TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, anılan akaryakıtın ödünç sözleşmesi kapsamında eşine ait akaryakıt istasyonun talebi doğrultusunda ihtiyacını karşılamak maksadıyla daha sonra geri iade edilmek üzere verildiği, bu olayın ticari faaliyet kapsamında bir satış olarak değerlendirilemeyeceği, 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinde akaryakıt satışı ile ilgili özel bir düzenlemenin yer almadığı, Kanunda açıkça yer almayan bir husustan dolayı Yönetmelik kuralına dayanmak suretiyle ceza verilemeyeceği, akaryakıt ikmali nedeniyle diğer bayiye verilen para cezasının iptal edildiği, idari para cezasında işletmenin ekonomik büyüklüğü ve sınıfına göre bir kademelendirme yapılmadığı, işlemin hukuk devletinin gereği olan adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile bağdaşmadığından Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur....
Eski Esaslı,.......Yeni Esaslı dosyasında devam eden konkordato davası kapsamında takip yapılamayacağı, taraflar arasındaki kredi ilişkisinin ödünç sözleşmesi niteliğinde olduğundan, TBK.'nın 392. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davalılara gönderilen takip talebi ve ödeme emrinde takibin dayanağının belirtilmediği, davalılara yapılan söz konusu takipten önce usulüne uygun keşide ve tebliğ edilmiş bir hesap kat ihtarı bulunmadığından muacceliyet ve temerrüt olgularının oluşmadığı bu nedenle kat ihtarının usulsüz olduğu ve bu alacaklarının faiz talep hakkı doğmadığı, davacı bankanın bu husustaki faiz taleplerinin fahiş olduğu, alacaklı tarafın TBK.'...
Uyuşmazlık kambiyo senedi niteliği taşımayan belgeden kaynaklandığı gibi aradaki temel ilişki de davalı tarafından ödünç sözleşmesi olarak açıklanmıştır. Bu belirlemeye göre uyuşmazlığın münhasıran senede dayanmadığı ve davanın da mutlak ticari dava sayılamayacağı sonucuna varılmaktadır. Tarafların tacir olmadığı, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı, bu haliyle davanın nispi ticari dava olarak da kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK.nin 114/1-c maddesi gereğince mahkemenin davaya bakmakta görevli olması hususunun dava şartı olduğu, 6100 sayılı HMK.nun 115/1 maddesi gereğince dava şartlarının yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilerek 6100 sayılı HMK.nun 114/1-c maddesi delaletiyle, 6100 sayılı HMK.nun 115/2 maddesi gereğince de mahkemenin görevli olmaması halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekeceğinden, mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır....
Dava, ödünç verme işleminden kaynaklanan alacağın ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde sayılan davalar ve bazı özel kanunlarda belirlenmiş olan davalar (Kooperatifler Kanununun 99.; İcra ve İflas Kanununun 154.; Finansal Kiralama Kanununun 31.; Ticari İşletme Rehni Kanununun 22. maddesi) (mutlak ticari davalar), her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan işlerden kaynaklanan davalar (nispi ticari davalar) ile yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalar (üçüncü grup ticari davalar) ticari dava olarak kabul edilmektedir ve bu davalarda Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun Tüketim Ödüncü başlıklı 386/1. maddesi "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi...
Dava, tüketim ödüncü sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir. 6098 Sayılı Yasa'nın 386. maddesinde tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Aynı Yasa'nın 26. maddesinde ise bir sözleşmenin içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içinde taraflarca özgürce belirlenebileceği düzenlenmiştir. 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca faiz karşılığı ödünç para verme işlemleri münhasıran banka ve diğer finans kuruluşlarının tekeline bırakılmış olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 241. maddesinde de kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişilerin, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır....
Geçici iş ilişkisiyle (ödünç iş ilişkisiyle) çalışan işçinin altı aylık kıdemi, 4857 sayılı Kanun'un 7. maddesinden hareketle, işçinin başka işverende (ödünç alan) geçen süresi, işverende (ödünç veren) geçirilmiş gibi sayılır. Söz konusu işçinin daha sonra ödünç alan işverenin işyerinde yeni bir iş ilişkisi kapsamında istihdam edilmesi hâlinde, onun nezdinde ödünç iç ilişkisi kapsamında geçirilmiş süreler, yeni iş ilişkisindeki altı aylık kıdem süresinin hesabında dikkate alınmaz. 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca işyerinin devrinde devralan işveren, hizmet süresi ile ilgili haklarda işçinin devreden işveren yanında çalışmaya başladığı tarihe göre işlem yapmak zorunda olduğundan, devirle işverenin değişmesi altı aylık kıdem süresini etkilemeyecektir....
Asliye Ticaret Mahkemesi ise, tarafların tacir olmadıkları ve davanın ticari dava olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesi ile görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. 6100 sayılı TTK 4/1-f maddesine göre, Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın “banklara, diğer kredi kuruluşuna, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır” şeklinde düzenlenmiştir.Ancak, Somut olayda, taraflar tacir olmadığı gibi, davacı ve davalı arasında kredi yada ödünç para verme sözleşmesi bulunmadığına göre, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.’nın 21. ve 22. maddeleri gereğince ... 7.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 10.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Makine ile akdedilmiş olan Bayilik Sözleşmesi'nin finansal sorunlar, istasyonun resmi makamlarca alınan kararlar doğrultusunda karayolu ile bağlantısının kesilmesi, bu sebeple istasyonun gayrifaal durumda olması ve 16 Ağustos 2018 tarihinden itibaren yakıt ikmali yapmaması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini, Bayilik Sözleşmesi’nin “Ekipman, Tadilat, Bakım ve Onarım” başlıklı 10.1 maddesinde şöyle denmekte olduğunu; “Ödünç ekipmanın tedariki, kullanılması ve iadesinde bu Sözleşmenin eki olan (Ek 10.1) ödünç sözleşmesinin hükümleri uygulanacaktır.” Davacı ... kaşe ve imzasının bulunduğu İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi’nde açık bir şekilde sözleşmenin ekinde yer alan “ödünç sözleşmesi”nden bahsedilmiş olup, işbu ödünç sözleşmesinin dosyada mübrez olduğunu, işbu madde uyarınca müvekkil ...'nin, davacı ......
sözleşmesi ile verildiği iddiasını usulüne uygun yasal delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla ispatlanmayan davanın reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır....
Noterliğinin ... tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile bildirim yapıldığı, bu hususun ihtarnameler ile sabit ve tartışmasız olduğu, yine TBK m.379 "Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." hükmünü içermekte olup iş bu davamızda davacının davalıya sağladığı emtiaların davalıda ödünç olarak yer aldığının sabit olduğu, yine TBK 380 ve devamı maddelerinde de ödünç malın ne şekilde kullanılacağı, sorumluluğu, bakım ve giderlerin neleri kapsayacağı ve sona erme hallerinin yazıldığı, eldeki davamızda davacının ihtarnameler ile sabit durumunda sözleşmeyi fesih ettiği ve sözleşmede yazılı haller gereği sunduğu emtianın iadesi hususunu talep edebileceği, mahkememizce de benimsenen ve aldırılan bilirkişi raporlarında da iadesinin mümkün olabileceği hususu belirtilmiş olmakla davanın kabulüne karar verilerek dava konusu 13.06.2019 günlü bayilik...


