WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 14 Haziran 2026

Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, icranın iadesi için Kanunda düzenlenmiş bir usul olmasına rağmen, davacının banka hesabına ödeme yapmak suretiyle bu yöntemi kullanmalarına fırsat vermeyerek uyuşmazlığın doğmasına sebebiyet verdiğini, hiç kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 1'inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4'üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir....

Tanrıver Süha, İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara, 1996, S.123.). Mahkemece yapılacak iş, Rusya Federasyonu'nun Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi'ne taraf devlet olup olmadığının Adalet Bakanlığı'ndan sorularak tespit edilmesi, akit devlet ise, dayanak belgenin kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içerdiği, ayrıca bir tenfiz kararı alınmasına gerek olmaksızın Türkiye'de doğrudan doğruya icra edilebilecek, ilamlı icra takibinin konusunu oluşturabilecek belgelerden olduğu nazara alınarak şikayetin reddine karar vermekten ibarettir. SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca kısmen BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4....

Temyiz Sebepleri Davalı kurum vekili, davacı şirket hakkında yapılan işlem usul ve yasaya uygun olup, iptali gereken herhangi bir işlem bulunmadığını, aradaki prim boşluğunun başka şekilde doldurulmasının mümkün olmadığını, olay ile ilgili olarak kesinleşmiş bir kararın bulunduğunu, davacının tahakkuk ettirilen primi ödemekle yükümlü olduğundan icranın iadesi yoluna da başvurulsa o miktar Kurum hesaplarına aktarıldıktan sonra kalan bakiye miktar üzerinden davacının prim ve faiz borcu devam edeceği için tahsilatta mükerrerlik olmadan icranın iadesi işlemi yapılacak ve prim tahakkuku nedeniyle kalan bakiye üzerinden prim tahsilatı 6183 sayılı Kanun'a göre yapılacağını, davacının icranın iadesi gerektiği prim tahakkuku işleminin yerinde olmadığını iddia etmekte ise de icranın iadesini talep etmiş olmamıza rağmen dosyaya herhangi bir ödeme yapmadığını belirterek, kurum işleminin yerinde olup, davanın reddi yerine yazılı şekilde verilen kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1....

Burada ilk akla gelen ilamlı icra takiplerinde uygulanan İİK'nun 36. maddesini, bir diğer anlatımla borçlunun icranın geri bırakılması kararı alarak takibi durdurmasını bertaraf etmek olabilir. Bir diğer neden de, ilamın bozulması halinde takibin durmasının ve sonrasında alacağın olmadığının ya da daha az olduğunun ilamla belirlenmesi halinde, icranın iadesi yolunu kapatmak olarak düşünülebilir (İİK. m 40). İcra ve İflas Kanunu'nda hüküm bulunmayan hallerde bu kanuna aykırı düşmediği ölçüde genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin icra takipleri hakkında da uygulanması gerekir. 6100 sayılı HMK'nun 29/1. maddesine göre ise taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Buna göre elinde ilam olan bir alacaklının ilamlı icra takibi yapmak yerine ilamsız icra takibi yapmasının anılan maddede düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı muhakkaktır....

AHM’nin 1999/476 E. 2000/660 K.sayılı itirazın iptali davasında itirazın iptali ve takibin devamına karar verildiğini, bunun üzerine müvekkili bankanın iş bu kararı tehiri icra talepli olarak temyiz ettiğini ancak bu arada icra dosyasına depo edilen 1.500.000.000TL’lik teminat mektubunun 2.2.2001 tarihinde nakde çevrilerek tahsil edildiğini, temyiz edilen kararının Yargıtay’ca bozulduğunu, bozmaya uyularak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, bu aşamada icranın eski haline iadesi prosedürü içinde davalının çektiği bedelin iadesi için muhtıra çıkartılarak 1.150.000.000TL’nin iadesinin istendiğini ve 15.7.2004 tarihinde bu paranın icradan alındığını, paranın icra dairesinden çekildiği 2.2.2001 tarihinden geri aldıkları 15.7.2004 tarihine kadar geçen 3 yıl 5 ay 13 günlük sürede müvekkili bankanın bu parayı en uygun şekilde değerlendirebilecek iken faiz getirisinden mahrum kaldığını, zararın 12.450.000.000.TL olduğunu ileri sürerek, bu meblağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont...

eski haline İadesi prosedürü içinde davalının çektiği bedelin iadesi için muhtıra çıkartılarak 1.150.000.000 TL'nin iadesinin istendiğini ve 15.07.2004 tarihinde bu paranın icradan alındığını, paranın icra dairesinden çekildiği 02.02.2001 tarihinden geri aldıkları 15.07.2004 tarihine kadar geçen 3 yıl 5 ay 13 günlük sürede müvekkili bankanın bu parayı en uygun şekilde değerlendirebilecek İken faiz getirişinden mahrum kaldığını, zararın 12.450.000.000 TL olduğunu ileri sürerek, bu meblağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile tahsilini talep etmiş, ıslahla taleplerini 7.873.44 YTL'ye indirmiştir....

Davanın temyize konu kısmı, düzeltilerek onanan ilâmda faiz başlangıcı araç tesliminden itibaren olduğu hâlde yerel mahkemece verilen ve sonradan Yargıtay tarafından düzeltilerek onanan kararda faiz başlangıcının dava tarihi olması sebebiyle davalıya fazla ödenen faizin istirdatına ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 40/2. maddesinde yer alan, “Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur.” hükmü gereği bu talep ilâmı icra eden icra müdürlüğü tarafından icranın iadesi yoluyla yerine getirilir. Bu itibarla davacının bu konuda dava açmakta hukukî yararı yoktur. Hukukî yarar dava şartıdır ve re’sen dikkate alınır....

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde ise,takip konusu ilamın önce bozulduğu, sonra da davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesiyle ortadan kalktığı,bu halde ise İİK’nun 40/2 maddesi uyarınca davacının icranın iadesi yolu ile yatırdığı parayı icra dairesinden başka bir hükme hacet kalmadan alabileceği gerekçe gösterilerek davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmiş,hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir Dava; sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasıdır. Kural olarak, bozma kararına uyulmakla; orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda, lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan, bozma kararı dışında kalan yönler ise kesinleşir....

.-2003/593 K. sayılı kararı ile itirazlarının iptaline karar verildiğini, icra dosyasına 29.07.2004 tarihinde ödeme yaptıklarını, mahkeme kararının Yargıtay tarafından bozulduğunu, mahkemece bozmaya uyarak yeniden yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bu karar uyarınca fazla ödenen bedel için icranın iadesi talebinde bulunulduğunu ve icra dosyasından davalıya gönderilen muhtıra ile 687.750,85 TL.nin 11.06.2009 tarihinde ödendiğini,29/07/2004 tarihinde davacı şirket tarafından icra yolu ile tahsil edilen 687.750,85 TL'nin, geri tahsil edilen 11/06/2009 tarihine kadar 4 sene 11 ay müddetince haksız olarak davalı şirket uhdesinde kaldığını, davacı yanın bu süre boyunca söz konusu parayı tasarruf edememekten doğan zararlarının doğduğunu, doğan zararın tazmini için davalı yana noter aracılığıyla ihtarname çekilmesine rağmen zararın giderilmediğini, davacının mahrum kaldığı kardan 875.000,00 TL'nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 06/07/2009...

Mahkemece, davacıların gizli ayıplar nedeniyle davalıdan 3.506.817.000 TL alacaklı oldukları belirtilerek, anılan miktarın 20.8.2002 tarihinden itibaren %70 ve değişen oranlarda reeskont faizi yürütülmek suretiyle davacıların tapu kaydında belirtilen hisseleri oranında davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, davacıların aynı miktar üzerinden davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, birleşen dava yönünden ise, İcra İflas Kanununun 40. maddesi gereğince icranın iadesi mümkün olduğundan, dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Asıl dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan gizli ayıplar nedeniyle alacak istemi ile daha önce açılmış olan dava nedeniyle icra dosyasına karşı tarafça aynı nedenle yatırılmış olan ve iadesi talep edilen miktarlar üzerinden borçlu olmadıklarının tespitine, birleşen dava ise, asıl davanın davacıları tarafından, gizli ayıplar nedeniyle...

UYAP Entegrasyonu