WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 14 Temmuz 2026

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

A- A A+

9. Ceza Dairesi         2023/5933 E.  ,  2024/1174 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/232 E., 2016/79 K.
SUÇ : Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

I. HUKUKÎ SÜREÇ - OLAY VE OLGULAR
1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kamu davasının açıldığı, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.05.2011 tarihli ve 2009/301 Esas,

2011/247 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 6545 sayılı Kanun'la değişiklikten önceki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrası ile aynı Kanun'un 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.05.2011 tarihli ve 2009/301 Esas, 2011/247 Karar sayılı kararının sanık ve katılan tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, 14.10.2014 tarihli ve 2013/1295 Esas, 2014/10978 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

3. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı sonrası İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.03.2016 tarihli ve 2015/232 Esas, 2016/79 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 6545 sayılı Kanun'la değişiklikten önceki 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve altıncı fıkraları ile aynı Kanun'un 43 üncü ve 62 nci maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

4. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği
Özetle, "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin uygulanması gerektiğine, hakkında verilen hükmü kesinleşen diğer sanığın eyleminden sanığın haberinin olmadığına, atılı suçun işlenmediğine, katılan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğuna dair arttırım maddesinin olayda uygulanmaması gerektiğine, mütalaa ile Mahkemenin farklı kararlar verdiğine, eylemi gerçekleştirdiği kabul edilen diğer sanığa verilen cezaya göre sanık anneye çok daha fazla ceza hükmolunduğuna, bozma öncesi kazanılmış hakkın korunması ile hükmün sanık lehine bozulması gerektiğine ilişkindir.

III. GEREKÇE
1. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın uzantısı olan, Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak bir kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır.

Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir.

2. Bu açıklamalar doğrultusunda olayın intikal şekli ve zamanı, katılan mağdurenin aşamalardaki çelişkili anlatımları, sanığın inkara yönelik istikrarlı savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanık olan annenin hakkındaki hüküm kesinleşen diğer sanık ...'in eylemlerine iştirak veya yardım ettiğine dair mahkumiyete yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanık anne hakkında açıklanan sebeplerle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

3. Aynı gerekçelerle Tebliğnamede onama isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.03.2016 tarihli ve 2015/232 Esas, 2016/79 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün Tebliğname’ye aykırı olarak, üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

14.02.2024 tarihinde karar verildi.

(Karşı Oy)

KARŞI OY
Mağdure ...’ın son eylem tarihi olan 09/03/2009 tarihi itibariyle 14 yaşında olup annesi olan sanık ...’nin velayeti altında bulunduğu, aynı çatı altında birlikte ikamet ettikleri,
Hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık ...’nin, son eylem tarihinden yaklaşık 1 ay kadar önce mağdure ile annesi sanık ...’nin birlikte ikamet ettikleri eve geldiği ve mağdurenin odasına girerek kendisine karşı cinsel istismarda bulunduğu, mağdurenin bu durumu annesi olan sanık ...’ye anlattığı, sanık ...’nin, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen ...’ye herhangi bir tepki göstermediği gibi, mağdureye “git odana yat” şeklinde söylediği,
Bu olaydan yaklaşık 1 hafta sonra ...’in yeniden mağdure ve sanık ...’nin evlerine geldiği ve mağdureye cinsel birliktelik teklif etttği, mağdurenin bunu kabul etmeyerek durumu annesi olan sanık ...’ye bildirdiği, sanık ...’nin ...’e yine herhangi bir tepki göstermediği,
Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen ...’in 09/03/2009 tarihinde yine mağdure ve sanık ...’nin birlikte yaşadıkları eve geldiği ve mağdurenin odasına girerek yeniden cinsel istismarda bulunduğu, mağdurenin cinsel ilişki teklifini yine kabul etmediği,
Mağdurenin aşamalarda alınan beyanlarında ...’in her defasında kendisine bir miktar para verdiğini, annesi olan sanık ...’nin kendisine “... sana para verirse alırsın” dediği için adı geçenin verdiği paraları aldığını ve bu paraları da daha sonra annesi ...’nin kendisinden aldığını beyan ettiği,
Mağdurenin olayı yakın arkadaşı olan tanık ...’ye anlatması üzerine durumu 10/03/2009 tarihinde polise intikal ettirdikleri, aynı günün akşamında ...’in bir başka erkekle eve gelmesi ve mağdurenin durumu polise bildirmesi üzerine polis memurlarınca konuta gelindiğinde ...’in bir başka erkekle birlikte evde bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Velayet hakkı, Medeni Kanunun 335 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup sadece hak ve yetkileri değil, aynı zamanda çocuğun korunmasına dönük (yasanın 339, 346 ve 348 maddelerinde) yükümlülükleri de kapsar. Diğer bir ifade ile velayet hakkına sahip olan anne ve/veya baba garantörlük sıfatına haizdir ve her hal ve durumda çocuğun hak ve menfaatlerini gözetmek zorundadır.
Somut olayda sanık ...’nin, hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen ...’in mağdureye karşı gerçekleştirdiği ilk cinsel saldırı eyleminden haberdar olmasına rağmen adı geçene herhangi bir tepki göstermediği gibi eve almaya da devam ettiği, mağdureden ...’in gerekleştirdiği cinsel saldırı eylemleri karşılığında kendisine verdiği paraları kabul etmesini istediği ve bilahare bu paraları mağdureden aldığı, sanık ...’nin mağdur üzerindeki velayet hak ve yükümlülüğüne aykırı şekildeki ısrarlı tutumlarının, diğer sanık ...’in eylemlerinin icrasını kolaylaştırmak niteliğinde olduğu, TCK 39/2-c maddesi yollamasıyla 103/1-a, 103/3, 103/6 ve 43/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.

...