A.Ş tarafından yapıldığını, artıştan herhangi bir kazanç elde etmeyip artış sebep gösterilerek satış sözleşmesinden dönülmesi açıkça menfaatler dengesini bozduğunu, davacının talebinin müvekkili tarafından anlaşmaya uygun bir şekilde zamanında tedarik edildiğini, hiçbir geçerli nedene dayanmaksızın işbu satış işleminden vazgeçildiğini, müvekkilinin operasyon maliyeti, satış primi mahrumiyeti, stok maliyetinden kaynaklanan zararları nedeniyle yapılan kesintinin usulsüz olmadığını bildirerek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık; araç satış sözleşmesinin iptali nedeniyle ödenen kaparo bedelinden yapılan kesintinin iade edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir....
Araç, ... tarafından 9.11.2004 tarihli noter satış sözleşmesi ile davalı ...'a, ... tarafından 21.2.2006 tarihli noter satış sözleşmesi ile dava dışı ... Müh. Ltd. Şti'ne satılmıştır. Mahkemece davalı ... adına yapılan 6.10.2004 tarihli tescil ile, ... tarafından ...'a yapılan 9.11.2004 tarihli satış sözleşmesinin ve davalı ... adına yapılmış tescilin iptaline karar verilmiş ise de dava konusu aracın son maliki 21.6.2006 tarihli noter sözleşmesi gereği dava dışı ... Müh. Ltd. Şti gözüktüğünden bu şekliyle hükmün infaz kabiliyeti bulunmamaktadır.O halde mahkemece İİK 282.maddesi kıyasen uygulanarak davacıya dava dışı 4.kişi ... Müh. Ltd. Şti'ni davaya dahil etmesi veya hakkında ayrı bir dava açması (ayrı dava açması halinde bu dosya ile ../......
Mirasçıları ..., ..., ..., ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacının eldeki davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir....
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur....
Mahkemece, dava konusu payın keşfen belirlenen değerine dayanılarak davacıların bedelde muvazaa iddiasına itibar edilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Davacı, önalım bedelinin tapuda gösterilen değerden az olduğunu ileri sürerek bedelde muvazaa iddiasında bulunması halinde bu iddiasını kanıtlamalıdır. Davacı satış sözleşmesinin tarafı olmadığından bedelde muvazaa iddiasını her türlü delille ispatlayabilir. Ancak keşif tek başına bedelde muvazaa iddiasını kanıtlamaya yeterli değildir. Somut olayda, 116 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 1/30 pay 25.10.2011 tarihli satış ile davalıya 30.000,00 TL bedelle satılmıştır. Davacı, satış bedelini miktar belirtmeksizin daha düşük olduğunu, önalım hakkına engel olmak için bedelin muvazaalı olarak yüksek gösterildiğini iddia etmiştir. Ancak 30.000.00 TL üzerinden harç yatırmıştır....
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan Turan Polat’ın 02/06/2013 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı çocukları...,..,.... ile davalı oğulları ...,...ve dava dışı oğlu ...’i bıraktığı, miras bırakanın 5 parsel sayılı taşınmazının 71/100 payını 26/04/2011 tarihinde; kalan 29/100 payını ise 23/09/2011 tarihinde dava dışı ...’ye satış suretiyle devrettiği, taşınmaz üzerinde 15/11/2012 tarihinde kat mülkiyeti tesis edildikten sonra Zeki’nin 7 numaralı bağımsız bölümü davalı ...’a; 1 numaralı bağımsız bölümü miras bırakana 19/11/2012 tarihinde ; 8 numaralı bağımsız bölümü ise 27/11/2012 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle devrettiği, davalı ...’ın 27/11/2012 tarihinde 43.000,00 TL bedelli 120 ay vadeli konut kredisi kullandığı ve miras bırakan adına temlik harici üç parça taşınmaz olduğu anlaşılmaktadır. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür....
(TBK m. 614 (BK) m. 514)). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18))....
ya satıldığını, TBK. 19. maddesine göre muvazaalı olan tasarrufun iptali ile taşınmazın davalı borçlu ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, aciz belgesi bulunmadığını, muvazaa iddiasının gerçeği yansıtmadığını ve taşınmazın bedel karşılığı alındığını, taraflar arasında boş senet düzenlendiğini, davalı ...'nin davacıyı bırakmaması ve ona bakması için zorlama amacıyla bu senedin kullanılmak istenildiğini, dolayısıyla gerçek bir alacağın bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı borçlu ..., davaya cevap vermemiştir....
Davacı, dava dışı oğlu ... ile davalı ...’in oğlu dava dışı ...’un ... plakalı aracın ortağı olduklarını, piyasaya olan borçlarından dolayı yapılan icra takipleri neticesinde araç üzerine haciz konulduğunu, borçların davalı ... tarafından ödenmesi, buna karşılık dava konusu 115 ada 2 parsel sayılı taşınmazın adı geçen davalıya devri konusunda aralarında taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve harici sözleşme yaptıklarını, daha sonra davalı ...’in, sözleşmelere güvenmediğini, kendisini güvence altına almak için önce tapunun devrinin gerektiğini, tapuda devir gerçekleştikten sonra ödemeyi vaad ettiği 50.000,00 TL’yi ödeyeceğini söylemesi üzerine taşınmazı tapuda davalı ...’e devrettiğini, davalı ...’in borcu ödemediği gibi taşınmazı da kardeşi olan diğer davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiğini, yapılan temlik işleminin mutlak muvazaa ile batıl olduğunu, davalıların kötüniyetli olduklarını ileri sürerek, tapu iptali ve tescil istemiştir....
"İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Dava, genel hükümlere dayalı (TBK. 19) muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 6723 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik 60/3. maddesi gereğince, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun Hukuk Dairelerinin işbölümünü düzenleyen 02.07.2021 tarihli ve 2021/211 sayılı Kararına ve davanın açıklanan niteliğine göre temyiz inceleme görevi Yargıtay 4. Hukuk Dairesine ait bulunmaktadır. SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle dosyanın sözü edilen görevli Yüksek Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, 16.09.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi....


