Ceza Genel Kurulu 2022/353 E. , 2025/462 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2020/68116
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 261-187
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.11.2019 tarihli ve 299-415 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 05.03.2020 tarih ve 261-187 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.11.2021 tarih ve 14966-9206 sayı ile; "...Mağdurenin aşamalardaki beyanları, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamına göre sanığın, olay gecesi araç içerisinde yalnız kaldığı on dokuz yaşındaki mağdureyle zorla cinsel ilişkiye girdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı göz önüne alındığında ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya kapsamıyla çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.12.2021 tarih ve 68116 sayı ile; "...Mağdurun anlatımı sanığın konuşmada geçen iki seçeneğe ilişkin açıklamasının yeterli olmayışı, mağdurun suç atfı için bir nedeninin bulunmaması, sanığın telefonundan elde edilen konuşma içerikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın olay günü Seydikemer ilçesinden Fethiye İlçesine dönerken yolda bir ormanlık alana aracını çekerek mağdurun rızası hilafına ve fiziki üstünlüğünden yararlanarak zor kullanmak suretiyle mağdurla bir kez cinsel ilişkiye girdiğinin sabit olduğu...'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 29023-4737 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU KAPSAMI VE ÖN SORUN
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince itiraza konu katılan mağdure ve sanık arasında geçen konuşma tutanaklarına dayanak oluşturan ses kayıtlarının dinlenilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu ön sorunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
IV. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın otuz bir yaşında, katılan mağdurenin ise on dokuz yaşında olduğu, katılan mağdurenin olay tarihinde bir başkasıyla evli ve boşanma aşamasında olduğunu beyan ettiği, katılan mağdure ve sanığın Muğla ili, Fethiye ilçesinde faaliyet gösteren bir ... garson olarak çalıştıkları,
Katılan mağdurenin 14.08.2019 tarihinde Fethiye İlçe Jandarma Komutanlığına başvurduğu ve sanığın 13.08.2019 tarihinde kendisini zorla alıkoyarak nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu, mağdurenin aynı tarihte Fethiye Devlet Hastanesinde düzenlenen raporunda; "... Hymende saat 7 ve 5 hizasında skar ile iyileşmiş eski yırtık izlendiği, svap testi için vajen duvarından örnek alındığı, canlı, cansız sperm izine rastlanmadığı, cinsel saldırı izinin bulunmadığı'' tespitlerine yer verildiği,
Olaydan sonra sanık ve katılan mağdure arasında yapılan konuşmaların sanık tarafından kendi telefonuna kaydedildiği ve yapılan soruşturma sırasında bu durumun tespit edilerek konuşmaların çözümlenerek tutanak haline getirildiği, tutanak içeriğinde;
''....: Kızı ormana götürüp tecavüz ettiğini mi söylüyorsun.
...: Sen zorla sahip olduğun insanla evlenmeyi mi düşünüyorsun
...: Ben sana ne kadar yalvardım.
...: Ben seni şikâyet edeceğim korkma
...; Ben sana ne diyorum git ilacı al diyorum
...: Triplere girmene gerek yok ben alacağım
...: Nasıl triplere girmeme gerek yok ben bundan sonra ne yapıcam
...: Git al ilacı
...: Bir boşluk bulayım gidip alacağım ilacı
...: Bu kadar triplere girmene gerek yok
...: Triplere girmiyorum sen olayın farkındasın, ne bok yediğini çok iyi biliyorsun
...: Açtırma benim ağzımı
...: Sen sürekli bunları benim yüzüme mi vuracaksın
...: Hak ettin bunu, kusura bakma
...: Beni kırıyorsun bak
...: Seni niye kırıyorum, sen beni dün akşam yeterince kırdın
...: Ben sana dün akşam ne kadar yalvardım, ne kadar ağladım hiçbiri umurunda değil
...: Ben sana iki tane alternatif sundum. Sen kendin karar verdin
...: Sunduğun şeyler güzel miydi
...: Evet güzeldi
...: Güzeldi dimi sana göre güzel senin kanına işlemiş piçlik, sana göre güzel olur neden olmasın ki şerefsiz...'' şeklinde konuşmaların yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure; sanıkla aynı ...de çalıştıklarını, normal arkadaşlık dışında aralarında bir ilişki bulunmadığını, sanığın evli ve boşanma aşamasında olduğunu bildiğini, iki kez dışarı çıktıklarını, cinsel saldırı olayının üçüncü kez dışarı çıktıklarında yaşandığını, önceden kararlaştırdıkları şekilde olay günü sanığın ailesini ziyaret ettiklerini, gece dönüş yolunda sanığın aracı tenha bir yere çektiğini ve aracın kapılarını kilitleyerek kendisiyle birlikte olmak istediğini ve kendisine iki seçenek sunduğunu, buna göre tam cinsel birleşme olmadan sevişmeyi kabul etmezse kendisiyle zorla birlikte olacağını söylediğini, kabul etmeyince vajinal yoldan tecavüz ettiğini, hamile kalmaktan korktuğu için sanığın getirdiği hapı aldığını ve bir gün sonra jandarmaya şikâyette bulunduğunu beyan etmiştir.
Sanık; katılan mağdure ile sevgili olduklarını, olaydan önce ileri gitmeden seviştiklerini, evli olduğunu bilmediğini, isteği üzerine olay günü işten çıktıktan sonra gece saatlerinde kendi aracıya onu ailesiyle tanışmaya götürdüğünü, dönüş yolunda kendisini cinsel açıdan tahrik etmesi üzerine aracın arka koltuğunda rızasıyla ilişkiye girdiklerini, ona bakire olup olmadığını sorunca kızdığını, bakireliğini sorgulaması nedeniyle kendisine kızarak şikâyet ettiğini düşündüğünü, kayıtlı konuşmada geçen iki seçenek hususu sorulduğunda ise mağdure hamile kalmaktan korktuğu için doktor ya da eczaneye gitmeyi önerdiğini, katılan mağdureyi sevdiğini ve evlenmek istediğini savunmuştur.
V. GEREKÇE
A- 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 10.09.2025 tarihli ve 2025/186 E. - 2025/330 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür.
Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez.
2. Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık konusu olaydan sonra sanık ve mağdure arasında yapılan konuşmaların sanık tarafından kendi telefonuna kaydedildiği ve yapılan soruşturma sırasında bu durumun tespit edilerek konuşmaların çözümlendiği ve tutanak hâline getirildiği,
Bu tutanakların sanığın sorgusu sırasında sanığa okunarak savunmasının alındığı ve sanığın tutanak içeriğini inkâr etmediği anlaşılmakla, yukarıda ayrıntısına yer verilen konuşmaların dinlenilmesinin sanığa isnat edilen suçun oluşup oluşmadığının tespitine bir etkisi bulunmadığı ve eksik araştırmayla karar verilmediği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; uyuşmazlık konusu olayda sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının tespiti için ses kayıtlarının dinlenilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
B- 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Anayasa'nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Katılan mağdurenin olay tarihinde başkasıyla evli ve boşanma aşamasında olduğu, sanık ve katılan mağdurenin Fethiye ilçesinde aynı ...de çalıştıkları ve burada arkadaş oldukları, katılan mağdurenin istikrar gösteren anlatımlarında sanıkla aralarında bir gönül ilişkisi bulunmadığını, ailesini ziyaret ettikten sonra dönüş yolunda arabasını ıssız bir yere çeken sanığın aracın kapılarını kilitlediğini ve kendisine cinsel birleşme olmadan sevişmelerini teklif ettiğini, kabul etmemesi hâlinde ise zorla ilişkiye gireceğini söylediğini, teklifi kabul etmemesi üzerine de kendisine nitelikli cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Sanık savunmalarında evli olduğundan haberdar olmadığı ve rızasıyla ilişkiye girdiği katılan mağdurenin bekâretini sorgulamasına kızdığı için kendisine iftira attığını savunmuş ise de; olaydan sonra sanık ve katılan mağdure arasında geçen ve sanık tarafından kaydedildiği anlaşılan konuşmaların dosyada mevcut ve sanık tarafından kabul edilen içeriğine göre, katılan mağdurenin sanığı açık ifadelerle kendisine tecavüz etmekle suçladığı, sanığın ise bu ifadelere karşı çıkmadığı, konuşma içeriğinde geçen iki seçenek konusunun ise sanığın açıkladığı şekilde hamile kalmaktan korkan katılan mağdureye "doktor ya da eczaneye gitmeyi" önermesi hakkında değil, cinsel saldırı hakkında yapılan konuşma sırasında geçtiğinin anlaşılması karşısında, suçtan kurtulmaya dönük savunmalarına itibar edilmesi mümkün bulunmayan sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.11.2021 tarihli ve 14966-9206 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun bakımından 22.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede, asıl uyuşmazlık konusu bakımından ise yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 05.11.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!