaki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre davacı adına tescilini istemiştir. Davalı Hazine vekili, TMK 713/6. maddesine göre taşınmazın Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece zilyetlikle iktisap koşullarının davacı lehine gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddine, TMK 713/6. maddesi gereğince fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 5.046,17 m2 miktarındaki dava konusu taşınmazın davalı Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı ..., davalılardan Hazine ve ... Belediyesi tarafından temyiz edilmiştir....
Davacı vekilinin paydaş Hasan Oğlu ...’ye ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. TMK'nın 713. maddesinin 1.fıkrasında; '' tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir '' denilmiştir....
Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir. Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır....
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal, eklemeli zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın vekil edeni tarafından 1970 yılında dikenleri, çalıları ve taşlarını temizlemek suretiyle imar ve ihya ettiğini bildirmiş, vekil edeninin babasından kaldığından söz etmemiştir. Ancak, yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi, dava konusu taşınmazın esasen 1960 yılından sonra davacının babası Hüseyin Uluışık tarafından temizlenmek suretiyle tarla haline getirildiğini, ağaç dikerek ve ekin ekerek tasarrufta bulunduğunu, ölümüne kadar kullandığını, yaklaşık 20 sene önce öldükten sonra davacının taşınmaz üzerinde zilyetliğini sürdürdüğünü açıklamış ve paylaşımdan söz etmemiştir....
Dava, medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 10.04.1980 yılında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ile 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması ile 06.03.1990 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır. Kadastro sırasında çekişmeli taşınmazın 2860 m2 olarak 3527 parsel numarası ile kadastro mahkemesinin 1997/16 esasında davalı olduğundan ... hanesi boş bırakılarak sınırlandırıldığı, kadastro mahkemesinin 1999/24-133 sayılı kararı ile 3527 nolu parselin kadastro tutanağının iptaline ve açılan davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır....
Bundan ayrı, harici satış senetleri sadece tapulu taşınmazın satın alındığı tarihten itibaren kural olarak satın alan kişi veya kişilerin zilyetliğinin hangi tarihte başladığı bakımından kabul edilebilir. Bunun dışında tapulu taşınmazların TMK'nin 706, TBK'nin 237, 2644 sayılı TK'nin 26. maddesi gereğince alım ve satımları resmi şekilde yapılmadığı sürece hukuken geçerli bir sonuç doğurmayıp, alıcıya herhangi bir hak bahşetmez, TMK'nin 713/1. maddesine dayalı istek hakkında da hiç şüphesiz olumlu bir sonuç doğurmaz. Yani, tapulu taşınmazların kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesi mümkün değildir. Sadece bunun tek istisnasını TMK'nin 713/2. fıkrasında yer alan hukuki sebeplere dayalı olarak açılan davalar oluşturmaktadır....
maddesinde imar ve ihya için öngörülen tüm olumlu koşulların davacı yararına gerçekleşmesi halinde böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkündür. 26.04.2010 tarihli keşifte taşınmaz başında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklar taşınmazın 35-40 yıldan beri davacının zilyetliğinde olduğunu açıklamış ancak öncesi taşlık olan taşınmazın kim tarafından ne şekilde imar-ihya edildiğini açıklamamış, mahkemece dava konusu taşınmazın tapulu yerlerden olup olmadığı ve davacı adına belgesizden tespit ve tescil edilen taşınmaz bulunup bulunmadığı tapu sicil müdürlüğü ve kadastro müdürlüğünden sorulmamış, hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır. Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu hava fotoğraflarının kadastro tespitinden sonraki, dava tarihinden önceki yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir....
Öte yandan dava konusu taşınmazın "taşlık" niteliğiyle 1968 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında tapulama harici bırakılan yerlerden olduğu dava dilekçesinden anlaşılmaktadır. Taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Kural olarak, "taşlık" niteliğiyle tapulama harici bırakılan yerlerin imar ve ihyaya muhtaç olduklarının kabulü gerekir. Bu nedenle, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde imar ve ihya için öngörülen tüm olumlu koşulların davacı yararına gerçekleşmesi halinde böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkündür....


