Davalı idare vekili, husumet ve görev itirazında bulunarak 5510 sayılı Kanunun 88. ve 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince İş Mahkemesinin görevli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre dava dışı borçlu şirketin davacı banka nezdinde hesabının, hak ve alacağının olmadığı, şirket ortağı ...'ın bakiyesi bulunmayan hesabının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalı idarece gönderilen 24.11.2011 tarihli haciz ihbarnamesi ve 26.12.2011 tarihli ödeme emri ile davalı kurum borçulusu ... Turizm İth. İhr. San ve Tic. Ltd. Şti. ünvanlı ...'a borçlu olmadığının tespitine, davacının ödeme emrinin iptali talebi hakkında karar verilmesine yerolmadığına karar verilmiş; hüküm, davalı İdare vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 79/3. maddesi gereğince açılmış menfi tespit istemine ilişkindir....
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacıya ait işyeri prim ve fer’ilerinden oluşan borcundan dolayı, hakkında 6183 sayılı Kanunun gereğince düzenlenen 27.10.2011 tarih ve 2011/19900-0 takip nolu ödeme emrinin, 14.11.2011 tarihinde davacıya tebliğ edilmesine, davacının, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren 7 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra (29.11.2011) iş bu davayı açmış olmasına ve takip kesinleştikten sonra, menfi tespit davası açılmasına anılan Kanun hükümlerinin cevaz vermemiş bulunmasına göre, davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde zamanaşımının...
Yapılan açıklamalar çerçevesinde; asıl dava hakkında ödeme emri niteliğinde olmamakla birlikte davaya esas kurum yazısının borç bildirimi niteliğinde olduğu dikkate alındığında, yapılan bu tebligatların ödeme emri niteliğinde olmayıp borç bildirim yazısından ibaret bulunması karşısında, davanın menfi tespit davası olarak kabul edilip esastan karara bağlanması gerekirken, yazılı biçimde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur. 2) Birleşen dava hakkındaki temyiz itirazlarına gelince; Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu; mülga 506 sayılı Kanunun 80., bazı maddeleri dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 88., 6183 sayılı Kanunun 35 ve mükerrer 35. maddelerinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanunun 80. maddesi; "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu...
Yasa koyucu, kamu alacağı hakkında alacağın daha süratli tahsil edilmesi amacıyla İcra İflas Kanununca benimsenen takip yönteminden ayrı bir yöntem belirlemiştir.Örneğin, yukarıda değinildiği gibi İcra İflas Kanununun 89. maddesine göre iki defa haciz ihbarnamesi gönderilmesi gerektiği halde 6183 Sayılı Yasanın 79. maddesinde bir defa haciz ihbarnamesi gönderilmekle yetinilmiştir.Hernekadar 6183 Sayılı Yasada İcra İflas Kanununun 72. maddesine koşut bir hüküm yoksa da, 6183 Sayılı Yasanın 58.maddesine göre açılan itiraz davası "menfi tesbit davası" olarak nitelendirilebilir....
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.06.2021 tarihli ve 2021/884 E., 2021/1054 K. sayılı kararıyla; davacıya gönderilen 22.06.2015 tarihli ödeme emrinin 6183 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi anlamında haciz bildirisi mahiyetinde olmadığı ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına dayanılarak genel mahkemelerde (adli yargı) menfi tespit davası açılamayacağı, ödeme emri dayanağının 6183 sayılı Kanun'un 35 ve 55 inci maddeleri olması nedeniyle ödeme emri iptali (borçlu olmadığının tespiti) davasının aynı Kanun'un 58 inci maddesi gereğince vergi mahkemelerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 4....
Başka bir anlatımla, 6183 sayılı Kanunda, 2004 sayılı Kanunun 72. maddesine koşut bir düzenleme bulunmadığı gibi, 6183 sayılı Kanunda menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı, 08.04.2006 günü yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değiştirilen 79. maddesinde “… Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna, borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır. …” düzenlemesi ile yalnız üçüncü kişiler yönünden yer verilmiş, bu hak ve olanak, kamu alacağı borçluları için tanınmamıştır....
Bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere daha önce ...... açılan menfi tespit davası ile daha sonra ....tarihinde.......mahkemesinde açılan itirazın iptali davasının konuları aynıdır. Öncelikle menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, ...sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir....
nin hak ve alacağı bulunduğu tespit edilen davacıya, 20/02/2014 tarihinde tebliğ edilen ...tarih ve ...sayılı haciz bildirisi ile söz konusu hak ve alacağın haczedildiği bildirildiği halde 7 gün içinde itirazda bulunulmadığından mal elinde ve borç zimmetinde sayılarak ödeme emri düzenlendiği anlaşılmaktadır. Olayda, haciz bildirisinin tebliğinden başlayarak yedi gün içinde belirtilen nedenlerle herhangi bir bildirimde bulunulmamıştır. Ancak 6183 sayılı Kanunun 79. maddesiyle, yedi günlük sürede alacaklı tahsil dairesine itirazda bulunmayan üçüncü şahıslara, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla borçlu olmadığını veya malı elinde bulundurmadığını ispat etme imkanı tanınmış olup, buna göre davacı tarafından ...tarih ve ...Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açıldığı görüldüğünden söz konusu karar hakkında bilgi edinilerek bir karar verilmesi gerekmektedir....
Ödeme emrinin iptali istemine ilişkin anılan maddeye dayalı olarak açılacak dava “menfi tespit” niteliğinde olup, bu davada ”böyle bir borcu olmadığı” veya “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” iddiaları dışında başka bir itiraz nedeni ileri sürülemeyecektir. İtiraz davası için öngörülen 7 günlük sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.4.2001 gün ve 2002/21-201-297, 24.3.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı kararları). Hak düşürücü süre, niteliği itibariyle bir itiraz olup sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir, resen gözönünde tutulmalıdır. Kamu alacağına ilişkin olarak anılan madde kapsamında öngörülen menfi tespit davası dışında, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılmasına anılan kanun hükümleri cevaz vermemektedir....
Bu bildirimi alan üçüncü şahıs icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. ..." düzenlemesine yer verilmiştir. Eldeki dava İİK 89. maddesine göre açılan menfi tespit davasıdır. İcra takibinde 3. Kişi durumda olan davacının açtığı menfi tespit davasında, davacı ile davalı arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmamaktadır. Uyuşmazlık takip hukukundan kaynaklanmakta olup görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2015/15365 esas - 2016/3253 karar ve yine 19. Hukuk Dairesinin 2016/3568 esas - 2016/6425 karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere İİK 89....


