Davalı savunmasında; aralarında yazılı bir anlaşma bulunmadığını, davacıdan ortaklık nedeni ile 85.000 TL alacağının bulunduğunu; davacının 30.09.2010 tarihinde, dükkanı boşalttığını ve malların % 90'nı giderken götürdüğünü beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; tüm dosya münderecatı ve bilirkişi raporuna göre, davacının davalı taraftan herhangi bir alacağı bulunduğuna dair delil elde edilemediği gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir. Yargılama sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda; "dosyada sağlıklı bir hesaplama yapılabilmesi için, ortaklık bozulduktan sonra, dükkanda bulunan eşyaların, vincin değeri ile dışarıda bulunan alacak ve borç miktarının açık ve net olarak dosyada bulunması gerektiği, bu belgelerin dosyada bulunmayıp, tanık beyanlarının da alacağı hesap etmede yeterli bulunmadığı, davacının alacağını hesap etmeye yarar açık ve net bilgi ve belge bulunmadığından, davacının davalıdan alacağının olmadığı" belirtilmiştir....
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada; davacı taraftan adi ortaklığa dayalı olarak yapılan işlemlere ilişkin davacı hesaplarını bildirmesinin istendiği, davacı vekilinin ibraz edilecek hesap kaydı bulunmadığını, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi olduğunu kabul etmedikleri, ancak davaya konu araç yönünden bir adi ortaklık olduğunun kabul edilebileceğini, tespit edilecek kar payını ödemeye hazır olduklarını belirttiği, dosya kapsamından taraflar arasında adi ortaklık bulunduğu , sermayenin davacıya ait olduğu, elde edilen kardan %25 hissenin davalıya verilmesinin kararlaştırıldığı, davalının dava konusu aracı sattığı halde bedelini ödemediği gerekçe gösterilerek davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de gereği yerine getirilmemiştir....
Mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tarafların da kabulünde olduğu gibi "adi ortaklık" olarak nitelendirilmesi gerekirken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri nazara alınmamış ve Türk Borçlar Kanununun 642. madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmemiştir. Ortaklık için yapılan tüm giderler, kar, zarar durumu değerlendirilmeden, ortaklığın dava tarihi itibariyle gerçek alacak ve borç miktarı tesbit edilmeden; davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; adi ortaklığın tasfiyesi hükümleri (TBK'nun 620 ve devamı maddeleri) gereğince ve 642. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir....
Taraflar arasında 01.08.2008 tarihli işbirliği sözleşmesi ve davaya konu 26.08.2008 tarihli protokol bulunmakta olup, dava konusu uyuşmazlık taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinden kaynaklanmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanununda "Adi şirket" ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda "Adi ortaklık sözleşmesi" başlıkları altında yapılan tanımlarda adi ortaklık, "iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır. Adi ortaklık sözleşmesi geçerlik şekli olarak herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ispat şekli bakımından yasal delillerle kanıtlanması gerekir. Ayrıca adi ortaklık ilişkisinde, bir ortak tarafından açılan alacak talebine ilişkin dava, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsar. Niteliği gereği, adi ortaklıklar kişi ortaklıklarına dahildir, ortakların şahsı belirleyicidir. Adi ortaklık sözleşmesi iç ilişkide karşılıklı güvene ve iyiniyete dayanmaktadır....
Davada, taraflar arasında yapılan (sözlü) adi ortaklık sözleşmesinin, davalı tarafça haksız feshi nedeniyle, sözleşmeye konu bağ için davacının yaptığı masraf ve işçilik bedelleri ile, uğranılan kar kaybının, davalı taraftan tahsili talep edilmiştir. Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre, adi ortaklık sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması şekil şartı olmayıp, ispat koşuludur. Taraflar arasında, davalıya ait bağların bakım ve işletilmesi hususunda bir adi ortaklık sözleşmesinin kurulduğu ve davalı tarafça feshedildiği tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bir ortak tarafından, ortaklık için yapılan masrafların ve elde edilecek gelirden hisseye düşen karın talep edilmesi; aynı zamanda tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu çerçevede değerlendirilip ele alınmalıdır. Mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı ve 642. vd....
nun mirasçıları olduğunu, tarafların murisinin ... ayakkabı ismi ile üretim yaptığını ve bu konuda çeşitli il ve ilçelerde mağazaların bulunduğunu, murisin vefatından sonra miras yoluyla müvekkilleri ve davalıya bu şubelerin miras kaldığını, miras sebebiyle intikal nedeniyle taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunu, davalının söz konusu şubeleri kötü yönettiğini, davalının aynı alanda başka bir şirket kurarak adi ortaklığa ait mağazaların içinin boşaltılarak davalının kurduğu şirkete aktarıldığını, birtakım taşınmazların ortaklık aleyhine davalının kurduğu şirkete devredildiğini, bu şekilde müvekkillerinin kar ve kazanç paylarından yoksun kaldığını, yoksun kalınan kar ve uğranılan zarar miktarlarının bilinemediğini, bu hususların ve muhasebe evraklarının denetlenmesi için İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tespit talebinde bulunduklarını, adı geçen mahkemece .../... D....
Şti. aleyhine başlatılan takip çerçevesinde tasfiye işlemlerini başlatmak ve kayyum tayin ettirmek üzere yetki verildiğini belirterek, davalıların taraf olduğu adi ortaklık sözleşmesinin feshi ile, ortaklığın tasfiyesine, ortaklık mal, alacak ve haklarının tespiti ile mal varlığına dahil edilmesini, borçlu şirketin kar payı ve tasfiye payı üzerine dava sonuna kadar ihtiyati haciz konulmasını ve borçlu şirket yerine tasfiyeye katılması için Adi Ortaklığa kayyum tayin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... İnş Ltd. Şti. vekili savunmasında özetle; şirket ortağı ve müdürü ...'in şirketi borçlandırmak amacıyla dava dayanağı bonoyu verdiğini, şirket onayının olmadığını, müvekkili şirketin davacı şirkete borcunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 3.Davalı ...Yapı Ltd. Şti. vekili savunmasında özetle; Davanın muvazaalı açıldığını, diğer davalı ... İnş Ltd....
Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geriye kalan meblağ da ortaklar arasında kar ve zararın paylaştırılması esasına göre dağıtılacaktır. Adi ortaklığın tasfiyesinde ilk aşama, ortaklık malvarlığının paraya çevrilmesidir. Bu aşamada, ilk önce malvarlığının tümden ve parasal değeriyle tespiti gerekir. Ortaklık malvarlığına dahil unsurlar, ortaklar arasında ihtilaflı ise, bu ihtilaflı unsurların ortaklık malvarlığına dahil olup olmadığı, genel ispat ilkeleri dikkate alınarak çözülmeli ve böylece tasfiyeye tabi olacak ortaklık malvarlığı tespit edilmelidir(Doç. Dr. Oruç Hami Şener, Adi Ortaklık, Ankara 2008, sf. 509-511, 591-592)....
Somut olayda, davalı şirketin faaliyet adresini terkettiği, faaliyetinin bulunmadığı, 2015 yılından beri kar etmediği gibi yönetim giderleri nedeniyle sürekli zarar eder durumda olduğu, oluşan bu zararlar nedeniyle öz varlığının azaldığı, bu sebeple fesih ve tasfiye koşullarının oluştuğu anlaşılmakla şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Davacı tarafça kar payı alacağı talebinde bulunulmuştur. Davalı şirket bir limited ortaklık olup kar payı dağıtımına ilişkin TTK 616/ı-e düzenlemesine göre genel kurul kar payı hakkında karar verme yetkisine sahiptir....
Bu nedenle kar payında şarta bağlı alacak niteliği söz konusudur.Kar payı hakkı, genel kurulun değiştirici yenilik doğuran nitelikteki kararı ile alacak hakkına dönüşür. Dosya kapsamında kar dağıtımı konusunda genel kurul tarafından alınmış bir karar bulunmadığı anlaşılmakla davacının kar payı talebi de yerinde görülmemiştir.Pay sahipleri sözleşmesi bir borç sözleşmesidir ve bu nedenle sözleşmeden doğan haklar nisbi nitelikte olup yalnızca sözleşme tarafları arasında ileri sürülebilirler. Anonim ortaklık ile pay sahiplerinin birbirlerinden bağımsız hukuk kişilikleri olmaları nedeniyle, ortaklığın taraf olmadığı bir pay sahipleri sözleşmesi, anonim ortaklığa karşı dermeyan edilemez. Anonim ortaklık, sözleşmenin hukuki etkisi bakımından üçüncü kişi durumundadır; sözleşme, anonim ortaklığın dışında yer alır. Ayrıca anonim ortaklığın organları da, pay sahiplerinden oluşmalarına rağmen, anonim ortaklık tüzel kişiliğinin parçasıdırlar ve pay sahiplerinden bağımsızdırlar....


