Katılma alacağı ve terekeden kaynaklanan haklar arasındaki farklılıkları şöyle sıralamak mümkündür; katılma alacağı bakımından; 1- Katılma alacağı şahsi hak niteliğinde bir nisbi alacak hakkıdır, 2- Katılma alacağı kanundan kaynaklanmaktadır, 3- Ölümle sona eren edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ölen eşin terekesinin paylaşılmasının bir ön koşulu olarak ortaya çıkmaktadır, 4- Katılma alacağı terekenin öncelikle ve peşin ödenmesi gereken borçları arasında yer almaktadır, 5- Katılma alacağı, miras bırakanın borcudur, 6- Miras bırakanın ölümü ile borçlu olma sıfatı mirasçılarına geçer ve mirasçılar TMK.nun 641. maddesine göre borçlardan müteselsilen sorumludurlar, 7- Davacı sağ eş, hem katılma alacağı nedeniyle tereke alacaklısı ve hem de tereke borcundan dolayı mirasçı sıfatıyla tereke borçlusudur....
Şikayetçi vekilinin, kovuşturma evresinde şikayetçi olunduğunu belirten bir dilekçesi, sözlü bir beyanı, katılma istemi bulunmamaktadır. Temyiz dilekçesinde de katılma isteminde bulunulduğu, karar verilmediği ileri sürülmediği gibi davaya katılma isteminde de bulunulmamıştır. Kovuşturma aşamasında, davaya katılma isteminde bulunmayan şikayetçi vekilinin, mütalaaya karşı beyanları çelişkili olup, davaya katılma talebinde bulunup bulunmayacağı konusundaki iradesi açık değildir. Temyiz talebinde bulunmasının, katılma istemini gösterdiği şeklinde sanık aleyhine yorum yapılarak, katılma kararı verilmesi halinde, C.Savcısının sanık ve müdafiinin katılma istemine karşı beyanları alınmadığından CMK'nun 238/3. maddesine aykırı davranılmış ve savunma hakkı kısıtlanmış olacaktır. Adil yargılanma, en çabuk biten yargılama olmayıp, ilgililere yasal haklarını kullanma olanağı tanınarak en kısa sürede bitirilen yargılamadır....
Şikayetçi vekilinin, kovuşturma evresinde şikayetçi olunduğunu belirten bir dilekçesi, sözlü bir beyanı, katılma istemi bulunmamaktadır. Temyiz dilekçesinde de katılma isteminde bulunulduğu, karar verilmediği ileri sürülmediği gibi davaya katılma isteminde de bulunulmamıştır. Kovuşturma aşamasında, davaya katılma isteminde bulunmayan şikayetçi vekilinin, mütalaaya karşı beyanları çelişkili olup, davaya katılma talebinde bulunup bulunmayacağı konusundaki iradesi açık değildir. Temyiz talebinde bulunmasının, katılma istemini gösterdiği şeklinde sanık aleyhine yorum yapılarak, katılma kararı verilmesi halinde, C.Savcısının sanık ve müdafiinin katılma istemine karşı beyanları alınmadığından CMK'nun 238/3. maddesine aykırı davranılmış ve savunma hakkı kısıtlanmış olacaktır. Adil yargılanma, en çabuk biten yargılama olmayıp, ilgililere yasal haklarını kullanma olanağı tanınarak en kısa sürede bitirilen yargılamadır....
Katılma yolu ile istinaf ise hükmün kendi lehine değiştirilmesini talep eden tarafın daha önce başlatmış olduğu sürece, diğer tarafın katılmasını ifade eder. Dolayısıyla katılma yolu ile istinaftan bahsedebilmek için her şeyden önce ortada, incelenebilir ve hâlen derdest bir istinaf başvurusu bulunmalıdır. İşte incelenebilir bir istinaf sürecini başlatan başvuruya "asıl istinaf", diğer tarafın bu sürece dahil olmasını sağlayan yola da "katılma yolu ile istinaf" denilmektedir. 3. Katılma yolu ile istinaf; 6100 sayılı Kanun'un 348 inci maddesinde "katılma yolu ile başvurma" başlığı altında "(1) İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir....
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ...Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, artık değere katılma alacağı istemine ilişkindir....
AŞ vekilinin, 10/09/2009 tarihli oturumda, katılan şirketin Başak Sigortaya sigortalı olup, zararının sigorta şirketlerince giderildiğini belirterek davaya katılma isteminde bulunduğu, katılma isteminin aynı celse reddine karar verildiği, 18/03/2013 tarihli kararın, katılma talebi reddedilen vekilinin yokluğunda verildiği ve gerekçeli kararın adı geçene tebliğ edildiğine dair tebliğ evrakına dosya içinde rastlanmadığı anlaşılmakla, mahkemesince varsa tebliğ evrakı eklenip yoksa katılma istemi reddedilen ... AŞ vekili Av. ...'a gerekçeli kararın tebliğ edilerek, tebliğ belgesi ve verdiği taktirde temyiz dilekçesi ile birlikte ek tebliğname düzenlenip iade edilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine" karar verildiği, dosyanın mahalline gönderildiği, gerekçeli kararın katılma istemi reddedilen ......
Bölge adliye mahkemesince davacı -davalı erkeğin sadece "Kusur belirlemesine" yönelik katılma yoluyla istinaf talebi esastan incelenmiş, diğer yönlere ilişkin katılma yoluyla istinaf dilekçesinin ise "Katılma yoluyla istinaf talebinin asıl istinaf talebine sıkı sıkıya bağlı olduğu, davalı-davacı kadının, erkeğin manevî tazminat talebi hakkında verilen karar, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi ile iştirak nafakası hükümlerine karşı süresinde istinaf talebinde bulunmaması nedeniyle bu hükümler yönünden erkeğin katılma yoluyla istinaf hakkının bulunmadığı" gerekçesiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı-davalı erkek tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (HMK m.33)....
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” sıfatını almaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır....
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” sıfatını almaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır....
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” sıfatını almaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır....


