WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 23 Temmuz 2026

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

A- A A+

9. Ceza Dairesi         2021/9425 E.  ,  2023/2709 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Beraat

Suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.09.2015 tarihli ve 2015/199 Esas, 2015/204 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 24.04.2019 tarihli ve 14-2015/367116 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Dairemize tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz İsteği
Taraflar arasında husumet iddiası bulunmadan önce olayın gerçekleşmiş olduğuna, olayın intikalinin doğal olduğuna, katılan mağdurenin suça sürüklenen çocuğa iftira atması için bir sebep bulunmadığına ve beraat kararının hukuka aykırı olması sebebiyle sanık aleyhine bozulması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece ''Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Yukarıda içeriğine aynen yer verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/9-241 E. - 2013/293 K. Sayılı, 11.06.2013 Tarihli İlamı gözönüne alındığında, adı geçen suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçtan mahkumiyet hükmü tesisine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve objektif mahiyette bir delil bulunmamaktadır. Meskur olay ile ilgili tek veri katılanın ve katılan mağdurenin soyut beyanıdır. İcra edilen ilk celsede tanık olarak dinlenen İnci ***'ın anlatımları ise doğrudan görgüye dayalı bilgi mahiyetinde olmayıp, katılan ... ***'un olaydan sonra kendisine bahsetmiş olduğu hususların aktarılmasından ibaret, görgüye dayalı olmayan dolaylı anlatım içeren beyanlardır. Suça sürüklenen çocuk gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde istikrarlı bir biçimde atılı suçu işlemediğini savunmuştur. Katılan mağdure ... ***'un ve Katılan ... ***'un soruşturma ve kovuşturma aşamasında vermiş olduğu, olayın vukuuna ilişkin beyanlar ve olayın gerçekleşme süreci hususunda vermiş oldukları ifadeler ayrıntılarda birbirinden farklılık arz etmektedir. Yani katılan ve katılan mağdure anlatımları aşamalarda istikrar arz etmemektedir. Olaya ilişkin doğrudan görgüye dayalı bilgiye sahip olan bir tanık bulunmadığı gibi, istismarı teyit ve tevsik eder mahiyette herhangi bir cinsel istismar raporu da mevcut değildir. Atılı suçun mahiyeti bakımından katılan mağdure ve katılan açısından durum değerlendirildiğinde 'Katılan mağdure ve katılanın suça sürüklenen çocuğa iftira atmasını gerektirir herhangi bir durum bulunmadığı, mağdurun kendisini ve katılanın ise kızı olan katılan mağdurenin geleceğini etkileyebilecek böyle bir olayda hiç bir neden yokken katılan mağdurenin istismara uğradığını beyan etmesini gerektirir bir durum olmadığı' kriteri dikkate alınarak ve sırf bu kritere istinaden mahkumiyet hükmü kurulması gerektiğinin kabul edilmesi durumunda, bu tip suçlar bakımından sübut ve mahkumiyet açısından, isnadın yeterli olduğu sonucu doğacaktır. Bu durum ise şüpheden sanık yararlanır ilkesinin açıkça ihlali olup, adeta suça sürüklenen çocuğun sırf isnada istinaden, kendisinin suçsuzluğunu ispatlama mükellefiyeti altında bırakma sonucu doğuracaktır. Kaldı ki, olay tarihi ile şikayet tarihi arasında uzunca bir zamanın geçtiği de sabittir (Yaklaşık 5 yıllık bir süre). Kaldı ki, bu süre zarfında suça sürüklenen çocuğun ailesi ile katılan mağdurenin arasında vuku bulan bir kısım olayların adli mercilere intikal ettiği de sabittir. Bu nedenle suça sürüklenen çocuğun aşamalarda istikrar arz eden savunmalarına mahkememizce (Çoğunluk görüşü) vicdanen itibar edilmiş ve iş bu suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle'' şeklindeki gerekçe ile beraat kararı verilmiştir.

IV. GEREKÇE
Olay tarihinde on iki - on beş yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuğa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun zamanaşımı süresi yönünden lehe sayılıp, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenip, öngörülen cezaların üst sınırları itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve ikinci fıkrasında belirtilen 7 yıl 6 aylık olağan dava zamanaşımına tabi bulunduğu ve hakkında beraat kararı verilen suça sürüklenen çocuğun görevsiz mahkemece sorgusunun yapıldığı 31.05.2012 tarihi ile inceleme günü arasında bu sürenin geçtiği anlaşıldığından, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 322 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar vermek gerekmiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Burhaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.09.2015 tarihli ve 2015/199 Esas, 2015/204 Karar sayılı kararına yönelik katılan mağdure vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak suça sürüklenen çocuk hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,

Dava dosyasının mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

03.05.2023 tarihinde karar verildi.