Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir. 4- Davacı-karşı davalı kadın yararına aylık irat şeklinde yoksulluk nafakası takdir edilmiş, bu şekilde hükmedilen yoksulluk nafakası "iki yılla" sınırlandırılmıştır. Mahkeme sınırlandırmanın gerekçesi olarak da, "tarafların evlilik süresi, çocuklarının olmayışı bir daha birbirlerini görecek pozisyonlarının bulunmaması, kısa süren bu ikinci evlilik sebebiyle süresiz yoksulluk nafakasına karar vermenin Türk Medeni Kanunun 4. maddesine aykırı olacağı, 175. maddesinde "süresiz yoksulluk nafakası istenebileceğinin" belirtildiği ancak "istenir" hükmü bulunmadığı, arada çocukları olan uzun süreli evliliklerde bu hükmün uygulanması ve nafakanın süresiz olması mümkün görünmekte ise de boşandıktan sonra birbirlerini görmeyecek iki kişi arasında süresiz nafakaya karar verilmesinin adil olmayacağını" göstermiştir. Yasa, yoksulluk nafakasını belirli bir süreyle sınırlandırmamış, bu nafakanın "süresiz" olarak istenebileceğini öngörmüştür....
Somut olayda; tarafların 2006 yılında anlaşmalı olarak boşandıkları, anlaşma gereğince davalı lehine 2.500 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, davalının babasından dolayı 306 TL maaş aldığı, klima servisinde çalıştığı, davacının ise emekli olduğu, 1.459 TL emekli maaşının olduğu anlaşılmıştır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, ihtiyaçları ve harcamaları dikkate alındığında, yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları doğrultusunda davalı kadın hakkında hükmedilen yoksulluk nafakasından indirim yapılması gerekli ise de, davalı hakkında hükmedilen aylık 2.500 TL yoksulluk nafakasının 2.100 TL indirilerek, davalı lehine aylık 400 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesi, mahkemece yapılan indirimin fazla olması nedeniyle hakkaniyete uygun bulunmamıştır....
Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, ihtiyaçları ve harcamaları dikkate alındığında, yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları doğrultusunda davalı kadının maaş gelirinin bulunması, hakkında hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Bu durum yoksulluk nafakasının indirilmesi nedenidir. Bu nedenle davalı kadın hakkında yoksulluk nafakasının kaldırılması hakkaniyete uygun bulunmamıştır. O halde, mahkemece yapılacak; tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, TMK'nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi gereğince nafaka miktarının makul bir oranda indirilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yoksulluk nafakasının kaldırlması hatalı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir....
Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde hakim istem üzerine yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılmasına karar verebilecektir.(TMK 176/4) Davalı kadın boşanma sırasında bir işte çalışmamaktadır. Aldığı nafaka ile geçinmesi günümüz ekonomik koşullarında mümkün görülmediğine göre çalışması zorunluluk arzetmektedir. Zira, yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası miktarının değiştirilmesi yada kaldırılması isteklerinin gelişip değişen şartlar ve hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Davalı eş yararına yoksulluk nafakası takdirinden sonra davalı eşin mali müşavir olarak çalışmaya başladığı 13.09.2010 tarihi itibariyle zarar beyan ettiği Vergi Dairesi Başkanlığının cevabi yazısı ile belirtilmişse de, mahkemece......'...
belirterek, davalı lehine hükmedilen aylık 200 TL'lik yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir....
Mahkemece, davanın kabulü ile Ankara 2 Aile Mahkemesinin 2011/1051 E. sayılı dosyası ile verilen 250 TL. yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, yoksulluk nafakasının kaldırılması, yoksulluk nafakası borcunun bulunmadığının tespiti ve fazla ödenen yoksulluk nafakası bedelinin istirdadı taleplerine ilişkindir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Mahkeme hüküm fıkrasında tarafların talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar vermekle yükümlüdür. 6100 sayılı HMK 26 (HUMK 74) maddesi uyarınca; "Hakim tarafların talep sonuçları ile bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü getirilmiştir....
Davalı-karşı davacı vekili; karşı tarafın açtığı davanın usul ve esas bakımından reddine, karşı davanın kabulüne, ödediği yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına, bunun olanaksız olması halinde ise yoksulluk nafakasında indirim yapılarak aylık 100,00 TL'ye indirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece; asıl davanın kısmen kabulüne karşı davanın reddine, davalı-karşı davacının İstanbul Anadolu 5....
Davalı-karşı davacı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebi ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 18/05/2017 tarihli, 2017/556 esas ve 2017/939 sayılı kararı ile kabul edilerek, kadının yoksulluk nafakası isteminin reddine karar verilmiştir....
Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması veya indirilmesi davasının yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, davalı ile Üsküdar 3....
Mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın kadın yararına tedbir nafakası yönünden yeniden hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2-Mahkemece bozma ilamının yoksulluk nafakası konusunda araştırma yapılmak sureti ile sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yönünden uyulduğu belirtilmesine rağmen kararının gerekçesinde davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddedildiğinin belirtildiği halde, kararın hüküm kısmında kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden olumlu-olumsuz hüküm kurulmayarak gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçe ve hüküm arasında yaratılan bu çelişki tek başına bozma sebebi oluşturduğundan, hükmün münhasıran bu sebeple bozulması gerekmiştir....


