Davalı banka tarafından davacı kadının açık rızası alınmadan TMK m. 194 maddesinde öngörülen açık hükme uyulmayarak banka lehine ipotek tesis edilmiştir. Sonrasında yapılan icra takibi sonucu taşınmazın mülkiyeti alacağa mahsuben cebri ihale ile bankaya geçmişse de davalı bankanın TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır. Nitekim illilik prensibi gereğince asıl işlem olan ipotek baştan itibaren geçersiz olduğu için buna bağlı olarak banka adına cebri ihale sonucu yapılan tescil de yolsuz tescil niteliğinde olduğundan ihalenin feshi davasının açılıp açılmamasının da bir önemi bulunmamaktadır....
Davacı her ne kadar davacı, tarafların yarı oranında hissedarı oldukları şirkette, davalı şirketin diğer ortağı ve yetkilisinin yönetim yetkisini kötüye kullanarak şirkete zarar verdiğini iddia ederek, bu zararın önlenmesi için, davalı şirketin diğer ortağı ve yetkilisinin temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması yönünde geçici hukuki koruma talep etmiştir. Bu talebin, HMK 389 vd.maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. HMK 389.maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. Davamızdaki uyuşmazlığın konusu, davalı şirketin diğer ortağı ve yetkilisi ile davacı ortak arasında olduğu iddia edilen anlaşmazlıklar nedeniyle temsil ve ilzam yetkisinin kötüye kullanılıp kullanılmayacağıdır. HMK 390/3.maddesinde, yaklaşık ispat koşulu aranmıştır....
Yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur. TMK'nun 702/2. maddesi “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmünü taşımaktadır. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, 11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Medeni Kanunun 702/4. maddesinde “...ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir....
Eldeki dava, TMK'nin 199. maddesi gereğince, eşlerin tasarruf yetkisinin sınırlanması talebine ilişkin olup, uyuşmazlık aile hukukundan doğmaktadır. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun gereğince davaya bakmakla aile mahkemesi görevli olduğu halde iş mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.04.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından tasarruf yetkisinin sınırlanması talebi, davalı-karşı davacı kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, tazminatlar, nafakalar ve velayet düzenlemesi yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından ise davacı-karşı davalı erkeğin kabul edilen ...... davası, kusur belirlemesi ile tazminatlar ve nafakaların miktarı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 24.09.2018 günü duruşmalı temyiz eden davacı-karşı davalı ... ve vekilleri gelmedi. Karşı taraf temyiz eden davalı-karşı davacı ... vekili Av. ... geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü....
İcra İflas Kanununun 91.maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulur ve tasarruf yetkisi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Bu tür kişisel haklar tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğurduğundan taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale gelir. Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür. Ayni hakların doğumu için tescil zorunludur. Yenilik doğurucu bir mahiyeti bulunan tescil yapılmadıkça ayni hak, tasarruf edilebilir nitelik taşımayacağı gibi aleniyet de kazanamaz....
İcra İflas Kanununun 91. maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşya arasında ilişki kurulur ve tasarruf yetkisi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Bu tür kişisel haklar tapu kütüğüne şerh verilmekle hak sahibine eşya üzerinde dolaylı da olsa hâkimiyet kurma hakkı sağlamaz ise de tasarruf yetkisinin dar anlamda kısıtlanması sonucunu doğurduğundan taşınmaz üzerinde sonradan bu hakla bağdaşmayan hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir hale gelir. Haciz şerhinin usulsüz konulduğunun saptanması veya lehtarın talebi üzerine kaldırılması mümkün olduğu gibi Türk Medeni Kanununun 1010. maddesi uyarınca borcun ödenmesi, icra takibinin düşmesi ya da herhangi bir sebeple sona ermesi halinde de taşınmaz kaydının terkini mümkündür. Ayni hakların doğumu için tescil zorunludur. Yenilik doğurucu bir mahiyeti bulunan tescil yapılmadıkça ayni hak, tasarruf edilebilir nitelik taşımayacağı gibi aleniyet de kazanamaz....
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, idareye kapsamı belli olmayan bir çok konuda her türlü tasarruf, düzenleme ve işletme yetkisi verildiği, böyle bir idari işlemin Anayasa'ya ve İdare Hukukunun en temel prensiplerine aykırı olmasına rağmen mahkemece eksik bir hukuki değerlendirme yapıldığı, Mahkemece öncelikle idari işlem ile sınırsız ve belirsiz yetki verilemeyeceği tespit edilerek, işlemin kamu yararı yönünden incelenmesi gerektiği, şirketlerin ticari hizmetlerine son verilmesini gerektiren bir düzenlemede kamu yararı da bulunamayacağı, yapılan düzenleme ile UKOME'nin taşımacılık hizmetlerini planlamak ve koordinasyonunu sağlamak konusundaki genel yetkisinin aşıldığı, Anayasa uyarınca temel hak ve hürriyetlerin sadece kanun ile sınırlandırılması mümkün iken, Yönergenin yeni 12. maddesi ile bir çok temel hak ve hürriyetin sınırlandırıldığı, idari makamların Kanun hükmü olmadan böyle bir düzenleme yapmasının Anayasa'ya aykırı olduğu iddialarıyla, Bölge İdare Mahkemesi...
veya yetkisi kısıtlanabileceği gibi, haklı sebeplerin varlığı halinde şirket ortakları tarafından da mahkemeden, yöneticinin görevden alınması veya yetkisinin sınırlandırılması talep edilebilecektir. 5- Somut olayda, %45 hisseye sahip davacı şirket ortağı, şirketi temsile yetkili %55 şirket hissedarı davalı yöneticinin azlini talep etmiş, davanın açılmasından sadece bir gün sonra, davalı şirket yöneticisi ve ortağı yeniden genel kurul yaparak kendi oyuyla yeniden kendisini yönetici olarak seçmiştir. 6- TMK m.2 de yer aldığı üzere, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını eda ederken dürüstlük kuralına uymak zorundadır....
Mahkemece; iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; vasiyetnamenin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarruf olduğu, lehine vasiyetname düzenlenen kişi veya kurumların bu vasiyetin geçerli olması için kabul yetkisinin bulunmasına gerek olmadığından; davacının, vasiyetnamenin iptali yönündeki isteminin yerinde olmadığı; murisin, kamu yararı olmayan kazandırmalarında davacının tasarruf nisabını aşmadığı; kamu yararına yapılan kazandırmalar bakımından ise, davacı lehine tenkis koşulları gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili süresinde temyiz etmiştir. Dava; vasiyetnamenin iptali ve tenkis istemlerine ilişkindir....


