WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 23 Temmuz 2026

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

A- A A+

9. Ceza Dairesi         2022/16358 E.  ,  2023/2799 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/55 E., 2022/213 K.
SUÇ : Reşit olmayanla cinsel ilişki
HÜKÜM : Düşme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bafra Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.10.2017 tarihli ve 2016/211 Esas, 2017/123 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 24.10.2018 tarihli ve 2018/1230 Esas, 2018/2448 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii, katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

3. Samsun Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi kararının, sanık müdafileri, katılan Bakanlık vekili Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı ve mağdure vekili tarafından temyizleri üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 02.11.2020 tarihli ve 2020/3238 Esas, 2020/4575 Karar sayılı kararı ile hata hükümlerinin uygulama koşulları bulunması nedeniyle bozulması yönündeki kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.12.2020 tarihli ve 14-2019/21121 sayılı itiraznamesi ile itiraz üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen 29.06.20216 gün ve 2021/14-100 Esas, 2021/321 sayılı ilamıyla mağdurenin gerçek yaşının bilimsel olarak tespitinden sonra, sonuca göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması gerekçeyle itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bafra Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.10.2022 tarihli ve 2022/55 Esas, 2022/213 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca düşme kararı verilmiştir.

5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 12.12.2022 tarihli ve 9-2022/142175 sayılı bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Sanık hakkında zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan şikayet yokluğu sebebiyle düşme kararı verilmesinin hatalı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece "... Yargıtay Bozma ilamı sonrasında dosyanın mahkememizin 2022/55 Esas sırasına kaydı yapılmış ve yargılamaya başlanılmıştır. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ilk olarak mağdurun resmi bir sağlık kurumunda doğup doğmadığı araştırılmıştır. Bu kapsamda nüfus kayıt örnekleri dosya içerisine alınarak ilgili nüfus dairesine müzekkere yazılmış ve mağdurun mernis doğum formu mahkememize gönderilmiştir. Mağdur ile ilgili gönderilen mernis doğum formunda doğum tarihinin 01/02/2002, kütüğe tescil tarihinin ise 27/02/2002, bildirimde bulunan********, doğum türü evlilik içi doğum, doğum şekli diğer olarak belirtildiği anlaşılmıştır. Bafra Devlet Hastanesinin 23/03/2022 tarihli müzekkeresi ile mağdur ... ***'un doğum kaydının bulunmadığı belirtilmesi sebebiyle mağdurun Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine sevki yapılarak kemik yaşının tespiti yaptırılmıştır. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyoloji Birimi tarafından düzenlenen 23/03/2022 tarihli raporda 'el bilek-el parmak ve pelvik grafiler değerlendirildiğinde; takvim yaşı 20 yıl olan kadın hastanın kemik yaşı takvim yaşı ile uyumludur' şeklinde belirtildiği görülmüştür. Mağdurun gerçek yaşının tespiti amacıyla İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine yazılan müzekkere cevabında, Bafra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 04/04/2022 tarihli göndermiş olduğu eğitim bilgileri ile ilgili öğrenim belgesinde mağdur ... ********'nın ilk defa Cumhuriyet İlkokulu 1. sınıfına 2009/2010 tarihinde kaydının yapıldığı belirtilmiştir. Bafra İlçesi Sağlık Müdürlüğü tarafından mahkememize gönderilen aşılara ait raporda ise 2016 yılı ve öncesi sorgulamalarda doz bilgisi alınamadığından bu tarihten öncesine ilişkin kayıtların bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır. Bozma sonrasında mağdurun babası olan Kamil ******** ise kızı Gülcan'ın doğum tarihinden 1 hafta kadar süre sonra nüfusa kayıt ettirdiğini, bu anlamda nüfus kaydının yalnızca bir iki haftalık süreç kadar gerçek doğum tarihinden farklı olduğunu belirttiği anlaşılmıştır. Bozma sonrası yazılan müzekkereler ve mağdurun el bilek-el parmak ve pelvik grafileri sonrasında radyoloji birimi tarafından düzenlenen raporda mağdurun takvim yaşı ile mevcut kayıtlardaki yaşının uyumlu olduğunun belirtilmiş olması, mernis doğum formunda mağdurun babasının beyanını doğrular şekilde kütüğe tescil tarihinin mevcut doğum tarihinden kısa bir süre sonra tescil edildiğinin anlaşılmış olması, mağdurun ilk okula başlama tarihi ile mahkeme heyeti tarafından 2017 yılında yapılan gözlem birlikte değerlendirildiğinde, mağdurun 01/02/2002 doğum tarihinin mevcut deliller ile doğru olduğu kabul edilmiş ve bu kapsamda mağdurun doğum tarihi ile ilgili her hangi bir kayıt düzeltme işlemi gerçekleştirilmemiştir. Bu kapsamda mağdurun 01/02/2022 doğum tarihi doğru olarak kabul edilmesiyle yapılan değerlendirme neticesinde, mağdurun suç tarihi itibariyle 15 yaşından küçük olduğu anlaşılmış ve dosya kapsamında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmede;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/14-941 Esas, 2016/1236 karar ve 13/12/2016 tarihli Yargıtay kararında açıklandığı üzere;
Hata hükümlerinin çocukların cinsel istismarı suçu bakımından değerlendirilmesinde;
5237 sayılı TCK'nun 'Hata' başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde; 'Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır' şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen, 'İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz' biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.
Anılan maddede çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.
İkinci fıkra ile kişinin, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş olup, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren fail, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin basit halinden sorumlu olacak, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında da değer azlığı hükmü uygulanacaktır.
Üçüncü fıkrada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için, bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Maddeye 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği bir fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş, diğer bir ifadeyle eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmiş ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içerisinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.
Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup, hatanın kaçınılabilir olması halinde kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle eyleminden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Bu aşamada somut olaya ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; 'Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.
Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır' açıklamalarına yer verilmiştir.
Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup, unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması halinde sanığa ceza verilemeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, fiilin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Birinci fıkranın ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk halinin saklı bulunduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucunda hataya düşülmesi, kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.
Öğretide bu konuya ilişkin olarak; 'Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi.' (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen- A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun suç tarihinde yürürlükte bulunan 'Çocukların cinsel istismarı' başlığını taşıyan 103. maddesinin ilk iki fıkrası;
'(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.

2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.'
şeklindedir.
Bu hüküm uyarınca suçun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup, kanun koyucu TCK'nun 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. İlki on beş yaşı tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise onbeş yaşı tamamlayıp onsekiz yaşını tamamlamamış çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönü ile fiilin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, 103. maddede düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan değil, şikâyet üzerine 104. maddede düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan cezalandırılacaktır.
Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin onbeş yaşını doldurmadığı halde, onsekiz yaşını doldurduğu düşüncesiyle mağdure ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve mağdurenin yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nun 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurun yaşına ilişkin bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hali kanunda cezalandırılmadığından 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Öte yandan fail hataya düşmese idi eylemi yine suç oluşturacaksa bu durumda failin işlemeyi kastettiği suçtan dolayı sorumluluğu söz konusu olacaktır. Örneğin fail, henüz 15 yaşını tamamlamamış mağdurenin 15-18 yaş grubunda olduğu hatasına düşerek cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hal olmaksızın cinsel ilişkiye girerse bu durumda şikâyet halinde kastına göre TCK'nun 104. maddesinde yer alan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan sorumlu olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında, sanık savunması, mağdur ve katılan beyanları, müzekkere cevapları, nüfus kayıt örnekleri, kolluk tutanakları, bozma ilamı, yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamında somut olayın ve hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının yapılan değerlendirmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/06/2021 tarih ve 2021/14-100 Esas, 2021/321 Karar sayılı bozma ilamında, sanığın aşamalarda mağdurenin yaşını büyük zannettiği yönündeki savunması, bunu destekleyen mağdure ile tanık beyanları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı tartışıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği belirtilmiştir.
Bu kapsamda bozma öncesi ve sonrası sanık alınan savunmasında, mağdur ile rızaya dayalı birliktelik yaşadıklarını, mağdurenin kendisine 15 yaşından büyük olduğunu söylediğini beyan etmiştir. Mağdure ise alınan beyanlarında sanığın savunmasını doğrular şekilde beyanda bulunarak olay tarihinde sanığa 15 yaşından büyük olduğunu söylediğini ve sanıktan davacı ve şikayetçi olmadığını beyan etmiştir. Mağdurenin babası katılan ... ise, soruşturma aşamasında ve kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında sanıktan şikayetçi olduğunu, mağdurenin kaybolduktan sonra kendiliğinden eve döndüğünü, mağdureyi doğum tarihinden kısa bir süre sonra nüfusa kayıt ettirdiğini beyan etmiştir. Bozma öncesi yapılan yargılama ve soruşturma aşamasında alınan sosyal görüşmeci raporlarında; mağdurenin yaşından daha büyük ifadeler kullandığı ve yaşadığı cinsel istismarı doğal bir süreç gibi anlatmasının dikkat çektiği, mağdurenin gelişimsel dönem içerisinde değerlendirildiğinde ergenlik dönemi içerisinde olduğu belirtilerek aile içinde benzer biçimde eve geç gelme ve evden uzaklaşma ile riskli cinsel davranışlar geliştirme şeklinde davranışlar sergilediğinin yapılan görüşmelerden anlaşıldığı belirtilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; daha önce birbirlerini tanımayan ve olay tarihinden kısa bir süre önce tanışan sanık ve mağdurenin daha sonra rıza ile cinsel birliktelik yaşadıkları, mağdurenin ve sanığın uzun süreli bir tanışıklıklarının bulunmadığı, kısa görüşmelerinin olması, tekrarlayan görüşmelerin sıklığının azlığı, mağdure ile sanığın aynı sosyal çevrede yada akraba çevresinde yetişmemiş olması, mağdure ile sanığın aynı eğitim kurumundan yada aynı mahalleden birbirlerini tanıdıklarına yönelik herhangi bir bilgi yada belgenin bulunmayışı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın mağdureyi daha öncesine dayanan tanıma imkanının olmayışı nedeniyle sanığın mağdurenin yaşını bilme olasılığının olmadığı, aralarındaki görüşmelerin devamlılık arz etmediği, aralıklı görüşmelerinin olduğu, bu görüşmelerin süreklilik niteliği taşımadığı anlaşıldığından, sanık hakkında mağdurenin yaşı ile ilgili mağdurenin 15 yaşından büyük olduğuna yönelik hataya düştüğü ve hatasının esaslı ve kabul edilebilir bir hata olduğu kanaatine varılmış (her ne kadar sanık alınan savunmalarında mağdurenin yaşını kendisine 19 olarak olarak ifade ettiğini belirtmiş ve mağdurede bozma sonrası kendisinin yaşını 19-20 olarak sanığa söylediğini beyan etmiş ise de, mahkeme tarafından 14/02/2017 tarihinde yapılan gözlem ile kolluk beyanları ve soruşturma aşamasındaki beyan ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın mağdurenin yaşını 15-18 yaş gurubunda olduğuna yönelik hataya düştüğü kabul edilmiş ve bu kapsamda değerlendirme yapılmıştır) ve bu kapsamda cebir, tehdit ve hile içermeyen sanığın eyleminin bu yönüyle TCK'nın 104/1. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu anlaşılmış ancak bu suçun kovuşturulmasının şikayete tabi olması ve mağdurenin şikayetinden vazgeçmiş olması nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasının şikayet yokluğu nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçeyle karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE
1.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
2.Onama sebebine uygun olarak Tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bafra Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.10.2022 tarihli ve 2022/55 Esas, 2022/213 Karar sayılı kararında katılan Bakanlık vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Bafra Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

04.05.2023 tarihinde karar verildi.