9. Ceza Dairesi 2022/12553 E. , 2023/4241 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/250 E., 2016/401 K.
SUÇ : Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı
KARAR : Direnme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.12.2016 tarihli ve 2016/250 Esas, 2016/401 Karar sayılı kararı ile Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, 26.04.2016 tarihli ve 2016/1153 Esas, 2016/4200 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, 04.12.2017 tarihli ve 2017/1914 Esas, 2017/6122 Karar sayılı ilamıyla yerinde görülmeyerek direnme talebiyle ilgili karar verilmek üzere dosyanın gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.05.2022 tarihli ve 2017/ (Kapatılan) 14-1193 Esas, 2022/392 Karar sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilerek esasının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderildiği belirlenmiştir.
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.04.2014 tarihli ve 2013/260 Esas, 2014/197 Karar sayılı kararı ile sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan (2008 yılındaki eylem için), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 102 nci maddesinin ikinci fıkrası, 102 nci maddesinin beşinci fıkrası ile 43 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 11 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.04.2014 tarihli ve 2013/260 Esas, 2014/197 Karar sayılı kararının, sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 14.10.2014 tarihli ve 2014/6984 Esas, 2014/11064 Karar sayılı kararı ile sanığın katılana karşı 2008 yılında gerçekleştirdiği iddia olunan cinsel saldırı eylemleriyle ilgili olarak, katılanın ruh sağlığındaki bozulmanın, sanığın 2008 yılında gerçekleştirdiği eylemler neticesinde gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda yeniden rapor aldırılarak, sonucuna göre eşe karşı nitelikli cinsel saldırı eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 102 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki halinin şikâyete tâbi oluşu ve şikâyet süresi de dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Bozma üzerine Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.06.2015 tarihli ve 2014/442 Esas, 2015/227 Karar sayılı kararı ile sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan (2008 yılındaki eylem için), 5237 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin ikinci fıkrası, 102 nci maddesinin beşinci fıkrası ile 43 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 11 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.06.2015 tarihli ve 2014/442 Esas, 2015/227 Karar sayılı kararının, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 26.04.2016 tarihli ve 2016/1153 Esas, 2016/4200 Karar sayılı kararı ile "...her ne kadar suç tarihleri itibariyle sanığın 5237 sayılı TCK'nın 102'nci maddesinin 6545 sayılı Kanun'un 58'inci maddesiyle değişmesinden önce, değişik zamanlarda zincirleme şekilde gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulması sebebiyle 102'nci maddenin beşinci fıkrasının sanık hakkında tatbiki zorunlu ise de, sözü edilen fıkra hükmüne ilk derece mahkemesinin karar tarihi olan 30.06.2015 tarihinden önce 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58'inci maddesiyle değişik 102'nci maddesinde yer verilmediği, eşe karşı işlenen vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı bulunduğu, 102'nci maddenin yeni düzenlemesinde ruh sağlığının bozulması sebebiyle ağırlaşmış haline yer verilmediği de dikkate alındığında, dosya kapsamına göre, TCK'nın 7. maddesi hükmü gözetilerek mağdurun 2008 yılında zincirleme şekilde gerçekleşen nitelikli cinsel saldırı eylemleri sebebiyle şikâyetini 5237 sayılı TCK'nın 73/1. maddesi uyarınca aranan altı aylık şikâyet süresi geçtikten sonra yapması karşısında, bahsedilen eylemler bakımından açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 73/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince düşmesi yerine, yerinde olmayan gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi" nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
5. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.12.2016 tarihli ve 2016/250 Esas, 2016/401 Karar sayılı kararı ile verilen direnme hükmünün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, 04.12.2017 tarihli ve 2017/1914 Esas, 2017/6122 Karar sayılı ilamıyla direnme kararında belirtilen gerekçeler yerinde görülmeyerek reddiyle, 6763 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10 uncu maddesinin üçüncü bendine istinaden anılan direnme kararıyla ilgili hüküm kurulmak üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.05.2022 tarihli ve 2017/ (Kapatılan) 14-1193 Esas, 2022/392 Karar sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilerek esasının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderildiği belirlenmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiin Temyiz İsteği
Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı müsnet suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği halde, mahkumiyet kararı verilmesinin yerinde olmadığı, sanığın üzerine isnat edilen suçu işlediğine dair kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığından bahisle hükmün bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın ahşaptan erkek cinsel organı şeklinde yaptığı aleti 2008 yılı içinde değişik zamanlarda resmî nikahlı eşi olan katılana yönelik kasten yaralama eyleminde bulunmak suretiyle direncini kırıp onun cinsel organına soktuğu, sanığın üzerine atılı suçu zincirleme şekilde işlediğinin dosya kapsamından sabit olduğu, katılanın maruz kaldığı eylem nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden aldırılan 28.05.2015 tarihli heyet raporunda; katılanın ruh sağlığında var olan bozulmanın kalıcı olduğu ve bu bozulmanın sanığın 2008 yılında gerçekleştirdiği eylemler neticesinde oluştuğu kanaatine varıldığının bildirildiği, her ne kadar sanık alınan savunmasında olay tarihlerinde eşinden boşanacak olması nedeniyle eşinin kendisine iftara attığını beyan etmiş ise de katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanları, 05.05.2013 günü Soma İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince sanığın kullanmış olduğu cep telefonununda katılana ait çıplak fotoğrafların ele geçirilmiş olması dikkate alındığında, sanık savunmalarının suçtan ve cezadan kurtulma amacını taşıdığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı cinsel saldırı suçunu işlediği kanaatine varılmıştır.
IV. GEREKÇE
Sanığın aşamalardaki savunmaları, olayın intikal şekli ve süresi ile eylemin meydana geldiği iddia edildiği zaman aralığı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair katılanın soyut beyanları dışında cezalandırılmasına yeter, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp İlk Derece Mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.12.2016 tarihli ve 2016/250 Esas, 2016/401 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Başkan vekili ... ve üye ...'nun karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.06.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sanık ... hakkında resmi nikahlı eşi katılan ... ...'e yönelik 2008 ve 2013 yıllarında gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle, beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-c, 102/5, 43/1,53/1 ve TCK 109/2, 109/3-e, 109/5, 43/1,53/1 (2008 ve 2013 yılında gerçekleşen eylemler açısından iki kez) maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılması talebiyle açılan davada yapılan yargılama sonucunda sanığın üzerine atılı suçlardan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık ve müdafii tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda sanığın 2013 yılında katılana gerçekleştirdiği cinsel saldırı eylemi nedeniyle verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından hükmün onanmasına karar verilmiş olup, sanığın katılana karşı 2008 yılında gerçekleştirdiği iddia olunan cinsel saldırı eylemleriyle ilgili olarak, katılanın ruh sağlığındaki bozulmanın sanığın 2008 yılında gerçekleştirdiği eylemler neticesinde bozulup bozulmadığı hususunda yeniden rapor aldırılarak sonucuna göre eşe karşı nitelikli cinsel saldırı eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2. maddesi kapsamındaki halinin şikâyete tâbi oluşu ve şikâyet süresi de dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına, sanığın katılana karşı gerçekleştirdiği 2008 ve 2013 deki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemleri açısından ise sanığın cinsel saldırı suçları esnasında cinsel saldırının gerçekleştirilmesi amacı dışında ayrıca katılanın hürriyetini kısıtılayıcı bir davranışta bulunduğuna dair bir delilin bulunmadığından bahisle beraatine hükmedilmesi gerektiği yönünde hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozulan hükümler sonucunda İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemleri açısından sanık hakkında beraat hükümleri kurulurken, sanığın katılana karşı 2008 yılında gerçekleştirdiği nitelikli cinsel saldırı eylemiyle ilgili olarak aldırılan rapor sonucuna göre katılanda gerçekleşen ruh sağlığı bozukluğunun sanığın 2008 yılındaki eylemleri neticesinde de gerçekleştiğinin belirlenmesi nedeniyle sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
Sanık müdafii tarafından, sanığın 2008 yılında gerçekleştirdiği nitelikli cinsel saldırı eylemi neticesinde hakkında verilen mahkumiyet kararının temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58 inci maddesiyle değişik 102 nci maddesinde 102 nci maddenin beşinci fıkrasına yer verilmediği, eşe karşı işlenen vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı bulunduğu, bu nedenle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7 nci maddesi hükmü gözetilerek katılanın, eşi olan sanık tarafından kendisine karşı 2008 yılında zincirleme şekilde gerçekleşen nitelikli cinsel saldırı eylemleri sebebiyle şikâyetini 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73 üncü maddesinin birinci maddesi uyarınca aranan altı aylık şikâyet süresi geçtikten sonra yapması nedeniyle açılan kamu davasının düşmesi yerine sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı bulunması nedeniyle kararın bozulmasın karar verilmiştir.
Bozulan hüküm sonucunda İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda "suç tarihinde sanığın işlemiş olduğu eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunun şikayete ve dolayısıyla şikayet süresine tabi olmadığı, katılanın şikayet hakkını kullandığı tarihte henüz 6545 sayılı Kanun'un yürürlükte olmadığı, katılanın yürürlüğe girmemiş yasayı öngörmesinin mümkün olmadığı gibi bunu öngörmediği taktirde de suç ve şikayet tarihinde süreye tabi olmayan şikayetinin sonradan yürülüğe giren yasa ile şikayete tabi hale getirilmesi ile katılanın şikayetinin süresinde olmadığından bahsedilerek katılan aleyhine sonuç doğurmasının Yasanın getiriliş amacına ve Yargıtay'ın 23.02.1938 tarih, 23/9 sayılı içtihadı birleştirme kararında belirtilen uyarlama yargılaması ilkelerine uygun olmadığı, Katılanın 05.05.2013 tarihinde Soma İlçe Emniyet Müdürlüğüne başvurarak 2008 yılında eşi olan sanığın kendisine yönelik gerçekleştirdiği cinsel saldırı suçuna konu eylemleri nedeniyle, suç ve şikayet tarihinde takibi şikâyete bağlı olmayan bir suç olması nedeniyle ihbar niteliğinde kabul edilmesi gerekçesi ile Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma ilamına direnmiştir.
Sanık müdafii tarafından direnme kararının temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 14. Ceza Dairesinin, İlk Derece Mahkemesinin direnme ilamında belirtilen gerekçeler yerinde görülmediğinden reddederek anılan direnme kararıyla ilgili hüküm kurulmak üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.
Yargıtay Genel Kurulunun 2017/(Kapatılan)14-1193 Esas, 2022/392 Karar numaralı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün, katılan mağdurenin sanığın eylemlerine yönelik şikâyeti ihbar niteliğinde olduğundan isabetli olduğuna ve dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Dairemize gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmiştir.
Dairemizce yapılan inceleme sonucunda sanığın, katılana karşı 2008 yılında gerçekleştirdiği iddia olunan eylemleri nedeniyle, sanığın aşamalardaki savunmaları, olayın intikal şekli ve süresi ile eylemin meydana geldiği iddia edildiği zaman aralığı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair katılanın soyut beyanları dışında cezalandırılmasına yeter, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından bahisle sanık hakkında verilen mahkumiyet kararlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına verilmiş olup, sanık hakkında verilen bu kararın yerinde olmadığı ve hükmün onanması düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne muhalifiz.
Şöyle ki;
Sanık ile 2007 yılında evlenen katılanın, ilk evliliğinden olma iki kız çocuğuyla, sanığın evinde birlikte yaşamaya başladıkları, sanığın evliliğin üçüncü ayından sonra katılanı darp ettiği, altı yıllık evlilikleri boyunca kısa aralıklarla bu durumun bir çok kez gerçekleştiği, sanığın söz konusu darp eylemlerini, dosya kapsamında katılan tarafından polislere teslim edilen ve adli emanette bulunan ucunda ip bulunan demir sopa ve başka aletlerle gerçekleştirdiği, en son intikal tarihinden bir ay önce katılanı dövdüğü anlaşılmış olup, bu durum katılanın alınan adli muayene raporuyla ve katılanın istikrarlı beyanlarıyla sabittir.
Olayın intikalinin, katılanın ilk evliliğinden olma sanığın üvey çocuklarının, sanığın eylemlerinden kaçarak dosya kapsamında ifadesi alınan tanığa sığınmalarıyla gerçekleştiği, sanığın intikal tarihinde yaşları henüz on ve on bir olan üvey kız çocuklarına oral yoldan organ sokma suretiyle gerçekleştirdiği eylemler neticesinde de hakkında mahkumiyet hükümleri kurulduğu ve bu kararların kesinleştiği görülmüştür.
Katılan aşamalardaki istikrarlı beyanlarında sanıkla olan evliliklerinin birinci yılından sonra (2008) sanığın ahşap içi boş erkek cinsel organı şeklindeki bir aletle kendisiyle ilişkiye girmek istediğini, karşı çıkmasına rağmen zorla bu şekilde kendisi ile ilişkiye girdiğini, girmediği zamanlarda ise darp ettiğini beyan etmiştir. Katılanın beyanları ve dosya kapsamındaki bilgiler neticesinde anlaşıldığı üzere, yaşanan şiddet ve cinsel saldırı eylemleri neticesince katılan, sanığa boşanma davası açmış ve annesinin yanına taşınmıştır. Hatta sanığın tedbir nafakasını ödememesi nedeniyle sanık bir süre ceza evine de girmiş ve uzunca bir süre ayrı kalmışlardır. Ancak her ne kadar sanık cezaevinden çıktıktan sonra katılandan özür dilemiş, tahtadan yapılmış erkek cinsel organına benzeyen aletlerin hepsini yakmış ve tekrar bir arada yaşamaya başlamış iseler de; sanık ilk eylemlerinden beş yıl gibi bir süre sonrasında tekrar katılanı darp etmeye başlamıştır. Katılan, sanığın hem çocuklarına hem de kendisine daha fazla zarar vermesinden korktuğu için adli merciilere şikayette bulunmamıştır.
Katılanın, sanığı affedip barışmalarından sonra sanık darp eylemlerinin yanı sıra 2013 yılında bu sefer silikondan yine erkek cinsel organına benzeyen iki alet yaparak katılanla zorla ilişkiye girmeye başlamış, katılanı ve üvey çocukları olan mağdur çocukları çırıl çıplak soyarak fotoğraflarını çekmiştir. Sanığın cep telefonunda yapılan inceleme sonucunda katılan ve mağdur çocuklara ait çıplak fotoğraflar ve evinde yapılan arama sonucunda da silikondan yapılma iki adet erkek cinsel organları ele geçirilmiş ve sanık hakkında 2013 yılında katılana karşı gerçekleştirdiği nitelikli cinsel saldırı eylemleri nedeniyle mahkumiyet kararı verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında; katılanın, sanık hakkındaki iddialarının dosya kapsamındaki bir çok delille desteklendiği görülmesine rağmen söz konusu delillerin sanığın salt 2013 yılındaki eylemlerine delil teskil edip, sanığın 2008 yılındaki eylemleri açısından değerlendirme dışında bırakılması hususu, katılanın beyanlarının bir kısmına itibar edilip, bir kısmına ise itibar edilmemesi sonucunda mağdurun beyanlarının bölünmesine neden olmuştur. Oysaki katılan en başından beri istikrarlı olarak sanığın 2008 yılındaki eylemlerinden bahsetmiş ve sanığın kendisinden özür dilemesi sonucunda eylemlerine devam etmeyeceğine duyduğu ... sonucunda ve sanığın, kendisi ile çocuklarına zarar vereceği korkusuyla bu eylemleri intikal ettirememiştir. Sanığın, katılan üzerinde yarattığı korku o kadar büyük olacak ki barışma sonrasında devam eden sanığın eylemlerinde dahi intikali kendi gerçekleştirememiştir. Bu nedenle olayın intikali ve süresi hususunda, katılanın beyanlarına itibar açısından bir güvensizlik durumu tarafımızca oluşmamıştır. Ayrıca sanığın 2008 yılındaki eylemleri neticesinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 04.10.2013 tarihli raporundan da anlaşılacağı üzere katılanın ruh sağlığının bozulduğu ve bu bozulmanın kalıcı olduğu mütalaa olunmuştur.
Bu aşamada sanığın 2008 deki eylemlerinin 2013 deki eylemlerine teselsül ettiği ve sanığın 2008 deki eylemleri neticesinde ayrıca bir cezalandırılması yoluna gidilmeyeceği düşünülse de; somut olayda fiili kesintinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususuna bakılması gerekmektedir. Bunun için öncelikle sanığın suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre önem teşkil etmektedir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Bu bağlamda, fiili kesintinin birçok Yargıtay kararında failin eylemine ara vermesi veya tutuklanması, askere gitmesi, uzun bir süre hastanede yatması gibi nedenlerle eylemini sürdürememesi hâllerinde meydana gelebileceği belirtilmiştir. Açıklanan bilgiler ışığında, sanığın, 2008 yılında katılana karşı gerçekleştirdiği eylemler sonucunda, katılanın, sanıktan ayrılarak annesinin yanına taşınması, boşanma davası açması, hatta tedbir nafakasını ödememesi sonucu sanığın cezaevine girmesi ve aradan beş yıl gibi bir uzun süre geçmesi sonrasında sanığın kastını yenileyerek tekrar 2013 yılında suç aletini değiştirerek eylemlerine devam etmesi somut olayda fiili kesintinin gerçekleştiğini göstermektedir.
Tüm bu açıklamalar karşısında sanığın 2008 yılındaki eylemleri neticesinde de ayrıca cezalandırılması yönündeki İlk Derece Mahkemesinin kararı yerinde olup, maruz kaldığı eylemler sonucunda ruh sağlığında kalıcı bozulma gerçekleşen katılana karşı söz konusu eylemleri gerçekleştiren sanığın bu eylemlerinin cezasız kalması adalete, hakka, hukuka ve kamu vicdanına uygun değildir. İlk derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün onanması gerekmektedir. Bu sebeple sanığın beraat etmesi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne muhalifiz.
Hükme iştirak eden üye ...'un karar yazımından önce 28.07.2023 tarihinde vefat etmesi nedeniyle imza eksikliğinin giderilemediğine dair 5271 sayılı CMK'nın 232/5. maddesine istinaden düşülen iş bu şerhin altı imzalanmıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!