mahkemece, 18.12.2015 tarihinde “Ek Karar” adı altında dosya üzerinden inceleme yapılarak borçlunun itfa itirazı kabul edilerek takibin iptaline karar verildiği görülmektedir....
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin reddine oy birliği ile karar verildikten sonra işin esası incelendi: Alacaklının, bonoya dayanarak başlattığı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde, asıl davada mirasçı ...’in usulsüz tebliğ şikayeti ile birlikte takibe konu bono altındaki imzanın muris ...’in eli ürünü olmadığını ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, birleşen dava yönünden de bir kısım mirasçının imza itirazı ile takibin iptalini talep...
Bu durumda mahkemece şartları varsa durdurma yönünde bir karar verilmesi gerekirken takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan tedbir kararı çekin 1.000.000,00 TL'si için verilmiş olup, bu hususta gözardı edilerek takibin tümden iptali de doğru görülmemiştir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır....
Öte yandan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir (HGK 25.01.2006 Tarih ve 2005/2-772 E. 2006/17 K.). Usulsüz tebliğ şikayeti İİK'nın 16/1. maddesi uyarınca yasal yedi günlük süreye tâbi olup, bu sürenin başlangıcı usulsüz tebliğin öğrenildiği tarihtir. Somut olayda, borçlu ...’nun ... adresine gönderilen satış ilanı tebligatının “ adreste kimse bulunamaması üzerine en yakın komşu kapıcı yönetici soruldu... geçici olarak dışarı gittiğini beyan etmesi üzerine......2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırıldı. En yakın komşu...haber verildi. İmzadan imtina edilmiştir.” şerhi verilerek 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre tebliğ edilmek istendiği görülmektedir....
Hukuk Genel Kurulu’nun 05.06.1991 tarih ve 1991/12-258 Esas ve 1991/344 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; usulsüz tebliğ işlemini öğrenen muhatabın, bu tebliği öğrendiği tarihten itibaren İİK'nun 16/1. maddesinde öngörülen yedi gün içinde şikayet yolu ile tebligatın usulsüzlüğünü, icra mahkemesi önüne getirmesi gerekli olup, usulsüz tebliğ şikayeti yedi günlük süreden sonra yapılırsa icra emri tebliğ işlemi kesinleşir. Somut olayda borçlu vekili tebliğ işleminden 24.09.2013 tarihinde haberdar olduğunu belirterek, İİK'nun 16. maddesinde öngörülen yedi günlük şikayet süresi geçirildikten sonra, 07.10.2013 tarihinde, Mahkemeye tebliğ işleminin usulsüz yapıldığı şikayetinde bulunmuştur Bu durumda Mahkemece, usulsüz tebliğ işlemi şikayetinin yedi günlük süre içinde yapılmadığı ( bu nedenle icra emri tebliği işleminin kesinleştiği de) nazara alınarak, şikayetin süre aşımından reddine karar verilmesi yerine, işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 1-İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının murafaalı olarak yapılmasına HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi: 2-Alacaklı tarafından bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibine karşı borçlunun; süresi içerisinde, öncelikle usulsüz tebliğ şikayeti ile hacizlerin kaldırılması ve satışların iptalini, sonra aynı takip dosyası için usulsüz tebliğ şikayeti ile birlikte, yetki itirazında bulunduğu anlaşılmaktadır....
Sözkonusu tebliğ evrakında, muhatabın adresten geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığının, adreste bulunmama sebebinin ve tevziat saatlerinden sonra tebligat adresine dönüp dönmeyeceğinin Tebligat Yönetmeliği'nin 35. maddesi gereğince, aynı Yönetmeliğin 30. maddesinde sayılan kişilerden sorularak tespit edilmediği, yine haber bırakılan komşunun imzasının alınmadığı, imzadan imtina edilmiş ise bu durumun da tevsik edilmediği görülmüştür. Bu hali ile tebliğ işlemi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. ve 23/7. maddeleri ile Tebligat Yönetmeliği'nin 30. ve 35. maddeleri hükümlerine uygun yapılmamış olmakla usulsüzdür. İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir....
Davalı yetkisizlik kararı veren Babaeski Asliye Hukuk Mahkemesinde vekille temsil edildiği halde yetkisizlik kararı üzerine dosyaya bakan Ankara Asliye Hukuk Mahkemesince vekili yerine kendisine tebligat gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ve icra dairesinin yetkisine de itiraz ettiği halde bu yöndeki itirazının da incelenmediğini temyiz konusu yapmıştır. Yetkisizlik kararı üzerine Ankara Asliye Hukuk Mahkemesin'de görülen dava yetkisiz olduğu belirtilen Babaeski Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın devamı niteliğinde olup önceki davada davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan ve vekille takip edilen davalarda vekile tebligat yapılması gerektiğinden yerel mahkemece Tebligat Kanunu hükümlerine aykırı şekilde tebligat çıkarılarak yargılama yapılması usulsüz olduğu gibi, İİK'nun 50. md. uyarınca icra dairesinin yetkisine yönelik itiraz değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetsizdir....
O halde mahkemece Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca, borçlunun usulsüz tebliği öğrendiği tarihin tebliğ tarihi olduğuna karar verildikten sonra, bu durumda da şikayetin İİK'nun 16/1. maddesinde öngörülen (7) günlük yasal sürede olduğunun kabulü ile işin esasının incelenmesi gerekirken, tebligat usulüne uygun kabul edilerek istemin süre aşımı nedeniyle reddi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi....
İcra Müdürlüğünün 2008/6806 E. sayılı dosyası üzerinden davalı-borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine davalı borçlu vekili tarafından takibe itiraz edildiği ve açılan itirazın iptali davasında dava dilekçesi ve duruşma gününün takibe itiraz eden vekile 25.02.2009 tarihinde tebliğ edildiği, vekil tarafından dosyaya sunulan 19.03.2009 havale tarihli dilekçede, eldeki itirazın iptali davasının takibi yönünden müvekkili ile arasında anlaşma bulunmadığını, davayı davalı vekili sıfatıyla takip etmeyeceğini, tebligatın davalı asile yapılmasını istediği, mahkemece, kesin delil bildirilmesine yönelik tebligatında 01.06.2009 tarihinde vekile yapılması üzerine vekil tarafından dosyaya sunulan 09.06.2009 tarihli dilekçede tekrar davayı vekil sıfatıyla takip etmeyeceğini, yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, asile tebligat yapılmasını bildirdiği, bu sefer mahkemece tekrar vekil adına tebligat çıkarıldığı, bilirkişi raporunun ise davalı asil adına tebliğe çıkarıldığı...


