Öte yandan aynı Kanun'un 2. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiş olup, buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. “düzenlemesi yer almaktadır. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/8-518 Esas, 2009/573 Karar sayılı İçtihadında “TMK 981, 982 ve 983. maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kişilerin zilyetliğinin korunması için konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nin 973. maddesinde zilyetlik "bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir" biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nin 982 ve 983. maddelerinde zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur....
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; ... Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 11/12/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi....
Davanın yalnızca zilyetliğinin korunmasına yönelik olduğunun kriteri, taşınmaz mallarda taşınmazla davanın taraflarından biri dışında üçüncü kişi ve kurumlar adına tapuda kayıtlı olması zorunludur. Somut olayda, çekişmeli taşınmaz 3. kişi durumundaki Hazine adına kayıtlı olup davanın zilyetliğin korunması olarak düşünülmesi gerekli ise de, davacı zilyetliğin korunması ile birlikte ecrimisil de talep ettiğine göre, dava tarihindeki değere göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekir. Dava tarihi ve dava değeri esas alındığında, yalnızca zilyetliğin korunmasına yönelik olmayan uyuşmazılığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir. SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; H.Y.U.Y.’nın 25. ve 26. maddeleri gereğince Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 26/06/2006 gününde oybirliğiyle karar verildi....
Dosyadan, davaya konu taşınmazda davacının zilyet bulunduğu davalıların ise haksız yere taşınmaza el attıkları ve davalılar tarafından taşınmazda bulunan söğütlerin kesildiği iddiasıyla el atmaları nedeni ile taraflarına tazminat ödenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK'nın 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesini isteyebileceği gibi salt zilyetliğe dayalı olarak TMK'nın 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümleri gereğince istemde bulunma hakkına da sahiptir. Bu durumda mülkiyet iddiasıyla zilyet olan davacının açtığı tazminat istemine ilişkin olan davanın, dava dilekçesinde belirtilen ve harç alınan değerine göre sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın ... ve .... maddeleri gereğince; ......
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dava konusu 503 sayılı parselin 1/3 payı tapuda davacı adına kayıtlı bulunmaktadır. Teknik bilirkişilerin 26.03.2012 tarihli raporuna göre, dava konusu olan ve krokide A harfi ile işaretlenen bölüm tapuya kayıtlı bulunmamaktadır. Bu durumda; eldeki dava, 503 sayılı parsel bakımından 4721 sayılı TMK'nun 683. maddesi uyarınca el atmanın önlenmesi, teknik bilirkişilerin rapor ve ekinde krokide A harfi ile gösterilen bölüm ise, aynı Yasa'nın 974 ve devamı maddeleri kapsamında açılan zilyetliğin korunması isteğine ilişkindir. Dava dilekçesi kapsamı, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde: teknik bilirkişilerin krokisinde A harfi ile gösterilen tapusuz kısım hakkında zilyetliğin korunması isteği bakımından; davanın, 4721 sayılı TMK'nun 984. maddesinde öngörülen 2 ay ve 1 yıllık hak düşürücü süreler geçirildikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır....
Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz...."denilmektedir. TMK.nun ilgili maddeleri ile yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararından anlaşıldığı üzere, bir kimsenin zilyetliğinin korunmasını isteyebilmesi için öncelikle zilyetliğinin tecavüze uğraması (gasp-saldırı) yani filli bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişinin zilyetliğine sadece tecavüz tehlikesinin bulunması davanın görülebilir olması için yeterli değildir. Bu durum, dava şartıdır (dava açmada hukuki yararın bulunması). Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; davacı vekili dava dilekçesinde, nizalı taşınmazda halen vekil edeninin ekili mahsülünün bulunduğunu, davalıya özel ağaçlandırma izni verildiğini ve o yer Asliye Hukuk Mahkemesindeki açtıkları tescil davasının açılmasından üç gün önce izin kapsamında fiili çalışmalar başlatılarak vekil edeninin zilyetliğine tecavüzde bulunulduğunu iddia etmiştir....
nın 4/1-c maddesi gereğince, zilyetliğin korunmasına dair davalarada münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bakılması gerektiğinden, uyuşmazlığın Kaynarca Sulh Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle;6100 sayılı HMK.'nın 21. ve 22.(1086 sayılı HUMK.’nin 25. ve 26.) maddeleri gereğince Kaynarca Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 31.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi....
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; H.Y.U.Y.’nın 25. ve 26. maddeleri gereğince Ümraniye 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 01/12/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi....
SONUÇ: Davacı vekili ve davalılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK. m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalılara ayrı ayrı iadesine, 01.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi...
nın 4/1-c maddesi gereğince, zilyetliğin korunmasına dair davalarada münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bakılması gerektiğinden, uyuşmazlığın Kaynarca Sulh Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle;6100 sayılı HMK.'nın 21. ve 22.(1086 sayılı HUMK.’nin 25. ve 26.) maddeleri gereğince Kaynarca Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 28.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi....


