8. Hukuk Dairesi 2023/3788 E. , 2024/1937 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1164 E., 2023/318 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mardin Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2017/157 E., 2021/27 K.
Taraflar arasında Mardin Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı birleşen dosya davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
766 sayılı Tapulama Kanunu'na (766 sayılı Kanun) göre 1969 yılında yapılan arazi kadastro çalışmaları esnasında kadastro çalışma alanında bulunan dava konusu taşınmaz, ormanlık alanda kaldığı gerekçesi ile tescil harici bırakılmış, 2017 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 1.maddesi kapsamında Orman Komisyonu tarafından yapılan orman tahdidi neticesinde dava konusu taşınmazın orman sayılmayan alanlarda kaldığı tespit edilmiştir.
Mardin ili Nusaybin ilçesi Eskihisar mahallesinde 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi kapsamında 2017 yılında yapılan kadastro alışmalarında dava konusu taşınmaz, 102 parsel olarak 27.688,73 m2 yüzölçümünde tarla niteliği ile 1/3 pay ile kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeni ile davalılar ..., ... ve ... adına tespit edilmiştir.
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; dava konusu 102 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına zilyetlik edinme sebebi ile tespit gördüğünü, ancak Kadastro Kanunu'un 14. madde kapsamında davalılar lehine zilyetlik yolu ile edinme koşullarının oluşmadığı, taşınmaz üzerinde imar-ihya çalışması yapılmadığını, taşınmazın Hazine adına tespit edilmesi gerektiği ileri sürülerek davalılar adına yapılan tespitin iptali ile taşınmazın Hazine adına tescilini istemiştir.
Temyize konu olmayan birleşen dava da ise; davaya konu taşınmazın Mardin Suryani Kadim Deyrulzafaran Manastarı Ve Kiliseleri Vakfına ait olduğu ileri sürülerek davalılar adına yapılan tespitin iptali ile taşınmazın davacı Vakıf adına tescili istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, jeodezi bilirkişi raporuna göre taşınmazın üzerinde 1984 yılında herhangi bir tarımsal faaliyet yapılmadığının tespit edilmesi ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın 1990 lı yıllardan önce davalılar tarafından kullanılmadığı, 2000 li yıllardan sonra ise Valiliğin teşviki ile birlikte göç eden köylülerin köylerine geri dönmesi ile birlikte taşınmazın davalılarca kullanılmaya başlandığı kabul edilmiş ve netice de davalıların kadastro tespitinden ( 2017) geriye en az 20 yıl süresiyle taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyet yapmamış olmalarından dolayı taşınmazın üzerinde davalılar lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği sebebine dayalı taşınmaz edinim koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile Hazine'nin açtığı davanın kabulüne, Vakfın açtığı birleşen davanın ise reddi ile dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin iptaline, tutanaktaki yüzölçümü ve "hali arazi " vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Birleşen dosya davacı vekili ile davalılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları uyarınca; dava konusu taşınmazın 1969 yılında kesinleşen tesis kadastrosu çalışmaları sırasında "taşlık" olarak tapulama harici bırakıldığı, taşınmazın bilirkişi raporunda "B" harfiyle gösterilen kısmının zemin itibariyle taş ağırlıklı, dağlık, erozyonlara maruz kalarak taş ve kaya oranının fazlalaştığı, imar-ihya edilmediği, tarım yapılabilecek arazi vasfında olmadığı, 6. sınıf tarım arazisi vasfında olduğu, bu haliyle özel mülkiyete elverişli olmadığı, "A" harfiyle gösterilen taşınmaz bölümü bakımından ise davalı gerçek kişilerin tespit tarihinden geriye doğru süreçte 20 yıllık zilyedlik şartını sağlamadıkları, zira jeodezi bilirkişisi raporunda 1984 yılında taşınmazda tarımsal faaliyet olmadığı bildirilmekle (tespit yılı 2017) 1990 yılından önce taşınmazın davalılar tarafından kullanılmadığı, davalıların kullanımın köye valiliğin 2000'li yıllardaki teşvikiyle başladığı, davalıların kullanımın bu şekilde 2000'li yıllardan sonra oluştuğu, birleşen dosya davacısı vakıf bakımından ise; dosyada mevcut 1973 tarihli sulhnameye göre taşınmazın Manastır tarafından tasarruf edileceği kararlaştırılmış ve her ne kadar vakıf 1990'lı yıllardan önce taşınmazın bulunduğu yöreyi terk etmiş olsa dahi keşifte elde edilen beyanlar ve birleşen dosya davacısı vakfın iddialarından zoraki terkin ortadan kalktığı 2000'li yıllardan sonra taşınmazda kullanımının bulunmadığı, bu evrede yetersiz süredeki kullanımın ise davalılar tarafından gerçekleştirildiği, vakfın kullanımının söz konusu olmadığı, bölgeye ilişkin (1984 sonrasına ilişkin) 1970'li ve 1990'lı yıllara ait hava fotoğrafının bulunmadığı ve davalılar ve birleşen dosya davacısı vakfın savunma ve iddialarında zilyedlik sebebine (kullanıma) dayanmakta oluşları da nazara alındığında çekişmeli taşınmazda "B" harfiyle gösterilen kısmın özel mülkiyete elverişli olmadığı, taşınmazın "A" harfiyle gösterilen kısmı bakımından ise davalılar ve birleşen dosya davacısı Vakıf lehine kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz iktisabına ilişkin yasal şartların gerçekleşmediği, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu, Mahkemenin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davalılar vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; taşınmazın bilirkişi raporlarında (A) ve (B) harfleri ile gösterilen alanların bir bütün olduğu ve kadimden bu yana kara saban ile tarım yapıldığını, taşınmazın tamamının 1953 yılından itibaren tarımsal faaliyete konu edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, ancak (A) harfi ile gösterilen kısım yönünden kazanma koşullarının oluştuğunun açıkça anlaşıldığını, davacı Vakıf'ın iddiaları ve tanıkları yönünden ise taşınmazın hiçbir zaman kilise vakfına veya başka şahıslara ait olmadığını, kadimden beridir davalılara ait olduğunu, taşınmazın 1953 ve 1984 yılındaki hava fotoğraflarında tarımsal faaliyet görülmediği belirtilmiş ise de son hava fotoğrafının üzerinden (1984) dava tarihine kadar 33 yıllık bir zaman diliminin geçtiğini, dava tarihi itibariyle de 20 yıllık sürenin geçirilmiş olduğunun, ziraat bilrkişi raporunda imar ihyanın gerçekleşmemiş olduğu belirtilmiş ise de, taşınmazın keşif esnasında ekili olmamasının taşınmazın imar ve ihya olmadığını, taşınmazda tarımsal faaliyet yapılmadığını göstermeyeceğini, bölgedeki toprak yapısı, bir yıl ekilmeyen taşınmazın üzerinde yetişen çalılar ve otlar nedeniyle hiç ekilmemiş bir görünüme kavuşmasına sebebiyet verdiğini, taşınmaz üzerindeki taşların tamamen temizlenememiş olmasının ekonomik ve teknolojik imkanlarla ilgili olduğunu, zamanında hayvanlar vasıtası ile yüzeysel olarak çift sürülebilen bu taşınmazlarda kayaların, büyük taşların etrafının dolaşılmak zorunda kalması gibi etkenlerle taşınmaz üzerinde kısım kısım taşlar kalması imar ve ihya şartının gerçekleşmediği anlamına gelmeyeceğini, güvenlik nedeni ile köylerin boşaltılmasının davalılar aleyhine değerlendiğini, taşınmazı iradi terkin söz konusu olmadığını, açıklanan ve resen göz önüne alınacak seberlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkin olup taraflar arasındaki uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8 inci maddesi uyarınca yapılan kadastro sırasında zilyetlik edinme nedenine dayalı olarak davalılar adına tespit edilen taşınmazın davalılar tarafından imar-ihya edilerek ve 20 yılı aşkın süre ile aralıksız, nizasız malik sıfatı ile zilyet olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371'inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 179,90 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 247,70 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!