WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 13 Haziran 2026

Taraflarca verilen dosyada mevcut vekaletnameler incelendiğinde, vekile davadan feragat/kabul etme yetkisinin tanınmış olduğu görülmüştür. Davadan feragat, HMK’nın 307. maddesi uyarınca, davacının talep sonucundan kısmen yahut tamamen vazgeçmesi niteliğinde olup aynı kanunun 309. ve 310. maddeleri uyarınca hüküm kesinleşinceye değin yapılabileceği gibi karşı tarafın kabulüne de bağlı değildir....

Tüzel kişiler gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanırlar (Türk Medeni Kanunu/TMK m. 49/1). Tüzel kişinin iradesi organı aracılığıyla açıklanır (TMK m. 50/1). Tüzel kişinin organı aracılığıyla hukuki işlemler yapabilmesi için kanuna uygun biçimde kurulmuş olması yanında hukuki varlığını da sürdürüyor olması gerekir. Varlığı sona eren tüzel kişinin organı bulunduğundan söz edilemeyeceği gibi hukuki işlemlerin tarafı olarak adına işlemler yapılabileceğinden ve bu kapsamda bir davada taraf ehliyeti bulunduğundan da söz edilemez. Tıpkı ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmadığı gibi tüzel kişiliği sona eren ticaret şirketinin de taraf ehliyeti bulunmamaktadır. 17. Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca kurulmuş bir şirketin tasfiyesi, faaliyete son verme ve şirketin her türlü hesaplarının kapanması neticesini doğuran bir süreçtir....

Taşınır malların haczinin, borçlu bakımından sonuçları ve haciz sonucunda borçlunun tasarruf yetkisinin ne tür bir değişikliğe uğrayacağı, 2004 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; “(I) Borçlu, alacaklının muvafakati ve icra müdürünün müsaadesi alınmaksızın mahcuz taşınır mallarda tasarruf edemez. Haczi koyan memur hilafına hareketin cezai mesuliyeti müstelzim olduğunu borçluya ihtar eder. (II) Haczedilmiş olan taşınır mal üzerinde üçüncü şahsın zilyedlik hükümlerine dayanarak iyi niyetle iktisabettiği haklar saklıdır. (III) İyi niyet kaidelerine aykırı olarak mahcuz taşınır mal üzerinde üçüncü şahsın iktisabettiği haklar, alacaklının hacizle o mala taallûk eden haklarını ihlâl ettiği nispette bâtıldır” 3. 2004 sayılı Kanun’un söz konusu hükmünün birinci fıkrasında, borçlunun haczedilen taşınır malları üzerindeki tasarruf yetkisi, ancak alacaklının ve icra müdürünün iznini alması şartına bağlanmıştır....

Hukuk Dairesinin bozma kararında özetle “...TMK.'nun 999. maddesi hükmü uyarınca bir yerin zilyetlik yoluyla tapuya tescil edilmesi için öncelikle özel mülkiyete elverişli yerlerden olması gerekir. Ziraatçı bilirkişi davacının ev ve meyve bahçesi olarak tasarruf ettiği yeri belirledikten sonra, kalan miktarın orman niteliğindeki çalılık-meşe formunda ve taşlık-kayalık yapıya sahip olduğunu, kültür tarımı yapılabilecek yerlerden olmadığını bildirmiş, teknik bilirkişi 18.11.2005 tarihli krokili raporunda bu alanın (B) ile gösterilen 2665.20 m2 yüzölçüme sahip olduğunu açıklamıştır. Mahkemece, krokide (B) ile gösterilen bu yer hakkındaki davanın kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru olmamıştır. Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; az yukarıda açıklandığı gibi çekişme konusu taşınmaz öncesinde çalılık niteliğiyle tespit dışı bırakılan yerdir. Bu tür yerler imar-ihyaya muhtaçtır....

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK md. 6). İpotek tesisine ilişkin işlemden önce taşınmazın tapu kütüğünde "aile konutu” olduğuna ilişkin bir şerh bulunmamaktadır. Bu durumda davalı bankanın ipoteğe ilişkin kazanımı iyi niyetli ise korunur (TMK md. 1023). Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır. İyiniyetin varlığı asıl olduğuna göre lehine ipotek tesis edilenin kötüniyetli olduğunu kanıtlama yükümlülüğü bunu iddia edene düşer (TMK md. 6). Toplanan delillerden, dava konusu taşınmazın davalı eş adına 09.12.2005 tarihinde tescil edildiği, ipoteğin de kullandırılan konut kredisinin teminatını teşkil etmek üzere aynı tarihte tesis edildiği, aile konutu şerhinin ise daha sonra 26.05.2006 tarihinde konulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı, lehine ipotek tesis edilen davalı bankanın kötü niyetli olduğunu kanıtlayamamıştır....

TMK 403/2 maddesine göre kayyım belirli işlemi görmek ve mal varlığını yönetmek için atanır. Kayyım tayinini gerektiren haller başlıklı TMK 426/3 maddesine göre "yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine engel olmaz." TMK 427/4 maddesinde de "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalırsa ve yönetim başka yoldan sağlanamazsa" kayyım atanabilir. Organlar iş başında olduğu sürece TMK m. 403 hükmünün uygulama alanı yoktur. Çünkü bu durumda TMK m. 427/4 hükmü uygulanacaktır. Şirket organları (genel kurul, yönetim kurulu, denetçiler) TMK 426/3 kapsamında olmadığından madde hükmü bu organları kapsamaz. Çünkü bu organlar temsilci değil şirketin bir parçasıdırlar. Ticarî faaliyetlerine hali hazırda devam etmekte olan ve görünen durum itibariyle hali hazırda müdürleri bulunan şirketi, geçerli temsil yetkisi sınırlamaları ile birlikte ve mevcut hali ile yönetmesi ve şirketin faaliyetlerine devam etmesi kolay olan ve normal olandır....

in tasarruf ehliyeti bulunmadığını ve terekeden mal kaçırma amacı ile hareket ettiğini öne sürerek davalı ... adına oluşan tapu kaydının ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedeni ile iptaline, taşınmazın terekeye iadesine, bu talep yerinde görülmediği takdirde saklı payına tecavüzün tenkisine karar verilmesini istemiştir. Davalı, kendisinin mirasbırakan ... mirasçılarından olmadığını, kendisine yapılan satışın gerçek satış olduğunu, taşınmazın parasını ödediğini, ayrıca tenkis davasının yasal süre geçtikten sonra açıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, mirasbırakan...'...

Dağıtılan vakfın Genel Müdürlüğe intikal eden ve hâlihazırda Genel Müdürlük tarafından tasarruf edilen taşınmazları, yeni kurulan vakfa mahkeme siciline tescilinden itibaren üç ay içinde devredilir. Devredilen mallarla ilgili başkaca bir talepte bulunulamaz.” düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda tesciline karar verilmesi istenilen ... ve Dayanışma Vakfı hakkında dağıtılması talebiyle açılan dava sonucunda... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/564 esas 2004/599 karar sayılı dosyasında vakfın dağıtılmasına karar verildiği ve bu kararın 17/04/2008 tarihinde kesinleştiği, eldeki davada da aynı isimle bir vakfın kurulmasının talep edildiği, mahkemece talebin önceki dağıtılan vakfın yeniden kurulmasına ilişkin olup olmadığı konusunda bir araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır....

Görüldüğü üzere, tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin TMK’nın özel hükmü gereği davacı bu davayı kendi yerleşim yeri mahkemesinde açabilir. Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir (TMK m. 19/1). Yerleşim yeri adreslerinin tutulmasında kişilerin yazılı beyanları esas alınır ve adres beyan formundaki bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir (5490 s. NHK m. 50/1, Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği m. 13/1). Şu halde, aile kütüğünde yer alan yerleşim yeri adresine ilişkin kayıt, aksi sabit oluncaya kadar yerleşim yerine karine oluşturur. Buna göre aile kütüklerinde yer alan "yerleşim yeri adresiyle" ilgili bilgi, yerleşim yerine karine teşkil eder. Bu karine az önce değinilen yasal düzenlemeye göre aksi kanıtlanabilen bir karine niteliğindedir. Davacının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yerinin ".../..." olduğu hususunda tereddüt yoktur....

Öte yandan Anayasa Mahkemesi'nin 25.09.2013 gün 201.3193 Esas 2013/101 Karar sayılı ilamında da: "'Kamulaştırmasız el atmadan söz edilebilmesi için taşınmaz zilyetliğinin idareye geçmesi ve taşınmazın fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiş olması gerektiği; imar kısıtlamalarında taşınmazın zilyetliğinin malikte kalmaya devam etmekte olup yalnızca malikin tasarruf yetkisinin. ilgili mevzuattan kaynaklanan bazı kısıtlamalara maruz kaldığı, bu nedenle imar kısıtlamalarından kaynaklanan tazminat davalarının idari yargıda açılabileceği" kabul edilmiştir....

UYAP Entegrasyonu