8. Hukuk Dairesi 2023/2322 E. , 2024/1442 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
KARAR : Asıl ve birleşen davaların reddine, asli müdahilin davasının kabulüne
BİRLEŞEN DAVA
MAHKEMESİ : Diyarbakır Kadastro Mahkemesi
KARAR : Asıl ve birleşen davaların reddine, asli müdahilin davasının kabulüne
Taraflar arasındaki genel mahkemeden devredilen davaya ilişkin yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine, asli müdahilin davasının kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı birleşen dava dosyasının davacısı ... vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.03.2024 Salı gününde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Duruşma için tayin edilen günde birleşen davada davacı ... ve müşterekleri vekili Avukat ... geldi. Karşı taraftan davalı ... vekili Avukat ... geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 05.03.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 108 ada 24 parsel sayılı 95.789,64 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle susuz tarla vasfıyla ... adına tespit edilmiş, tespit malikinin taşınmazın 01.06.2006 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığına yönelik kadastro komisyonuna itirazı neticesinde, itirazın kabulüne ve taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmesi üzerine taşınmaz tespit maliki adına tescil edilmiş, bilahare 20.11.2009 tarihinde kayden satış yoluyla ... adına intikal etmiş, ardından taşınmazın kadastro tutanak aslı getirtilerek davalı hale getirilmiştir.
Asıl dava dosyasında davacılar vekili dava dilekçesinde, ... Mevkiinde bulunan ve Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kalan taşınmazı haricen satın aldıklarını belirterek Mehmet Balta adına bulunan tapu kaydının iptaliyle adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi talebiyle dava açmış, davalı ... Balta (Yener) hakkında Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan tapu iptali ve tescili davası, dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Birleşen dava dosyasının davacısı vekili dava dilekçesinde, 108 ada 24 parsel sayılı taşınmazın Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında olduğunu, tapu maliki olan ....'in taşınmazı davacının murisi (babası) ...'a 55 yıl kadar önce sattığını, ancak taşınmazın tapu kaydındaki satış işlemine yönelik takyidat nedeniyle davacının murisi adına intikalin yapılamadığını, davacının murisinin 1974 yılında vefat ettiğini ve taşınmazın halen ....adına tapu da kayıtlı iken diğer mirasçıların vekaleti ile taşınmazın Mehmet Balta (Yener)'ya intikal ettiğini, dava konusu taşınmazın aslında davacının murisinden davacıya intikal ettiğini ve bu taşınmaz ile diğer dava dışı taşınmazları .... tarafından uzun sürelerle icara veya yarıcılık sistemiyle davacının ektiğini belirterek taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, bilahare dava dosyası eldeki dava ile birleştirilerek davaya devam olunmuştur.
Asli müdahil ... vekili müdahale dilekçesinde, asli müdahilin 108 ada 24 parsel sayılı taşınmazı önceki kayıt malikinden tapu kaydındaki kayıtlara göre satın aldığını belirterek taşınmazın asli müdahil adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, tapu maliki olan ...mirasçılarının babası ...'yı vekil tayin ettiklerini ve babasının taşınmazı kendisine sattığını, taşınmazı ...'in ölümünden sonra mirasçısı Şefik Yener'in kullandığını, Şefik Yener'in vefatından sonra eşi Sultan Yener'in taşınmazı her yıl icar karşılığı verdiğini, ancak davacılardan icar bedellerini alamayınca bu taşınmazı satmak zorunda kaldığını, davacıların Sultan Yener’e icar bedelini vermedikleri gibi taşınmazı kendi taşınmazları gibi kullanmaya devam ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarılmadan önce, Çınar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava dosyaları birleştirildikten sonra yapılan yargılama sonunda, "davacıların davalarını ispatlayamadığı, taşınmazın tapulu taşınmaz olup tapulu taşınmazlarda zilyetliğin aranmayacağı" gerekçesiyle davalarının reddine karar verilmiş; hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 12.06.2008 tarihli ve 2008/3027 Esas, 2008/3215 Karar sayılı kararıyla "ilk derece mahkemesi tarafından yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olmadığı belirtilerek, dava konusu taşınmaza ilişkin Mayıs 1933 tarih 62 nolu tapu kaydının edinme sebebi sütununda aynen “…Muharrem zade Bekir Efendi oğulları Mehmet ve Mustafa Efendilere ait 1505 nolu kanun mucibince istimlak olunan bu tarlanın 1600 hisse itibariyle 80 hissesinin bedeli 20 sene müddetle takyidat olmak ve son tarihinden tediyesine kalmak Hazine lehine mahfuz bulunmak şartıyla 20 lira bedelle Mehmet oğlu Abdülmecid'e tefviz olduğu vilayetin 20.10.1930 tarihli tasarruf vesikasından anlaşılmakla tescili icra kılındı.” denilmek suretiyle Abdullah oğlu Hüseyin adına tescil edildiği, intikal ve satışlar nedeniyle 1.6.2006 gün 1 sıra numarası ile davalı ... oğlu Mehmet Balta adına tescil edildiği, davacılar vekilinin, dava konusu taşınmazın kayıt maliki tarafından vekil edenlerinin miras bırakanına satılıp devredildiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunduğu, tapulu bir taşınmazın kural olarak haricen satışının ve devrinin hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacağı, İlk Derece Mahkeme'nin bu yöne ilişkin nitelendirmesinin yerinde olduğu, ne var ki, dava dilekçesindeki açıklamalar ve iddianın ileri sürülüş şekline göre, uyuşmazlığın 3402 sayılı Kanun'un 13/B-b maddesiyle ve 4721 sayılı Kanun'un 713/2. maddesi hükümleri karşısında irdelenmesi gerekmekte ise de İlk Derece Mahkemesince bu yönde herhangi bir araştırma ve incelemenin yapılmadığı, taşınmazın 20 yıl süreyle takyitli olarak verildiği, harici satış veya olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanmanın gerçekleşmesi için takyidin sona ermiş olması gerektiği, tapu kaydının edinme sebebi sütunundan da anlaşılacağı üzere süreyle birlikte ödeme durumuna da değer verildiği, bu nedenlerle, dava konusu taşınmaz üzerindeki takyidin sona erip ermediği, sona ermiş ise 3402 ve 4721 sayılı Kanun'un anılan hükümleri karşısında araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasının isabetsiz olduğuna" değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiş; davalı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine, Dairenin 14.10.2008 tarihli ve 2008/4544 Esas, 2008/4866 Karar sayılı kararıyla "karar düzeltme isteminin reddine" karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olduğu" gerekçesiyle dava dosyasının Kadastro Mahkemesine aktarılmasına karar verilmiş; hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 26.04.2012 tarihli ve 2012/2834 Esas, 2012/3427 Karar sayılı kararıyla "ilk derece mahkemesi tarafından dava konusu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenip düzenlenmediği ve taşınmazın 108 ada 24 parsel sayılı taşınmaz olup olmadığı netleştirilmeden karar verildiği belirtilerek, İlk Derece Mahkemesince mahallinde yeniden yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıkların 6100 sayılı Kanun'un 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılması, aynı Kanun'un 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmesi, 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydının uygulanmasına çalışılması, dava konusu taşınmaza ilk olarak kimin zilyet olduğu, zilyetliğin kim tarafından ne şekilde sürdürüldüğü hususlarının sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde 6100 sayılı Kanun'un 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılması, teknik bilirkişiden keşif konusu taşınmaz hakkında kadastro çalışmalarında tutanak düzenlenip düzenlenmediğinin belirlemesinin istenmesi, tanık ve bilirkişi sözlerinin ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, dava konusu taşınmazın 108 ada 24 parsel sayılı taşınmaz olması halinde ilk derece mahkemesi tarafından davanın kadastro mahkemesine aktarılması, dava konusu taşınmazın 108 ada 24 parsel sayılı taşınmaz olmaması halinde ise asıl ve birleşen dava yönünden görevli mahkemenin belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, "bozma ilamına uygun olarak yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanları ve alınan raporlar doğrultusunda dava konusu iki taşınmazın da 108 ada 24 parsel olduğunun tespit edildiği, bu nedenle görevli mahkemenin kadastro mahkemesi olacağı" gerekçesiyle dava dosyasının Kadastro Mahkemesine aktarılmasına karar verilmiş; hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.04.2017 tarihli ve 2014/26541 Esas, 2017/5392 Karar sayılı kararıyla "ilk derece mahkemesi kararının onanmasına" karar verilmiştir.
Dava dosyası Kadastro Mahkemesine aktarıldıktan sonra, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, "dava konusu yapılan tapu kaydının 108 ada 24 sayılı parsel kapsamında kaldığının ve bu parselin de toplulaştırma çalışmaları neticesinde 245 ada 4 ve 246 ada 1 sayılı parsellere ayrıldığının 02.07.2014 havale tarihli bilirkişi raporuyla belirlendiği, keşif ve temin edilen fen bilirkişi raporu uyarınca Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapunun eski 108 ada 24 (yeni 245 ada 4 ve 246 ada 1 sayılı parselleri) kapsamına aldığı hususunda bir tereddütün bulunmadığı, uyuşmazlığın nizalı alanın haricen satın alınıp alınmadığı ve zilyetliğin kimin elinde bulunduğu hususunda toplandığı, davacıların davası yönünden, davacıların taşınmazı haricen satın aldıklarını ispatlayamadıkları gibi taşınmazdaki zilyetliğin malik sıfatıyla kesintisiz sürdüğüne dair yeterli kanaat oluşmadığı, 3402 sayılı Kanun'un 13/B-b ve 4721 sayılı Kanun'un 713/2 maddeleri uyarınca gerekli olan harici satış ispatı ve malik sıfatıyla zilyetlik şartlarının gerçekleşmediği, asli müdahilin davası yönünden ise taşınmazın 3402 sayılı Kanun'un 40/2. maddesi uyarınca resmi senetle yapılan satış sebebiyle asli müdahil adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine, asli müdahilin davasının kabulüne, eski 108 ada 24 (yeni 245 ada 4 ve 246 ada 1) parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile asli müdahil ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, birleşen dosya davacısı İzzettin Durmuş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yukarı da yazılı şekilde karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, dava, genel mahkemede, tapu kaydına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescili istemine ilişkin olup dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmesi nedeniyle kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Bu nedenle, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 30/2 nci maddesi gereğince kadastro hakimi, iddia ve savunma çerçevesinde hüküm kurarken, davanın tarafları ile bağlı kalmaksızın hak sahibi olduklarını saptadığı takdirde dava dışı üçüncü şahıslar lehine de tescil hükmü vermekle yükümlü olduğundan, bu çerçevede re'sen araştırma yapmak ve gerçek hukuki durumu tespit etmek zorundadır. Her ne kadar, somut olayda taşınmazın kadastro tutanağında malik hanesi doldurulmuş ise de davanın anılan niteliği gereği, kadastro tutanağının malik hanesinin hukuken boş olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda, tespit malikinin itirazında belirttiği 01.06.2006 tarihli ve 1 sıra numaralı paya ilişkin tapu kaydının geldi kaydı davacıların iddialarında belirttikleri Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydı olup şu halde iddia ve savunmaların ileri sürülüş biçimine göre taraflar arasında, taşınmazın tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmaz üzerinde 3402 sayılı Kanun'un 13/B-b koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmaması halinde davacı tarafın zilyet olduğunu iddia etmesi nedeniyle 13/B-c koşullarının davacı taraf lehine oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Önceki tarihli bozma ilamında belirtilen ...'in (... oğlu) maliki olduğu Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydı üzerindeki "takyidatın" 1978 yılında yapılan ödemeyle tapu kaydı üzerinden 1983 yılında kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Dava dosyası aktarılmadan ve aktarıldıktan sonra yapılan keşiflere göre de, davacıların iddiasında belirtildiği üzere taşınmazın tapu malikinden satış, bağış ve benzeri tapu dışı hukuki bir yolla davacıların murisine devredildiği hususu ispatlanamamıştır. Dolayısıyla, somut olayda 3402 sayılı Kanun'un 13/B-b koşullarının oluştuğundan söz edilemeyecek olup İlk Derece Mahkemesi'nin bu kabulü yerindedir. Fakat, aşamalarda yapılan keşiflerde dinlenen kişilerin beyanlarına göre, taşınmazın davacı taraf tarafından kullanıldığının beyan edilmesi nedeniyle davacı lehine 3402 sayılı Kanun'un 13/B-c koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekir. Dosya içerisinde bulunan Çınar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/138 Esas ve 2006/139 Karar sayılı veraset ilamına göre tapu maliki ...'in (... oğlu) 1981 yılında vefat ettiği belirtilmiş olup Mayıs 1933 tarihli ve 62 sıra numaralı tapu kaydının 2006 yılına yılına kadar tedavül görmediği anlaşılmıştır. Diğer taraftan, dosya kapsamına yansıyan mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre de, taşınmazın aktarılan dava tarihine kadar (2006 yılı) 20 yıldan fazla bir süredir davacı tarafın zilyetliğinde bulunduğunun ispatlandığı, davalı tarafın ise savunmasında belirttiği hususları ispatlayamadığı gibi eldeki dosyada davalının savunmasında belirtiği hususlara benzer iddialar içeren, aynı çalışma bölgesinde bulunan bir takım dava dışı parsellere ilişkin, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen, davacısı Sultan Yener olan, Diyarbakır Kadastro Mahkemesinin 24.06.2015 tarihli ve 2013/35 Esas, 2015/27 Karar sayılı dava dosyasında da bu iddia/savunmaların da ispatlanamadığı anlaşılmış olmakla; aktarılan dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 3402 sayılı Kanun'un 13/B-c maddesi gereğince tapu kaydının hukuki kıymetini yitirdiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 102 parsel sayılı taşınmaz yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 17.100,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacı vekiline verilmesine,
Taraflarca 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
İstek halinde peşin harcın temyiz eden birleşen davada davacı ...'a iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!