Ceza Genel Kurulu 2020/148 E. , 2024/87 K.
"İçtihat Metni"İTİRAZ
İtirazname No : 2018/13417
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 245-443
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda İzmir (Kapatılan) 15. Sulh Ceza Mahkemesince 06.10.2010 tarih ve 227-1486 sayı ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinin 2, 3, 4 ve 5. fıkraları uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, söz konusu karar itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleşmiştir.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranılmadığının bildirilmesi üzerine, yargılamaya devam eden Yerel Mahkemece 25.06.2012 tarih ve 659-1192 sayı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiştir.
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.02.2016 tarih ve 14461-1392 sayı ile;
"Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;
a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesi ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde 'hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına',
b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen 'Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.' hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca 'davanın düşmesine', karar verilmesinde zorunluluk bulunması," gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan İzmir 36. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.05.2017 tarih ve 245-443 sayı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1, 31/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesince 11.11.2019 tarih ve 3829-6055 sayı ile;
"1- Sanığın dava konusu olan bu suçu daha önce işlediği başka bir kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği yalnızca adli sicil kaydı ve İzmir Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünden sorulduğu, Cumhuriyet başsavcılıklarından, UYAP kayıtlarından, denetimli serbestlik şube müdürlüklerinden yeterince araştırılmadan eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması,
2- Hükümden önce 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla TCK'nın 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, 'kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.' hükmü gözetildiğinde dosya kapsamına göre; sanığa denetim planının 01.08.2011'de tebliğ edilmesine rağmen 04.10.2011'deki rehber görüşmesine gelmemesi üzerine 31.10.2011'de uyarıldığı, sanığın 24.11.2011'deki görüşmeye geldiği fakat bu kez 25.01.2012'deki randevusuna da gitmeyerek ikinci kez ihlalde bulunması üzerine, sanığa tekrar yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadığının anlaşılması karşısında; sanığın ilk uyarıya uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.12.2019 tarih ve 13417 sayı ile; "6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile TCK'nın 191. maddesinde yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihinden önce işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından dolayı verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uyarınca, bu tedbire uyulmaması halinde, denetimli serbestlik şube müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasına gerek bulunmadığına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.05.2019 tarihli ve 2018/172 esas, 2019/373 karar sayılı ilamı dikkate alınarak ve ayrıca adli sicil kayıtları ve UYAP üzerinden yapılan araştırmada, sanık hakkında bu suç tarihinden önce, aynı suçtan dolayı açılmış başka bir dava nedeniyle verilip kesinleşmiş herhangi bir tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin bulunmadığı anlaşıldığından, hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasının sanık lehine uygulanma şartlarının bulunmaması nedeniyle, bu suçtan dolayı ilk olarak doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanan ve bu tedbirin infazı sırasında yükümlülüklerini ihlal eden sanık hakkında yargılamaya devam olunarak hüküm kurulmuş olması, 6545 sayılı Kanun'un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrasına uygun olduğundan, bu husus dikkate alınarak yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesince 24.02.2020 tarih ve 8026-976 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının, eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer verilen; "Kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi... hâlinde, hakkında kamu davası açılır." hükmü gözetildiğinde, ısrar şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. ÖN SORUNA İLİŞKİN OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
20.09.2009 tarihli olay tutanağına göre; Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince, 20.09.2009 tarihinde saat 20.00 sıralarında Alsancak Mahallesi, 1517 Sokakta gerçekleştirilen devriye görevi esnasında, sokak üzerinde yürümekte olan sanığın yere bir şey attığının görüldüğü, görevlilerce sanığın durdurulmasından sonra yerden alınan gazete kâğıdına sarılı maddenin suç konusu esrar olduğunun tespit edildiği, konu hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapıldığı,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarının 02.10.2009 tarihli raporuna göre; ele geçirilen 1,1 gram ağırlığındaki yeşil renkli bitki kırıntılarının kenevir bitkisi olduğu, söz konusu maddeden net 0,770 gram esrar elde edilebileceği,
Sanık hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12.11.2009 tarihli ve 55883-17674 sayılı iddianamesiyle; TCK'nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
İzmir (Kapatılan) 15. Sulh Ceza Mahkemesince 06.10.2010 tarih ve 227-1486 sayı ile; sanık hakkında TCK'nın 191/2-3-4 ve 5. maddeleri uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, söz konusu kararın itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleştiği,
Kesinleşen bu kararın infaz edilmesi amacıyla dosyanın Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca, 27.06.2011 tarihinde Karşıyaka Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğüne gönderildiği, söz konusu kurum tarafından 2011/797 sırasına kaydı yapılan dosyada sanık hakkında tedavi ve denetim programının belirlendiği, program kapsamındaki 04.10.2011 tarihli uzman rehber görüşmesine mazeretsiz olarak katılmayan ve söz konusu yükümlülüğün gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde karşılaşacağı yaptırımlar konusunda uyarılan sanığın, 25.01.2012 tarihli görüşmemeye de herhangi bir mazeret bildirmeksizin katılmaması üzerine Karşıyaka Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğünce 15.03.2012 tarihinde, uyarıya rağmen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklerin ihlal edildiği gerekçesiyle sanık hakkındaki kaydın kapatılmasına karar verildiği, dosyanın gönderildiği İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 03.04.2012 tarihli yazısı ile de tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin karara uymadığı anlaşılan sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrası uyarınca yargılamaya devam edilmesinin talep edildiği,
24.04.2012 tarihi itibarıyla yargılamaya tekrar başlayan İzmir (Kapatılan) 15. Sulh Ceza Mahkemesince 25.06.2012 tarih ve 659-1192 sayı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.02.2016 tarih ve 14461-1392 sayı ile; 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin sanık yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan İzmir 36. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.05.2017 tarih ve 245-443 sayı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1,62, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık soruşturma evresinde; sokakta yürüdüğü esnada polisleri görmesi üzerine elindeki suç konusu esrarı yere attığını, söz konusu maddeyi tanımadığı bir şahıstan kullanmak amacıyla satın aldığını, kovuşturma evresinde; suçlamayı kabul etmediğini, esrar kullanmadığını, polislerin yaptıkları arama neticesinde üzerinde uyuşturucu madde bulamadıklarını, rehber ile yapılacak görüşmeye iş yerinden izin alamaması nedeniyle katılamadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler
TCK'nın "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak" başlıklı 191. maddesinin suç tarihindeki hâli; "(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde düzenlenmiştir.
Diğer taraftan TCK'nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üst soy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hâllerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir (TCK m. 267/8 ve 230/4).
Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezası ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son günün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
Dava zamanaşımının durması, kanunda açıkça sayılan bazı hâllerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu hâlin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı hâlinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır (Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 1013). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hâl nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durdurmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek hâlleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK'nın 107. maddesinde; "Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur.", 5237 sayılı TCK'nın 66/1. maddesinde ise; "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı TCK'daki hukuku âmme dâvasının ikamesi ibaresi yerine soruşturma ve kovuşturma yapılması ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp CMK'da ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur.
Dava zamanaşımının kesilmesi ise kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92). Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda usule ilişkin her türlü muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK'da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Anayasa'nın 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Sanığa atılı kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun yaptırımı, TCK'nın 191. maddesinin birinci fıkrasının suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan metnine göre, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Diğer yandan, anılan maddenin ikinci fıkrasında; tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararların, durma kararının hukuki sonuçlarını doğuracağı hüküm altına alınmıştır. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereğince bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67. maddenin dördüncü fıkrası dikkate alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 20.09.2009 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde ve 67. maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen 12 yıllık kesintili dava zamanaşımının, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararının kesinleştiği 10.11.2010 tarihi itibarıyla durduğu, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararının gereklerine uymayan sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yargılamaya tekrar başlandığı 24.04.2012 tarihinde zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı, bu hâliyle zamanaşımının 10.11.2010-24.04.2012 tarihleri arasında 1 yıl 5 ay 14 gün süreyle durduğu, sanığın sorgusunun yapıldığı 12.09.2010 ile sanık hakkında mahkûmiyet kararlarının verildiği 25.06.2012 ve 17.05.2017 tarihlerinde ise kesildiği gözetildiğinde, 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresine durma süreleri de eklendiğinde, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce 04.03.2023 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin mahkûmiyet hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’un, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 11.11.2019 tarihli ve 3829-6055 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- İzmir 36. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.05.2017 tarihli ve 245-443 sayılı mahkûmiyet hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!