İş sahibinin iflastan önce yükleniciye iş bedelini ödemiş olması halinde iflas anında eser tamamlanmış olsa bile eserin değerini para olarak İİK'nın 198/I. maddesine göre iflas masasına yazdıracağı düşünülebilir ise de az yukarıda açıklandığı gibi arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinde pay devri semenin ödenmesi niteliğinde olmayıp yüklenicinin sözleşme gereği taahhüt ettiği yükümlülüğüne mahsuben avans ödemesi vasfında olduğu ve gerçek satış işlemi de sözkonusu bulunmadığından mülkiyet hakkı sahibi olan davacı arsa malikinin tek taraflı irade beyanı ile sonlandırılması mümkün olmayan arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshini ve mülkiyet hakkına dayalı olarak tapu kaydının iptâl ve tescilini istemek hakkı vardır....
TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke TMK'nın 701. maddesinde “...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.’’ şeklinde hüküm altına alınmıştır. Öte yandan ... Medeni Kanunu'nun 702/2. fıkrası, “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmünü taşımaktadır....
TMK’nın 705/2. maddesi gereğince; “Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” Türk Medeni Kanununun 705/1 maddesi gereğince miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hallerinde mülkiyet, tescilden önce kazanılır. Bu durumda taşınmaz, tescil ya da şerh edilmiş olan bütün yükleriyle birlikte yeni malike geçer. İyiniyetli olması şartıyla tescilsiz kazanımda bulunan kişiye karşı, kütükten anlaşılmayan bir hak ileri sürülemez, yani TMK m.1023 hükmü bu kişi hakkında da uygulanır. Mülkiyeti tescilsiz olarak kazanan kişi, tescilden önce de bir malikin sahip olduğu bütün hak ve yetkilerden yararlanır fakat bu hak ve yetkiler mülkiyet hakkı tapuya tescil edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez, çünkü henüz açıklık kazanmış değillerdir....
TMK’nın 705/2. maddesi gereğince; “Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” Türk Medeni Kanununun 705/1 maddesi gereğince miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hallerinde mülkiyet, tescilden önce kazanılır. Bu durumda taşınmaz, tescil ya da şerh edilmiş olan bütün yükleriyle birlikte yeni malike geçer. İyiniyetli olması şartıyla tescilsiz kazanımda bulunan kişiye karşı, kütükten anlaşılmayan bir hak ileri sürülemez, yani TMK m.1023 hükmü bu kişi hakkında da uygulanır. Mülkiyeti tescilsiz olarak kazanan kişi, tescilden önce de bir malikin sahip olduğu bütün hak ve yetkilerden yararlanır fakat bu hak ve yetkiler mülkiyet hakkı tapuya tescil edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez, çünkü henüz açıklık kazanmış değillerdir....
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden 4669 nolu parselin 3/4 payı tarafların miras bırakanı İbrahim, 1/4 payı dava dışı kişi adına kayıtlı iken, murisin 3/4 paydan 1/4 payını uhdesinde bırakıp 2/4 payını oğlu Arife 26.07.1999 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, Arifin de anılan payı 21.09.1999 tarihinde Sabri'ye devrettiği, miras bırakan İbrahim'in 01.09.1999 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarından Fatmagül ve Ayşegül'ün, Sabrı* aleyhine 11.02.2000 tarihinde onalım davası açtıkları, davanın kabulüne ilişkin kararın Yargıtay Altıncı Hukuk Dairesi tarafından "onalım davasına konu edilen payın, ilişkin bulunduğu taşınmazda davacıların müstakil pay sahibi olmadıkları, miras bırakanları İbrahim'in paydaş olduğu, İbrahim'in davacılar dışında da mirasçılarının bulunduğu, terekesinin iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, davacıların onalım hakkına konu edilen payın iptali ile kendi adlarına tescilini isteyemeyecekleri, Medeni Yasa'nın 581. maddesi (4721 S.Y. 640. md.) uyarınca...
dan miras yoluyla kendisine intikali lazım gelen paylar üzerinde de mülkiyet hakkı bulunduğu gözetildiğinde davalının mirasbırakan ...'ndan davalıya intikal eden taşınmazlardaki paylar yönünden açılan davaya bir diyeceğinin olmadığı yönündeki beyanının kısmi kabul olarak değerlendirilemeyeceği, zira yukarıda anlatıldığı üzere satış vaadi sözleşmesi akdedildiği esnada davalının taşınmazlardaki payının, ...'dan miras yoluyla ...'na intikali lazım gelen paylarını da kapsadığı anlaşıldığından mahkemece harca esas değer üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi ve bu değer üzerinden karar ve ilam harcı alınması gerektiği düşünülmeksizin yazılı olduğu şekilde vekalet ücreti ile karar ve ilam harcı takdiri doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir....
Yukarıda yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre, özel mülkiyet hakkının, korunması gereken temel insan hakları arasında yer aldığı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahalelerin olabileceğinin öngörüldüğü, ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Bu açıdan, kamu gücü kullanılarak özel mülkiyetteki taşınmazların kamu eline geçirilmesini ifade etmesi anlamında kamulaştırmanın yargısal incelemesinde, mülkiyet hakkına söz konusu müdahalede anılan hükümler çerçevesinde kamu yararının varlığının, kanuni düzenleme gereğinin ve orantılılık noktasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir....
Yukarıda yer verilen mevzuat düzenlemelerine göre, özel mülkiyet hakkının, korunması gereken temel insan hakları arasında yer aldığı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verildiği, bu düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahalelerin olabileceğinin öngörüldüğü, ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Bu açıdan, kamu gücü kullanılarak özel mülkiyetteki taşınmazların kamu eline geçirilmesini ifade etmesi anlamında kamulaştırmanın yargısal incelemesinde, mülkiyet hakkına söz konusu müdahalede anılan hükümler çerçevesinde kamu yararının varlığının, kanuni düzenleme gereğinin ve orantılılık noktasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir....
Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre miras hakkına mahsuben aile konutunun mülkiyetini isteme hakkı münhasıran sağ kalan eşe tanınmıştır. Mahkemece hukuki yarar bulunmadığı gerekçesi ile verilen temyize konu ret hükmü davacı ... yönünden usul ve yasaya uygundur. Ancak ilk inceleme sırasında bu hususun gözden kaçırılarak her iki davacı yönünden temyiz itirazları kabul edilerek hükmün bozulduğu, ancak davacı ... yönünden temyiz isteklerinin reddi ile hükmün onanması gerektiği anlaşılmakla, davalının karar düzeltme isteğinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiştir....
Davalı ... vekili davacının lehine geçit hakkı tesisi istediği taşınmazın geçit hakkına ihtiyacı olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ..., davacının lehine geçit hakkı tesisi istediği taşınmazın geçit hakkına ihtiyacı olmadığını, daha önce ...’a ait taşınmazdan geçit hakkı tesis edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini dile getirmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile, dava konusu, 202 ada 41 parsel sayılı taşınmaz lehine aynı yerde bulunan ve fen bilirkişisinin 09/05/2014 tarihli raporunda 1. güzergah olarak sarı renkle gösterdiği, 202 ada 43 parsel sayılı taşınmazın içinde 1B ile gösterilen 109,58 m2 ve 202 ada 12 parselde sayılı taşınmazın içinde 1A ile gösterilen 667,86 m2 yüzölçümlü, 3 metre eninde ve toplamda 259,14 metre uzunluğundaki güzergahtan geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Hükmü, davalı ... vekili temyiz etmiştir....


