Kötü muamele oluşturan davranışlar fiziksel, vücut bütünlüğüne yönelik olabileceği gibi alay etme, korkutma gibi manevi bütünlüğe yönelik hareketlerden de oluşabilir. Bu açıklamalardan yola çıkıldığında, suçun maddi unsurları arasında "süreklilik" sayılmamış olmakla beraber "kötü muamele" ifadesindeki "muamele" sözcüğünün "işlem, davranma, davranış" gibi anlamlarının da bulunduğu göz önüne alındığında, kötü muamelenin hareket kavramının yanı sıra bir işleyiş ve süreci de kapsadığı ve buradaki işleyiş ve sürecin, her koşulda sürekli olma, kesintisiz olarak sürüp gitme durumundan ziyade mevcut şartlar dahilinde bir hareketler bütünlüğü olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla bir eylemde kötü muamele kastının şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulabildiği durumda süreklilik şart değildir. Somut olayın özelliğine göre merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak ani bir fiille de söz konusu suçun işlenmesi mümkündür....
’nın 83 maddesindeki suçun oluşup oluşamayacağı ve bu maddedeki suçun oluştuğunun kabul edilmesi halinde doğrudan kast yada olası kast hükümlerinden hangisinin uygulanması gerektiği, 1....
İlgili makamlara yapılan şikâyet ve ihbar, açılan ceza davaları, bu hakkın koruduğu çıkarı elde etmek için yapılmışsa amaca uygun bir davranış olarak hukuka da uygundur. Ancak bu hak öz çıkarın korunması yerine başkasını zarara uğratmak için kullanılmışsa artık hukuka uygunluktan söz edilemeyecektir. Başkasını zarara uğratmak için bir hakkın kullanımı iyiniyet kurallarına aykırıdır. Öte yandan şikâyet hakkı amaca uygun olmak yanında uygun araçlarla da kullanılmalı, hakkın kullanılmasında gerçek olaylara dayanılmalı ve aşırı davranılmamalıdır. Salt kötü düşünce ile yapılan ve temelindeki olaylar gerçek olmayan şikâyet veya ihbar hukuka aykırı davranış niteliğindedir. Şikâyet hakkının kötüye kullanıldığından söz edebilmek için ihbar veya şikâyetin karşı tarafın suçsuzluğunu bilerek zararlandırmak veya küçük düşürmek amacıyla yapılması yahut şikâyet konusu hakkında delil ve emare olmadığı hâlde şikâyetin yapılmış olması gerekir....
Mahkemesine açılan kamu davasında 243 kişinin şikâyetçi, 1615 kişinin ise sanık sıfatının bulunduğu, suçun tüm sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma, bir kısım sanıklar hakkında ise kişilere kötü davranma olduğu, suç tarihinin görevi kötüye kullanma suçu yönünden 07.12.2000 ile 19.12.2000, kişilere kötü davranma suçu yönünden ise 19.12.2000 olduğu, sanıkların infaz koruma memurları ile X-Ray cihazında görevli jandarma personeli ve sair jandarma personeli olarak görev yaptıkları, ayrıca Cumhuriyet savcısı ... tarafından toplam 1615 sanık hakkında 19.12.2000 tarihinde işlenen "Mala zarar verme" ve "Hırsızlık" suçları bakımından 16.07.2001 tarih ve 2001/568 sayı ile ek takipsizlik kararı verildiği, 14.08.2001 tarihinde ise bilirkişi görevlendirme belgesi tanzim edildiği ve yapılması gereken işlemlerin belirtildiği, 20.04.2001 tarihinde İstanbul 1....
İdare Hukukunun genel kabul gören temel ilkeleri uyarınca idarenin mali sorumluluğuna hükmedilebilmesi için; idari davranış ve zarar arasında neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekmektedir. Ayrıca idarenin mali sorumluluğuna yol açan işlem ya da eylemden kaynaklı hizmet kusuru; idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işleyişindeki bozukluk ve aksaklığı ifade eder. Anılan zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Başka bir anlatımla, yukarıda aktarılan Anayasa ve Kanun hükmü uyarınca kamu idareleri, yapmakla yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Aksi durumda, yani söz konusu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi suretiyle hizmetin kötü veya gereği gibi işlememesi nedeniyle sebebiyet verilen zararların idarece tazmini zorunludur....
Davalı 25.06.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediğini, haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının hak arama paranoyası hastalığına yakalandığını, hakkında yüzlerce ihbar ve şikayette bulunduğunu, kötü niyetli olduğunu, davacının ihbar ve şikayetleri nedeniyle evlilik birliğinin ve hayatının çekilmez hâle geldiğini, Malazgirt’teki evi boşaltarak evde bulunan eşyaları da sattığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı 6. Alanya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.02.2014 tarihli ve 2013/324 E., 2014/89 K....
Ağır Ceza Mahkemesinin 24.12.2010 gün ve 34-389 sayılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mâhkumiyet hükmünün; sanığın, eylemi nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulabileceğini öngörebileceği de nazara alınarak, mağdurenin ruh sağlığının suç tarihinden iki yıl önce yaşadığı ilişki nedeniyle mi yoksa sanıkla yaşadığı ilişki nedeniyle mi bozulduğu hususunda araştırma yapılmadan ve buna bağlı olarak bu hususta rapor aldırılmaksızın eksik araştırma ile hüküm kurulması ve sanık hakkında koşulları oluşmadığı halde tekerrür hükmünün uygulanması isabetsizliklerinden BOZULMASINA, 4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede her üç uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle karar verildi....
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir....
Buna göre; belirlenen temel ceza üzerinden olası kast nedeniyle indirim veya bilinçli taksir nedeniyle artırım yapıldıktan sonra elde edilen ceza üzerinden suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlleri uyarınca artırım veya indirim yapılacak, daha sonra belirlenen ceza üzerinden maddenin beşinci fıkrası uyarınca sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenecektir. Maddenin başlığına ve birinci fıkrasındaki "...alt ve üst sınırlar arasında temel cezayı belirler.", dördüncü fıkrasındaki "...temel cezada önce artırım sonra indirme yapılır."...
Sanık evin dışında kalmış ve evin içine girememiş olsaydı, o zaman sayın çoğunluk görüşündeki gibi icra hareketlerine başlanmamış olduğu kabul edilirdi. Fiziki yakınlık ve çok yakın tehlike hali oluşmuş, arada cam kısmı kırılmış bir kapı kalmış, sanık ile mağdure arasında kapıda birbirlerine temas edilebilen fiziki bir münakaşa vukubulmuş ve mağdure sanığı bıçakla yaralayarak kendini savunabilmiş, sanıkta eylemini bu nedenle tamamlayamamıştır. Böyle bir durumda, kast açıkça beyan edilmiş, evin içine girilmiş, koridor kapısı kırılmış, kapıda fiziki müdahale ve münakaşa aşamasına ulaşılmış, tam bu aşamada mağdurenin cesaretle bıçağı vurması ile yani etkin direnmesi ile sanığın kast ettiği eylemini gerçekleştiremediği olayda, teşebbüsün bulunmadığı, o ana kadar olanların hazırlık hareketi kapsamında kaldığı, oluşan kısım itibari ile sadece cinsel tacizin gerçekleşmiş olduğunun kabulü mümkün değidir....


