Şti.nin ticari defter ve kayıtları ile ortaklık konusu işlerden dolayı alınan hakediş miktarları incelenmiş, davaya konu işlerden dolayı ortaklığın kar-zarar edip etmediğinin belirlenememesi, davalının muhasebe kayıtlarını tutmakla yükümlü olması ve zarar ettiğinin davalıca ispatlanamaması nedeniyle davalının 110.000 dolar karşılığı TL ile demirbaşların davacıya isabet edecek bölümünden sorumlu olduğu belirtilmiştir. Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulup, ortaklık konusu işte gerçekleştirildiğine göre tasfiyeninde bizzat mahkemece yaptırılması gerekir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK.nun 538.maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün mal varlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır....
Somut olayda, taraflar arasında yazılı bir adi ortaklık sözleşmesi bulunmamakta ise de; davacılar ile davalıların murisi kardeş olup, HMK.'nun 203/1 maddesi gereğince, olayda tanık da dinlenebilecektir. Davacı taraf, adi ortaklığın bulunduğunu iddia edip, bu iddiasının ispatı yönünden tanık deliline dayanmış, yargılama sırasında dinlettiği tanıkları ile de, adi ortaklığın varlığını ispat etmiştir. Bu kapsamda çözümlenmesi gereken husus, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinde, talep konusu dönemler için dağıtılması gereken kar payı bulunup bulunmadığı ve bu kâr payının ortaklar arasında dağılımının yapılıp yapılmadığı noktasındadır. Davacının, kar payı alacağının tespitine ilişkin olarak mahkemece dosya üç kişiden oluşan bilirkişi kuruluna tevdi edilmiş olup, ziraat mühendisi bilirkişiler ile hukuk/hesap bilirkişisi tarafından ayrı ayrı rapor düzenlenmiştir....
ortaklığa herhangi bir emek, hizmet ve para katkısının veya para ile ölçülebilir bir katkısının bulunmadığı sonucuna varıldığı, adi ortaklık ilişkisinde bir ortak tarafından açılan alacak talebinin, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsaması nedeniyle, taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesinin haklı sebeplerinin oluştuğu, ayrıca inşaat bilirkişilerinden müşterek alınan ek rapora göre de, davalı-birleşen davanın davacısının adi ortaklık sözleşmesinin 23/05/2012 tarihinde feshedilmiş olması nedeniyle arada geçen sürede bu davacının sunduğu emek, hizmet ve para bulunmadığının tespit edildiği gerekçesiyle, asıl davada davacının davasının kabulü ile; a) Her iki taraf arasındaki 09/04/2012 tarihli adi ortaklık sözleşmesinin fesih ve tasfiyesine, b) Davacı tarafından adi ortaklığa başlangıç sermayesi olarak (teminat mektubu bedeli ödenmek suretiyle) konulan 35.300,00 TL adi ortaklık katılım payı alacağının davalıdan tahsiline, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir...
Davalı; dava konusu lokantanın işletmesiyle 06/09/2000 tarihine kadar ilgisi bulunmadığını, davacıdan devraldığı limited şirket adına yapılan 15/09/2000 tarihli kira sözleşmesine istinaden lokantaya iştirakinin olduğunu, kişisel olarak kendisine sorumluluk yüklenemeyeceğini, eşya ve demirbaşlar yönünden muhatabın şirket olarak gösterilmesi gerektiğini, şirket haricinde ortaklıkları olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; ortaklığın varlığına ilişkin delil bulunmadığı, davacının basiretli tacirden beklenemeyecek şekilde davrandığı, yazılı sözleşme yapmadığı, davacının iddialarının aynı zamanda suç oluşturması nedeniyle yemin deliliyle kanıtlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı tarafça temyiz edilmiştir. Dava ve birleşen dava, taraflar arasında imzalanan 19/08/1993 tarihli adi ortaklık sözleşmesine istinaden sermaye payı, kar payı istemi, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkindir....
Öte yandan, davalı taraf, alması gereken kar payını davacıya ödediğini savunmuştur. Nitekim, mahkeme gerekçesine esas alınan ihtarnameler ile davalı, davacıya 40.000 TL kar payı avansı ödemesi yaptığını bildirmiştir. Mahkemece, davalı tarafın bu yöne ilişen delilleri incelenmeden, bilirkişi raporları esas alınmak suretiyle davacıya işletmeden dolayı kar payı ödemesi yapılmadığının kabul edilmesi de doğru değildir. Bu nedenlerle mahkemece, mevcut bilirkişi raporlarına göre kar payının tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır....
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine, 4.643,12 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tüm dosya kapsamından taraflar arasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde (818 sayılı BK.nun 520 ve devamı maddelerinde) düzenlenen adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır ki, bu husus mahkemenin de taktirindedir. Davacı, davalı ile aralarında, 16.09.2011 tarihinde adi ortaklık ilişkisi kurulduğunu ancak davalının ortaklık bedelinin ödenmeden ortaklığın sona erdildiğini ileri sürerek adi ortaklığın fesih ve tasfiye ile koyduğu sermaye payının iadesini talep etmiş olmakla, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; adi ortaklığın tasfiyesi hükümleri (TBK'nun 620 ve devamı maddeleri) gereğince ve 642.maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir....
Şirketinin restaurantta bulunan demirbaşlara, gıdalara ve işletme faaliyeti ile ilgili taşınır tüm mallara ilişkin mülkiyet hakkının %50 sinin devrini ve işletmenin faaliyetleri neticesinde elde edilecek karın %50 sinin ortak olana ait olacağını kabul ve taahhüt ettiği, restaurantların işleyişi ile ilgili olarak her türlü giderin ortaklık bütçesinden karşılanacağı, faaliyetler ile ilgili toplanan nakit çek ve senetlerden masraflar düşüldükten sonra kalan kısımdan karın bölüşüleceği, hesaplaşmanın aylık olarak yapılacağı, kar ve zararın %50 sinin ortaklık verene %50 ninde ortak olana ait olacağının belirtildiği anlaşılmıştır.Davacı istinafında diğer şubelerden de kar payı alacağı olduğunu ileri sürmüştür....
Bunun doğal sonucu olarak hakim, kanunları doğrudan doğruya uygulayarak iddia ve savunmadaki sonuç ve istemleri karara bağlamakla yükümlüdür. Buna göre eldeki davada davacının talebinin, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsadığının kabulü gerekir. Bu bağlamda temyize konu öncelikli uyuşmazlık; tarafların babasının, adi ortaklığın ortağı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, taraflar kardeş olduğu için bu hususta tanık dinlenmiş, aynı zamanda tarafların kardeşi olan tanıklar beyanlarında; tarafların çiftliği, babalarıyla birlikte üç ortak olarak işlettiklerini, babalarının ölümünden sonra ortaklığı bir süre kendi aralarında devam ettirdiklerini, miras paylaşımı sırasında çiftliğin kurulu olduğu taşınmazın davalıya verildiğini, davacının ortaklıktan ayrılmak için 50.000,00 TL talep ettiğini, davalının ise yalnızca 30.000,00 TL verebileceğini beyan ettiğini bildirmişlerdir....
Davacı, davalı ile “.....” isimli büfenin işletilmesi konusunda adi ortaklık kurduklarını, ortaklığın faaliyetini davalının yürüttüğünü, davalının 21.04.2009 tarihinden sonra kar payını ödemediğini öne sürerek, şimdilik 10.000 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davacı ile % 50'şer hisse oranında adi ortaklık sözleşmesi yaptıklarını, davacının ortaklık işleriyle ilgilenmediğini savunarak; haksız ve hukuka aykırı açılan davanın reddini istemiştir. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile 6.000 TL’nin 26.10.2006 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı temyiz etmiştir. Somut olayda, taraflar arasında adi ortaklık kurulduğuna ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Dava konusu sözleşmenin, BK.'nun 520 (TBK 620) ve devamı maddelerinde düzenlenen "Adi Ortaklık Sözleşmesi" niteliğindedir....
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının iddiasının bir kurgu olup, aslen davalının davacıdan alacağı olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tarafların ortak olup söz konusu aracın davacı tarafından satın alındığı, daha sonra davalı tarafından götürülerek dava dışı şahsa satıldığı ve satış bedelinin davacıya ödenmediği, bu nedenle davacının davasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 21.03.2013 tarih ve 2012/3836 Esas, 2012/1367 Karar sayılı ilamı ile özetle; taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olduğu, davacının ortaklık malı aracın satış bedelinin ödetilmesi şeklindeki alacak istemi aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsadığı, 6098 sayılı BK'nun ilgili maddeleri gereğince tasfiyenin sağlanması gerektiği belirtilerek bozulmuştur....


