beyanla, tarafların pek fena ve onur kırıcı muamele ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanmalarına, müvekkili lehine 500.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davacı erkeğin 02.11.2017 tarihinde vefat etmesi üzerine davacı erkek mirasçıları vekili cevaba cevap dilekçesinde, davalının iddialarını kabul etmediklerini, davalının kusur durumunun tespiti ile tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemişlerdir....
edildiğini, davalının onur ve gurur kırıcı hakaretlerini yalnızca müvekkile karşı değil, müvekkilinin dost ve akrabalarına karşı da sürdürdüğünü, onlara karşı da tavır takındığını belirterek, asıl davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, kadının birleşen davasının reddine, müvekkilinin arabasını satmasına, bankadan kredi çekmesine ve sürekli farklı bahanelerle borca sokarak maddî kayba uğramasına sebep olan davalı -davacı kadının 50.000,00 TL maddî, müvekkilinin onur ve gururunu kırarak rencide etmesi nedeniyle 50.000,00 TL de manevî tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir....
DAVA Davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; kocanın, ailesinin birliğe müdahalesine sessiz kaldığını, müvekkilinin ailesiyle görüşmediği gibi müvekkilinin görüşmesini de kısıtladığını, müvekkiline hakaret ve küfür ettiğini, fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığını, evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, müvekkilinin ailesine de hakaret ettiğini belirterek evlilik birliğinin sarsılması, pek kötü ve onur kırıcı davranış sebebiyle tarafların boşanmalarına, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı ve 162 nci maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına ortak çocuğun velâyetinin anneye tevdiine, çocuk yararına 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakanın her yıl ÜFE oranında arttırılmasına, yasal faiziyle birlikte 100.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata, ziynetlerin aynen iadesine, mümkün olmaması halinde ziynet bedelinin...
Temyiz Sebepleri Davacı-karşı davalı kadın vekili; asıl davada boşanma sebebinin "pek kötü ve onur kırıcı davranış" olduğu, tazminat ve nafaka miktarlarının yetersiz olduğu, aile konutu talebi yönünden verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; boşanma davasının hukuki sebebi, nafakaların ve tazminatların miktarı, aile konutu şerhi davasının reddi yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı-karşı davalı kadın tarafından açılan aile konutu şerhi konulması davasının hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddinin doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı, 193 üncü ve 194 üncü maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü, 115 inci, 190 ıncı, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3....
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 23.11.2017 tarih ve 2016/262 Esas, 2017/534 Karar sayılı kararı ile; erkeğin kadına sözlü ve fiziksel şiddet uyguladığı, onur kırıcı davranışlarda bulunduğu, böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüyle 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile yasal şartları oluştuğu gerekçesiyle kadın yararına 30.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine karar verilmiştir. B....
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davanın 4721 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi ve 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca açılmış, eşlerden birinin diğeri tarafından kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulmasına veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası olduğunu erkek tanığı ....'nin anlatımında, erkeğin hasta olduğu halde kadın tarafından ilgilenilmediğini ve sobasız odada kaldığını, kadının "ben istemiyorum" dediğini duyduğunu; diğer erkek tanığı ...'nin anlatımında, kadının erkeği kastederek "o haketmediği için bakmıyorum" diye söylediğini ve erkeğin dövülmüş olduğunu gördüklerini, ancak şikayetçi olmasını engellediklerini, bu olaylardan sonrada erkeği ortak eve geri götürdüklerini, ancak 1 ay sonra evden kovulduklarını duyduğunu, bir diğer tanık ....'...
nedeniyle boşanma talebinin konusuz kaldığı; pek fena muamele ve onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma isteminde ise dosya kapsamındaki kanıtlara göre bu boşanma sebebinin kanıtlanmadığına ilişkin İlk Derece Mahkemesince kararda yazılı olduğu şekilde karar verilmesinde bir yanlışlık olmadığı; birden fazla hukuksal sebebe dayalı olarak açılan boşanma davasında taleplerden bazılarının reddine karar verilmesinin davanın kabulüne karar verildiği gerçeğini değiştirmediği, bu nedenle ayrıca vekâlet ücretini gerektirmediği; boşanma davalarında davanın kabul veya reddine göre vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiği, boşanmanın fer'î nitelikli taleplerinin kısmen kabul ve reddine karar verilmesinin bu durumu değiştirmediğini; tarafların ekonomik durumları, kusurun niteliği, mevcut ve beklenen menfaatin zarar görmesi, belirlenen kusurların aynı zamanda kadının kişilik haklarını ihlal ettiği, kadın yararına tazminat koşullarının oluştuğu, ancak miktarlarının az olduğu; tazminatlara ilişkin...
Haber içeriğindeki ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Suça konu yazı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici ve eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi, 2....
AİHM’e göre, olayda başvuran yayımladığı makalelerde polisin yaptığı kötü muamelelerle ilgili söylentileri ve başkalarının kendisine verdiği bilgileri dile getirmiştir. Olayın şartları içinde başvuranın amacı polise hakaret etmek olmayıp, polisin kötü muameleleri ve halkı yakından ilgilendiren bu konuda soruşturma açılmasını istemektir. AİHM’e göre, başvuran makalelerinde çok sert ifadeler kullandığı halde, kullanılan bu üslup aşırı değildir. Ayrıca başvuranın cezalandırılması kamuyla ilgili bir konuda yapılan açık tartışmayı olumsuz etkileyebilecek niteliktedir. Sonuç olarak, sanık tarafından kullanılan ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir....
Haber içeriğindeki ifadeler, söylendiği yer ve zaman unsurları da gözetildiğinde katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici değildir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir....


