Yargılamanın yenilenmesi davasında davacılar vekili, asıl davanın haksız ve dayanaksız açıldığını, öncelikle davada çeyiz ve ziynet eşyalarının değerinin çok yüksek gösterildiğini, eşyaların eskime ve yıpranma paylarının hesaplanmadığını, davalının ziynet eşyalarının tamamını kendisinin götürdüğünü, bu konuda ispat yükünün davalıda olduğunu, yine iddia edilenin aksine davacı eşin davalıyı ve evini terk etmediğini, bunun yerine davalının eşini sokağa atıp evin kilitlerini değiştirdiğini, dava konusu edilen çeyiz ve ziynet eşyalarının davacı ... tarafından senetle davalıya hibe edildiğini, ancak bağışlananın yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini, kusurlu olarak evliliğin sona ermesine sebebiyet verdiğini, bu nedenle davacıların bağıştan rücu ettiklerini, diğer yandan anılan senette sadece davacı ...'...
Mahkemece, dinlenen davacı ve davalı tanıkları ile taraflar arasında görülen boşanma dosyası kapsamından da davalının bir gelirinin bulunmadığı, davacının bu satışlar karşılığında davalıdan herhangi bir bedel almadığı, evliliğin devamı için bu devirleri yaptığının anlaşıldığını, bu durumda davacı tarafından davalıya satış yoluyla yapılan devir işlemlerinin Borçlar Kanunu'nun 234 ve devamı maddeleri gereğince gizli bağış niteliğinde bulunduğu ve bağış yapılan taşınmazla ilgili olarak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteğinde bulunulamayacağı, ayrıca davacı tarafından bağıştan rücu davası açıldığı yönünde bir bildirimde bulunulmadığı gerekçesiyle sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır....
Dava konusu 94 ada 6 parsel 26.06.1978 tarihinde ve zeytinlik niteliğindeki 82 parsel 19.02.1982 tarihinde davacı adına kayıtlı iken satıştan davalı adına tescil edilmekle davacının isteği 743 sayılı TKM'nin (Mülga) 170. maddesi gereğince eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen maldan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir....
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, taktirde bir isabetsizlik bulunmadığına, davaya konu 4700 m² yüzölçüme sahip 99 parselde davacı adına kayıtlı bulunan 390/4026 arsa paylı taşınmaz bölümü ile bu taşınmaz üzerinde yer alan 5 katlı binanın hiç bir bedel alınmadan, iyiniyetle evlilik birliğinin kurulmasından önce davalıya davacı tarafından devredildiği davacı tarafından açıkça kabul edildiğine,bu nitelikteki bir işlemin Borçlar Kanununun 234 ve devamı maddeleri gereğince bağış niteliğinde bulunduğunun açık olmasına, Borçlar Kanununun 244 ve devamı maddeleri gereğince bağıştan rücu için usulüne uygun olarak açılmış bir dava ve istek bulunmadığına göre, evlilik birliğinden önce davalı tarafından edinildiği anlaşılan mal varlığına yönelik olarak açılan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır....
Davalılar vekili; altınların davacı yedinde olduğunu, İsveç’teki müşterek haneyi evde eşinin olmadığı bir vakitte davalı ...’nin terk ettiğini, şiddet iddiasının gerçek dışı olduğunu, İsveçteki müşterek hanede davacı ile davalı ...’nin birlikte oturduğunu, diğer müvekkili Süleyman’ın konutunun ayrı olduğunu, eşya ve altınları davalı ...’ın bağışladığını, bağıştan rücu ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir....
Mahkemece, mal ayrılığı döneminde edinilen taşınmazlar her ne kadar davacının parası ile alınmış ise de, davalıyı yapılan bağış niteliğinde bulunduğunu ve bağıştan rücu konusunda herhangi bir davanın açılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır....
Yerel Mahkemece, dava konusu taşınmaz davacının murisine aitken onun ölümü ile mirasçılarına ve davacıya intikal ettiği, sonrasında diğer mirasçılarla birlikte davacının payını davalıya bedelsiz olarak devretmesi nedeniyle dava konusu taşınmazın kişisel mal niteliğini kazandığı, kişisel mal üzerinde katılma alacağı talep edemeyeceği, zira davacının bu malı artık davacıya bağışladığının kabulü gerektiği, BK’nın 244. maddesi uyarınca açılmış bağıştan rücu davası bulunmadığı gibi boşanma davasına ilişkin verilen kararda davacının kusurlu olduğunun belirlendiği dolayısıyla bağıştan dönme koşullarının var olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur....
rücu koşullarının oluşmadığı, tarafların protokol gereklerini yerine getirdiğini, protokolden iki sonra yapılan ödemenin şantaj ve baskı ile yapıldığına dair delil bulunmadığı, gelir kaybına ilişkin talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir....
BK.nun 244.maddesi uyarınca bağıştan rücu konusunda genel mahkemelerde dava olanağı bulunmaktadır. Çünkü bu tür davalar Aile Mahkemelerinin görev alanı dışında kalmaktadır....
HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; kooperatif üyeliği yoluyla edinilen taşınmaz hakkında mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir....


