Davacı vekili 24.09.2018 tarihli ıslah dilekçesinde; anlaşmalı olarak açılan boşanma davasında davalının davayı kabul etmediğini, bu nedenle davayı ıslah etmek zorunda kaldıklarını, evlilik süresince davalının eşine sevgisiz ve saygısız davrandığını, çocuğuna ilgisiz ve sorumsuz olduğunu, üçüncü kişilerin yanında eşini "sen çok çirkinsin, benim arkadaşlarımda seni bana yakıştırmıyor" gibi sözlerle küçük düşürdüğünü, davalının erkek arkadaşlarını ortak konuta çağırdığını, bu kişilerle yiyip içtikten sonra eşinden eve gelen bu erkeklerle birlikte olmasını istediğini, müvekkilinin ahlâk dışı bu isteği her defasında geri çevirdiğini, davalının gece vardiyasında çalıştığı zamanlarda bu erkeklerin eve gelerek "bizi kocan ... ... gönderdi, kapıyı aç" diyerek müvekkilini ve ortak çocuğu korkuttuklarını ileri sürerek tarafların pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına 550,00 TL tedbir-iştirak...
Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.07.2008 tarih ve 857-796 sayılı hükmün mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 14. Ceza Dairesince 19.11.2012 tarih ve 7814-11543 sayı ile; "Kendi onur ve namusunu ilgilendiren bir konuda iftira atması için geçerli sebep bulunmayan mağdurenin, aşamalarda değişmeyen tutarlı ve samimi anlatımlarına, tanık beyanlarına ve dosya kapsamına göre, hastanede refakatçi olarak kalan sanığın, aynı hastanede tedavi gören yaşı küçük mağdureyi yanına çağırmak suretiyle, bacaklarını ve göğüslerini elleyip, sarılıp boynundan öpmek suretiyle gerçekleştirdiği eyleminin çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilmeden, bu suçtan mahkûmiyeti yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara 1....
Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/701 E. 2019/199.K ve 14.02.2019 tarihli kararı uyarınca eşini kasten yaralama suçundan 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, HAGB'na karar verildiği, kararın da 20.03.2019 tarihinde kesinleştiği, kadına uygulanan şiddetin sürekli olduğunun tanık beyanları uyarınca da ispat edilmesine rağmen, davacı-davalı kadının 4721Sayılı Kanun 162. maddesi uyarınca, açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken kadının davasının reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, kadının,4721Sayılı Kanun 162. maddesi uyarınca onur kırıcı davranış, pek kötü muamele nedenine dayalı açmış olduğu olduğu davasının kabulü ile tarafların, 4721 sayılı Kanun 162. maddesi gereğince de boşanmalarına karar verilmesinin gerektiği, 2-Davalı-davacının kusur, tarafların TMK'nın 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına ve velâyet hususundaki istinaf itirazlarının incelenmesinde; Davalı-davacının ilk derece mahkemesince kabul edilen kusurlarının gerçekleştiği,...
DAVA Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; kadının hakaret, tehdit ve darp eylemleri nedeniyle müvekkilinin evden ayrılmak zorunda kaldığını, ev hanımı olmasına rağmen birlik görevlerini yerine getirmediğini, çocukların bakımı ile ilgilenmediğini, çocukları da darp ettiğini, en son 02.07.2019 tarihinde yaşanan tartışmada kadının kolu ile erkeğin başına vurduğunu, müvekkilinin karşılık vermeksizin evden ayrılıp darp raporu aldığını belirterek pek kötü ve onur kırıcı davranışlar ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma kararı verilerek, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesi, ayrıca 1.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesi talep ve dava etmiştir. II....
Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanığın, sanık sıfatıyla söz istediği duruşmada "...bu dava Adalet ve Kalkınma Partisinin, AKP'nin siyasi gündemine göre yürüyen bir dava haline gelmiştir. Onun siyasi gündemine endekslenen bir duruma dönüşmüş vaziyettedir. Böyle yargılama olabilir mi?...
Toplumda çok kötü bir örnek teşkil eden bu tür eğilimlerin yaygınlaşması ahlaki değerleri çökertecek ve pek çok mağdur yaratacaktır.” ifadelerine ve yazının sağ üst köşesinde gözü bantlı bir erkek şahıs ile çığlık atan bir kadının resimlerine yer verildiği, Yargılama sırasında getirtilen Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.03.1992 tarihli ve 464-149 sayılı ilamına göre; sanık sıfatıyla yargılandığı davada, katılan hakkında mağdur G.Ç.’ye karşı işlemiş olduğu şehvet hissi ile alıkoymak suçundan dolayı 765 sayılı TCK’nın 430/2, 59/2 ve 647 sayılı Kanun’un 4 ve 6. maddeleri uyarınca 750.000 TL ağır para cezasına ve ertelemeye hükmedildiği, Anlaşılmıştır....
Bilinçli taksir ile olası kast arasındaki ayrımı belirlemeye yönelik akademik çevrelerde ve yargısal platformda pek çok görüş ileri sürülmektedir. Uygulamada ise olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçütler yargısal kararlar ve bilimsel görüşler harmanlanarak belirlenmeye çalışılmakta, gerek dairemiz uygulamaları gerekse Ceza Genel kurulunun kararlarıyla uygulama birliği sağlanmaya çalışılmaktadır. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesi; "1 ) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. 2- ) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek, birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir....
DAVA ... kadın vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde; erkeğin sürekli fiziksel şiddet uyguladığını, bağımsız konut temin etme yükümlülüğünü erteleyerek eşini ailesinin hakaretlerine maruz bıraktığını, evlilik sürecinde kadının birkaç kez baba evine gitmek zorunda kaldığını, maddi yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ortak çocukların yanında eşine bıçak doğrultup hayatına kast ettiğini, en son 03.11.2019 günü kadının kardeşine ve kavgayı ayırmaya çalışan kadına fiziksel şiddet uyguladığını ve eşini evden kovduğunu, hakaret ve tehdit ettiğini, ortak çocuklarla kadını görüştürmediğini, düğünde takılan ziynetlerin erkek tarafından harcandığını ve çeyiz eşyalarının erkekte kaldığını iddia ederek; tarafların hayata kast ve pek kötü muamele sebebiyle mümkün olmazsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, çocuklar yararına aylık toplam 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın yararına aylık 1.000,00 TL...
Böylelikle işkence ve benzeri kötü muameleleri birbirinden ayırt etmede genel olarak kullanılan, işkencenin maddi veya manevi ağır acı ve ıstırap veren hareketlerden, diğer muamelelerin ise bu seviyeye varmayan kötü muamelelerden oluştuğu yönündeki anlayıştan bağımsız olarak, doğrudan insan onuruyla bağdaşmayacak surette bedensel ve ruhsal dokunulmazlığı, bireyin algılama ve irade yeteneğini etkileyen her davranış sistematik bir uygulama hâlini alması kaydıyla işkence sayılmıştır (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı, Ankara 2017, s. 243-244.)....
CEVAP Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; evlilik birliğinin kurulduktan sonraki 5-6 aylık zaman diliminde her şeyin normal seyrinde ilerlediğini, davacının evlilik birliğinde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini, müvekkilin anne babası ile gayet rahat bir şekilde yaşadığını, davacının ailesinin yanına Kayseri merkeze gelip gittiği bir ziyaretinden sonra tavrını değiştiğini, annesi ile sürekli telefonda görüşmeye ve bu görüşmeleri müvekkilinden saklamaya, evde sudan sebeplerden huzursuzluk çıkarmaya başladığını ve en sonunda ayrı ev konusunu yeniden gündeme getirdiğini, kaldı ki davacının Kayseri merkezde ailesine yakın bir yerde ayrı konut istediğini, öncelikle belirtmek gerekir ki evlilik birliği kurulurken müvekkilinin anne ve babası ile yaşamayı kabul ettiğini, haklı hiçbir sebep yokken bir anda ayrı ev konusunda ısrarcı olunmasının hatta ille de Kayseri merkezde ev istenmesinin kötü niyetli bir davranış olduğunu, müvekkilinin Sarıoğlan ilçesinde çalışmakta...


