Uyuşmazlık 2012/24962-28074 paranın, vekil eden davacının davalı-vekile vekalet ilişkisi kapsamında mı gönderildiği yoksa davalının savunmasında belirttiği üzere ödünç sözleşmesi kapsamında davacıya verilen borç para mı olduğu bu bağlamda ispat yükünün havale gönderen davacıya mı yoksa gönderilen paranın bir borç ödemesi olduğunu iddia eden davalıya mı ait olduğu noktasında toplanmaktadır. Mahkemece; davalının savunması gerekçeli inkar olarak değerlendirilmiş ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek yemin deliline de başvurulmadığından davacının davasının reddine karar verilmiştir. Kanımızca maddi olay vekalet hükümleri çerçevesinde çözülmelidir. Bilindiği üzere vekâlet sözleşmesi karşılıklı güvene dayanan, içerisinde karşılıklı hak ve yükümlülükler barındıran bir sözleşmedir....
SAVUNMA: Davalı 19/10/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin 2 numaralı paragrafında kendilerine, şirket faaliyetlerine konu yatırımlar yapacağı, hizmet ve iş sağlayacağını taahhüt etmek suretiyle iş yapmaya ikna ettiği gibi bir izlenim uyandırılmaya çalışıldığını, devamındaki paragrafta ise aralarında bu kapsamda bir ödünç sözleşmesi yapıldığı iddia edilmekteyse de bu hususların tamamıyla gerçeğe aykırı olduğunu, davacı şirketle bir ödünç sözleşmesi yapmadığını, kendilerine herhangi bir iş sağlama konusunda garanti vermediğini, detaylı şekilde iddialarda bulundukları hususları ispata yarar delil sunamadıklarını, dava dilekçesinin 4 numaralı paragrafında, hesabına gönderilen dava konusu havalenin "Borç olarak gönderilen iş avansı" açıklamasıyla gönderildiği iddia edildiğini, dosyaya sundukları havale dekontu incelendiğinde açıklama kısmında bu doğrultuda bir ibare olmadığın görüleceğini, davacı tarafın, davasının temelini oluşturan bu iddiasını kendi sunduğu delil ile...
verilen tutarın ödünç verene geri verilmesinin ...Yatırım Sözleşmesi uyarınca ...Projesinden kazanç elde edilmesi koşuluna bağlandığını, halihazırda ...Projesinden herhangi bir gelir elde edilmediğini ifade etmiştir....
Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin Borçlar Kanunu'nun 306. ve 307. maddeleri uyarınca ödünç sözleşmesi olduğunu, bu sözleşmeden ötürü zamanaşımı süresinin 6 ay olarak düzenlendiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması şerhinin faize yönelik alacaklarda zamanaşımını durdurmayacağını, davacı tarafın kendi kusur ve özensiz davranışları neticesinde zarara uğramış olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki temel ilişkinin bankacılık sözleşmesinden kaynaklandığı, davanın genel zaman aşımına tabi olacağı, davacı vekilinin takip dosyasında ödenen mevcut parayı alırken ileride tüm hakları saklı kalmak kaydıyla tarafına ödenmesini talep ettiği, davacının faiz isteminin yerinde olduğu, istenen faiz miktarının itiraza uğramadığı, doğru olarak yasal faiz istendiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.640,84 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir....
KARAR Davacı, davalı bankadan dövize endeksli konut kredisi kullandığını, kur artışına dayalı olarak ödemelerinin aşırı arttığını ve işlem temelinin çöktüğünü ileri sürerek, öncelikle sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitini, geçersizlik tespit edildikten sonra ise ödünç sözleşmesi kapsamında taraflar arasındaki ilişkinin belirlenmesini, sözleşmenin geçerliliği kabul edildiği takdirde ise hakim müdahalesi yolu ile sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir....
Mahkemece; davalının, taşınmazları dava dışı davacının kardeşleri ve annesinden icarladığı ve ektiği, davacının annesinin yanında kalmamakla beraber ziyaretine gidip gelmesi, ihtarname tarihine kadar davacının davalının kullanımına herhangi bir itirazının olmaması ve hayatın olağan akışı nazara alındığında; davacının taşınmazların davalıya icarlandığını bildiğinin kabulü gerektiği, bu durumda davacı ile dava dışı anne ve kardeşler arasında TBK'nin 379.maddesi gereğince ariyet(ödünç) sözleşmesi kurulduğu, bu sözleşmeye dayalı olarak davaya konu taşınmazlardaki davacının payının davalıya ödünç sözleşmesine dayalı olarak icarlandığı yani davalı tarafından taşınmazın kira sözleşmesine dayalı olarak kullanıldığı, bu sözleşmenin dava açılmadan önce davalıya çekilen ihtarname ile davacı tarafından sona erdirildiği belirtilerek ihtarnameye rağmen taşınmazları ektiği sabit olan davalının davacının her iki taşınmaz yönünden payına vaki müdahalesinin men'ine, ecrimisil talebinin ise çekilen ihtarname...
Davalı vekili, imzalanan protokolün 6. maddesi gereğince tüm borç davacı tarafça bankaya ödendikten sonra, müvekkilinin işletiminde olan AQUAPARK kâr payından %50'sinin davacı tarafa verilmesi suretiyle borcun ifa edileceğinin kararlaştırıldığını, bu nedenle borcun henüz muaccel olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin inançlı işlem olduğunu, ödünç sözleşmesi olmadığını, müvekkillerinden ...'ün protokolde imzasının bulunmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir....
Kaldı ki Borçlar Kanunu hükümleri de nazara alındığında maddi gerçeği hedefleyen ceza hukukunun, eylemin nitelendirilmesinde görünürdeki işleme değil, tarafların nihai olarak gerçekleştirmek istedikleri (Kast) gizli işleme (Ödünç sözleşmesi) göre sonuca gidilmelidir....
(HMK 33. madde) Adi ortaklık sözleşmesini, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinden ayırmak oldukça güçtür. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklığı özellikle müşterek amaç unsuru birbirinden ayırt eder. Sonuca katılmalı ödünçte ( hatta kara katılmalı hizmet sözleşmesinde de ) müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Gerçekten de ödünç veren şahsi bir amacı, yani kendi sermayesine iyi bir geliri amaçlamakta, yoksa taraflar müşterek bir amaç takip etmemektedirler. Bundan başka, sonuca katılmalı ödünç ile adi ortaklığı birbirinden ayırmada bazı emareler de söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, hukuksal ilişkiye nakti edimi ile katılan kişinin zarara katılıp katılmamasıdır. Şayet, bir zarara katılma söz konusu ise, adi ortaklık, aksi takdirde sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığından sözedilir....
Tüm dosya kapsamının bir bütün halinde incelenmesinde, eldeki davanın ödünç sözleşmesi kapsamında alacağın tahsiline ilişkin olduğu, davanın niteliği itibariyle mutlak ticari davalardan da sayılmadığı anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine, HMK 2. madde gereğince talep halinde genel görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur....


