İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince 13/03/2025 tarih, 2025/43 D.iş-2025/46 D.İş karar sayılı kararı ile; "Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlığa bakıldığında; talep eden şirket vekilinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) ilgili maddeleri uyarınca belirttiği internet sitelerindeki içeriklerin yayından çıkarılması ve internet sitelerine erişimin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir talep ettiği, talebin ...olarak ileri sürüldüğü, isteme konu internet sitelerine inandırıcılık katmak ve ihtiyati tedbir talep eden şirketin ticari itibarını suistimal ederek haksız kazanç sağlamak amacıyla kullanıldığı iddiası ile talep eden şirketin ticari itibarının zedelendiğinin beyan edildiği görülmüş ise de ...ileri sürülen iddianın ileri sürülüş şekli, delil durumu ve paylaşımlar kapsamında SMK'nın 29 ve 7. maddelerinde betimlenen şekilde markasal /ticari kullanımın bulunmadığı saptanmıştır....
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 306 ncı maddesine dayanan evlat edinmeye ilişkin olduğu, anılan yasal düzenlemeye göre eşlerin ancak birlikte evlât edinebileceği; evli olmayanların birlikte evlât edinemeyeceği, 308 inci maddesinin birinci fıkrasına göre ise "evlât edinilenin, evlât edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır." şeklindeki emredici hükme sahip olduğu, davacılar ve davalının nüfus kayıtları incelendiğinde, eş olan davacılardan ... ile davalı ... Dalcı arasındaki yaş farkının 18'den fazla olduğu, ancak diğer davacı ...'ın doğum tarihi 06.05.1982, davalı ... Dalci'nin doğum tarihinin ise 09.03.1999 olup davacı ... ile davalı ... arasındaki yaş farkının 18'den az olması nedeniyle davacı ...'in açtığı davanın reddine karar verilmesi gerektiği, diğer davacı ...'...
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; erkeğin sürekli olarak fiziksel şiddet, hakaret, birlik görevlerini yerine getirmeme eylemleri nedeniyle tamamen kusurlu olduğu, kadının kusurunun ispat edilemediği belirtilerek davacı- davalı erkek tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi uyarınca açılan boşanma davasının reddine, davalı- davacı kadın tarafından açılan boşanma davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velâyet haklarının anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına, kadının, yoksulluk nafakası talebinin geliri olduğu ve şartları oluşmadığından reddine, ortak çocuklar için dava tarihinden kararın kesinleşmesine kadar tedbir, kararın kesinleşmesinden sonra iştirak nafakası olarak aylık 150,00'şer TL nafakanın davacı- davalı erkekten alınarak, davalı-davacı kadına ödenmesine, takdir edilen...
Ziynet eşyaları; eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. 34. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E. ve 2004/247 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. 35. Bu durumda “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi gereğince; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4....
Bilindiği üzere, hukuk düzenince korunan kişisel değerlerin tamamı, kişilik hakkının konusunu oluşturur. Kişisel değerler, insanın insan oluşu nedeniyle sahip olduğu vücut, sağlık, yaşam gibi bedensel bütünlüğe bağlı değerler ile ruhsal bütünlük, faaliyet özgürlüğü gibi ruhsal değerleri kapsar (Kılıçoğlu, Ahmet; Hukuksal Sorumluluk, Ankara 1993, 2.baskı, s.6). Kişisel değerlere yapılan saldırı 4721 sayılı Medeni Kanun’un 24.maddesi ile hukuken koruma altına alınmış olup, maddede yer alan hukuksal korumadan yararlanılabilmesi için saldırı yanında haksız fiilin diğer bir unsuru olan zararın kanıtlanması da zorunludur. Bu kapsamda bir haksız fiil olan iş kazası sonucu sigortalıda oluşan işgöremezlik oranı; sigortalıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerini, diğer bir ifadeyle iş kazası sonucu meydana gelen zararı ve dolayısıyla tazminatın miktarını doğrudan etkilediğinden, sigortalıda oluşan sürekli işgöremezlik oranının saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır....
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tanığının beyanından anlaşılacağı üzere, davalının eşinin ve evinin ihtiyaçlar ile ilgilenmediği, davacıyı sürekli tehdit ettiği, uyuşturucu madde ticaretinden hükümlü olduğu, 4,5 yıldır cezaevinde bulunduğu, davacının bu süre içerisinde davalının ailesi ile aynı evde yaşadığı, davacının, davalının aile ile yaşadığı problemler nedeniyle evi terk ettiği, böylelikle davalının kusuru nedeniyle taraflar arasında sevgi ve saygının kalmadığı, evliliğin devamında korunmayı gerektirir bir yarar bulunmadığı, davacının dava açmakta haklı olduğu gerekçesi ile açılan davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun'un) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, her ne kadar ortak çocuk Sidar velâyetinin babasına verilmesini talep etmiş ise de, alının sosyal inceleme raporlarına göre davacının velâyete engel bir halinin bulunmaması, kardeşlerin...
HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava çocuğun babada olan velayetinin kaldırılarak küçüğün vesayetinin dedeye verilmesi, birleşen dava ise dede ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması istemine ilişkindir....
Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK m.24), isme saldırı (TMK m.26), nişan bozulması (TMK m.121), evlenmenin butlanı (TMK m.158/2), boşanma (TMK m.174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (818 sayılı BK m.47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m.49- 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir. 4721 sayılı TMK’nın 24. maddesi ile 818 sayılı BK’nın 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”...
Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK m.24), isme saldırı (TMK m.26), nişan bozulması (TMK m.121), evlenmenin butlanı (TMK m.158/2), boşanma (TMK m.174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (6098 sayılı TBK m.58) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (TBK m.58) olarak sıralanabilir. TMK’nın 24. maddesi ile 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nın 24. maddesinde: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir....
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur. Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683 üncü maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. 2....


