Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/151 esas sayılı menfi tespit davasına konu 11 adet bononun geç tahsili nedeniyle açmış olduğu maddi tazminat(munzam zarar) ve manevi tazminat taleplerinin hak düşürücü sürenin dolması nedeni ile reddine, 2- Davacının; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/151 esas sayılı dosyası ile birleşen İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/511 esas sayılı davasına konu 31/10/2002 tarihli 150.000,00-USD bedelli bononun geç tahsili nedeniyle açmış olduğu maddi tazminat(munzam zarar) talebinin kısmen kabulüne ve manevi tazminat talebinin reddine, 3- Davacının; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/151 esas sayılı dosyası ile birleşen Bakırköy 4....
Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır....
A- Munzam zarar talebine ilişkin beyanlarımız: 6.öncelikle, hali hazırda asıl alacağa bağlı olarak tahakkuk eden faiz ödendiği için karşı yanın talebinin mesnedi ve karşılığı bulunmamaktadır. bir an için böyle bir zararın varlığı kabul edilse dahi, munzam zarara ilişkin talepler hukuken "dolaylı zarar" kapsamında olup dolaylı zararlar 2918 sayılı ktk’nın 92. maddesi uyarınca poliçe teminatı dışındadır.nitekim yasal dayanağını ktk’nın 90. maddesinden alan zmss genel şartlarının a.6. maddesine göre de zarar neticesinde oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilebilecek tazminat talepleri poliçe teminat kapsamı dışında bırakılmıştır.yukarıda belirtilen açık kanun hükümleri uyarınca ve 6100 sayılı hmk’nın 33. maddesinde yer alan “hâkim, türk hukukunu resen uygular.” hükmünden hareketle dava konusu talebin doğrudan reddi gerekmektedir.kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ilgili zararın varlığı halinde dahi, söz konusu zararın somut deliller vasıtasıyla maddi ispat vasıtasıyla kanıtlanması...
Bundan başka; yukarıda da açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesine dayalı tazminat davalarında, munzam zararın istenemeyeceği gözetilerek munzam zarar talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, infazı da olanaklı olmayacak şekilde kabulüne karar verilmesi de doğru olmamıştır....
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu itibari ile davanın belirsiz alacak davacı olarak açılamayacağının açık olduğunu, taraflarınca ödeme zaman kaybedilmeksizin ödenmiş olduğunu, munzam zarar talebinde müvekkilin sorumluluğundan bahsedilemeyceğini, talep edilen zararın dolaylı zarar olduğundan ve dolaylı zararlar teminat dışı olduğundan zmms genel şartları gereği sorumluluklarının bulunmamakta olduğunu, açıklanan nedenlerle; davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Davacı dava dilekçesinde temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zarar talebinde bulunmuştur. Munzam zarar borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farktır. Başka deyişle; temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı zarar şekilde tanımlanabilir....
Davalı vekili, bu davada talep edilen munzam zarar ile 2008/268 Esas sayılı dosyada talep edilen munzam zarar kalemlerinin aynı olduğunu, davacının açtığı davalarla munzam zararı sebepsiz zenginleşme aracı olarak kullandığını, davacının işletme ruhsatı almadan kusurlu davranarak faydalı masraflar yaptığını, % 50 kusurlu olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit bulunduğunu, alacağın likit olmadığını, yargılamanın uzamasının davalının kusurundan kaynaklanmadığını, munzam zararın somut olgular yerine varsayıma dayalı olarak talep edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur....
Ancak, davacı ayrıca BK. nun 105. maddesine dayalı olarak bir miktar para borcunun ödenmesindeki gecikme sebebiyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan zararın tahsilini istemiştir ki; Kanundaki ifadesi ile, istenen "munzam zarar"dır. Kural olarak BK. 105 maddesi sözleşme dışı sorumluluk hallerinde de uygulanacağı kabul edilmektedir. Kuşkusuz alacaklı, para borcunun vaktinde ifa edilmemesi yüzünden uğradığı zarar, yasal temerrüt faizinden fazla ise, aradaki farkın ödenmesini de borçludan isteyebilir. Bu ek (munzam) zarar alacaklısı öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Davaya konu olayımızda, munzam olarak istenen, para borcunun ödenmemesi nedenine dayalı bir zarar değildir....
Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmemiş ve borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan durum arasındaki farktır. Munzam zarardan sorumluluk, borçlunun temerrüde düşmekteki kusuruna dayanan bir sorumluluk olup kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlunun temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlü olup borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını kanıtlayarak munzam zarar sorumluluğundan kurtulabilir. Kaynağı ne olursa olsun, temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında munzam zarar gündeme gelebilir. Borcun dayanağının haksız fiil, sözleşme yahut sebepsiz zenginleşme olması önemli değildir....
Ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi zarar olgusu olarak kabul edilemez; ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olamaz; yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar bir karine gibi kabul edilip davacıyı kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli, 2021/11-928 Esas, 2022/401 Karar sayılı kararı)....
Ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi zarar olgusu olarak kabul edilemez; ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olamaz; yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar bir karine gibi kabul edilip davacıyı kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli, 2021/11-928 Esas, 2022/401 Karar sayılı kararı)....


